Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

Contemporary, Müzayedeler Ve “Ölüm Borsası”...

08.12.2009

Son günlerde sanat haberleri çok sıkça basında... En önemli nedeni de olayın ekonomik boyutları. Doğançay’ın 2.2 milyona bir çağdaş sanat müzayedesinde satılmış olması, insanların aklını karıştırdı. Paranın ne de olsa züğürdün çenesini yorduğu gibi, zenginin de iştahını açan vazgeçilmez bir unsur olduğunu biliriz.... 
          Para her yerde paradır da, ne için ödendiği bir konudur. Örneğin büyük paraların topçulara veya popçulara ödenmesine kimsenin itirazı yoktur. Onlar, bir konsere veya 2 yıllık bir kontrata 15 milyon Euro alabilirler, mübahtır. Çünkü genel kültürümüzün akışında onları seyredip “bunu ben de yaparım” diyen ya da “tükürürüm böyle oyuna” şeklinde söylenen devlet adamlarımız yok! Onların gücü sanata yeter! Ne de olsa arkalarında kendilerini onaylayacak eğitimsiz bir halk ordusu vardır. Hatta işin acıklı tarafı, iş “sanata geçirmeye” gelince, ortalığa medyanın bazı profesyonel soytarıları, hatta... bazı aydınlanmacı bilinen ünlü yazarlar da çıkarlar!! Neyse geçelim! Kültürsüzlüğün kendini aklamak için bulduğu en kestirme yollardır bunlar, özellikle şamatası yankı bulabiliyorsa...
          Ne de olsa söz konusu olgu, yıllardır devlet eliyle oluşturulmuş “pompalanmış cehalet”tir. Halkımızın öyle fazla özgürce düşünmesi arzu edilmez. Edilseydi, bu ülkede hiç olmazsa bir “Modern Sanat Müzesi” kurardı devlet... Ama 100.000 e yakın caminin karşısına “TEK” müze dikilemediyse,, mantık orada iflas eder... Ama bu da yetmez, bir de eğitimin içinden sanat dışlanır ve o kadrolar soğutulur. İşte böyle bir ortamda özel alıcılar müzayedelerde, fuarlarda sanatı uçurduklarında olay, “devlete rağmen gelişen bir sektör” olarak garip serüvenini sürdürmüş olur... 
          Kendini yalnız lüks araba veya villalarla ifade eden bir burjuvazinin onca yıl duvarına da yalnız şelale fotoğrafı veya kavun karpuz resmi asmış olması bir dünyevi gerçektir. Bir kere Türkiye’de orta yaş veya ileri yaş en önemli sanatçıların kısa bir süre öncesine kadar 30-40 bin dolara önemli işlerinin alınabiliyor olması, ülkenin zaten bir ayıbının tescilidir. Herhangi bir gelişmiş ülkede o rakamların sonuna 1-2-hatta bazen 3 sıfır eklenir! Hem de yaşayan sanatçılarda. Ölü sanatçılarda bu bazen 4 sıfıra çıkabilir.(Demek 1987 de Cumhuriyet’te Yalçın Pekşen’e boş yere “ölümü en makbul insanlarız” dememişim!) Dolayısıyla fiyatların artmaya başlaması sağlıklı bir gelişmedir. Sanatta “değer” ve uluslararası ülke prestiji beraber yükselir. Ama bu abartılı ve spekülatif bir ritme kayarsa bundan herkes zarar görür.  
          Son müzayedelerde bu yönde bir gidişat eğilimi sorgulanabilir. Natürmort merakının ötesine “ılımlı modern” resimlerle geçebilen “yüksek alıcı”, bu sefer de yaşlı bazı sanatçılarımız üzerinde bir adı konmamış “ölüm borsası” oynamaya başlamıştır. Allah geçinden versin, ömrünün sonuna yaklaştığı düşünülen bazı sanatçılarımızın işlerinin sonuna bir sıfır eklenmiş ve “bugün 5–10, yarın 20 misli” kar üzerine bir oyun inşa edilmiştir. Ancak bu, son derece tehlikeli bir manevradır. Çünkü sanatta “değer” nüfus kağıdı eskiliğiyle ölçülmez. Sanatçının getirdiği ve kabul ettirdiği yenilikler, yaptığı devrimler, yarattığı estetik anlayışın cesareti ile ilgilidir. Dünyadan örnek mi istiyorsunuz? Julian Schnabel, Jeff Koons veya Damien Hirst... Bu sanatçıların batı piyasalarında değerleri son 25 yılda değişik dönemlerde patlama yapmıştır. Ama her biri genç veya orta kuşak sanatçılardır. Bir ülkede koleksiyonerlerin bunu yapabilmesi ise özgüvenlerine bağlıdır. Türkiye’de “eğitici” role sahip müze veya sanat tarihçi yaşatılmadığı için, resim alıcıları bilgisizliklerini örtmek için “kolektif histeri” anlarıyla beraber hareket etmekte, müzayede ve fuarlarda birbirlerinin dedikodularını dinleyerek iş toplamaktadır! Gerçek şudur ki, sanatta rant arayışına dönüşen oynak piyasada, taşlar hızla yerine oturmazsa, yakın geçmişte 40 yıl rötarla yapılmış empresyonist resimlere astronomik rakamlar akıtmış alıcılar, bu sefer de yine benzer bir “yanlış adım”ı kara toprağa doğru atmış olacaklardır... Contemporary’e gelince, evet harekette bereket vardır ve bu açıdan fuar başarılıdır. Ama sanat ortamının da “satış” dışında başka ciddi kaygı ve hedefleri de olması gerektiği, göz ardı edilmemelidir.