Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

DİNSEL BASKILAR VE BEBEK CİNAYETLERİ

08.06.2010

Aylardır üst üste o kadar sık tekrarlanır hale geldi ki, yoğun gündeme rağmen bu hafta siyasetin bitmeyen gerginliklerini rafa kaldırıp daha önce de değindiğim bu vahim konuyu açmak istiyorum.
            Tecavüz edilip öldürülen iki-üç yaşında bebekler, tüm bir köyün tecavüzüne uğrayan ergenlik çağında kızlar, bunları tehditler altında mal gibi kullanan kelli felli adamlar… Ya da fotoğraf şantajıyla genç kızları fuhuşa zorlayan bireyler, çeteler, kızlarının mahalleden bir erkekle konuştuğunu gördükleri için töre yasasına göre ölüme mahkum eden caniler, aile içi ensest olaylarında kimden hamile kaldığı belli olmayan zavallı kızlar…
            Devam edelim mi? Bu tecavüzlere yeltenmeyen ama acısını çevrede ellerine geçirdikleri her hayvandan alan, ister köpek, ister eşek, ister tay, her canlıya tecavüz eden zavallı psikopatlar…
            Tüm bu saydığımız ve her yıl yüz binlerce insanı onarılamaz dramlara sürükleyen kepazeliklerin bir tek ortak noktası var: cinselliğin bir tabu olarak kabul edilip, sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesinin imkansız hale getirilmesi, yok edilen bu yarınların, öldürülen bebeklerin, tecavüz edilip ortadan kaldırılan genç kızların, evinde tecavüze uğrayan 80’lik ninelerin ana ortak noktası, çoğu zaman siyasi tutuculukla beraber gelen, cinsel tutuculuk.
            Hani şu “örf ve adet baskısı”, “töre, “dinsel baskı”, “mahalle baskısı” ve en nihayetinde kurumsal devlet baskısı ile imkansız hale getirilen cinsellik.
            Din kitapları ne yazarsa yazsın, babalar hangi baskıları uygularsa uygulasın, polis veya yurt müdürleri hangi cezaları getirirse getirsin, sonuçta genç bir erkek, senede belki 500 ejakülasyonda ben diyeyim 10 litre siz deyin 15 litre sperm boşaltmaya mecburdur. Bu insanlar kalkıp Fransa, Brezilya, veya Danimarka’da olduğu gibi yaşıtlarıyla özgürce sevişerek bu doğal ihtiyaçlarını giderebilecekler midir? Hayır. Peki mastürbasyon bu ülkede normal görülür mü? Hayır. Üstelik çocuklar, “şeytana uymak ve bu yüzden kör kalmak” tehlikesi ile bile korkutulurlar. Peki en azından bir kısım genç için randevuevleri var mıdır? Sağlıklı, kontrollü randevuevleri modeli, 12 Eylül sonrası yıllarda Saadettin Tantan tarafından yok edilmiş, fuhuş kirli sokak aralarında, hastalık yayabilen travesti ilişkilere kadar gerileyerek köşelere itilmiştir.
            Peki, en azından flört etmek mümkün müdür? Hayır. Cinayet sebebidir.
            Peki bu toplum, topluca aklını mı yitirmiştir? Bakın, güya sekse en tutucu yaklaşan İran'da bile, bu konuda komedilerin en kurumsalı tezgahlanmakta, randevu evlerinde imamlar odaya girdiklerinde kadın ve müşteriyi "evlendirmekte", çıktıklarında da "boş ol" diyerek boşamaktadırlar! Yani İran bile bu işin gereğini bizden daha iyi anlamışsa, siz artık kendi yobazlarımızın yarattıkları tıkanmayı varın hesaplayın!
             Evet gazetelerde herkesin lanetlediği o katiller, manyaklar, tecavüzcüler suçludur. AMA onlardan da daha suçlu olan, Tanrı'nın, doğanın kurallarını yok sayarak cinselliği tüm neden-sonuç ilişkileriyle ortadan kaldırmaya çalışan örümcek kafalı beyinlerdir. Çünkü nasıl mahalle baskısıyla güneş doğmaktan vazgeçmeyecekse, yine mahalle baskısıyla cinsel dürtüler veya hormonlar, doğal elektriklenmeler de yok olmayacaktır.
            YANİ, bu bebekleri, yavruları, gençleri katleden, her ne kadar "sapıklar" olarak gözükse de, asıl suçlu, bu insanların cinsel boyutunu yok sayarak, onların bu toplumda birer canavara dönüşmesini sağlayan sözde iyi niyetli “dinsel geleneğe” dayalı tutucu baskılardır.
Bu çocukları,  ölüme yollayan, insan doğasını reddedercesine bir baskıyla, cinselliği yok saymaya çalışan köhne zavallı zihniyettir. Bu kafa sürdüğü müddetçe, ne yazık ki bizler her gün bu sapkın ölüm haberlerini alıyor olacağız. Eğitim ve gelir seviyesinin arttığı, dinsel ve geleneksel baskıların azaldığı, cinselliğin doğal olarak yaşandığı ortamlarda bu sapkınlıkların ve cinsel terörün hiçbir şekilde bu boyutlara çıkmadığını hatırlatalım.

 Önünüzde iki yol var; ya bu doğa ve Tanrı emirlerine karşı gelerek cinselliği ayıp, yasak ve günah olarak niteleyen zavallı anlayışa savaş açacaksınız ve bu cinayetlerin suyunu kesmeye çalışacaksınız. Yani cinsel eğitim, prezervatif kullanımı, flört ve sex-shop yayılmaları ve sağlıklı cinsel yaşam konularını gündeme taşıyacaksınız. Ya da her cinayetten sonra “Allah kahretsin, pis sapıklar” deyip, olayın özünü örtbas etmeye ve yeni cinayetleri teşvik etmeye devam edeceksiniz!!!