Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

CHP: DEPREMİ BIRAK SEÇİME BAK!  

09.11.2010

CHP'de yaşananlar tabii ki partiye güvenen kitlelere tam bir şok yaşattı. Kabus gibi geçen 48 saat tüm partililerde bir travma bıraktı.            
            Baktım herkes "Korku İmparatorluğuna Son" vermekten söz ediyor, en başta Kılıçdaroğlu... 2003'te bu başlıklı kitabı yazdım, bu dönemin tüm siyasi literatürü değişti...O günden bu yana, Türkiye'de daha fazla kullanılan bir siyasi deyim olmadı herhalde! Bana sorarsanız, tüm kavgalar kamuoyuna kapalı bir PM'de, halledilmeliydi. Ama belki de bu yaşananlar, hamleyi yapabilmek için kaçınılmazdı, kimbilir... Sonuçta Başsavcı'nın ikazıyla başlayan süreç, depremle sürdü ve kıyıları alt üst eden tsunami şimdilik duruldu görünüyor.
            Açık konuşmak gerekirse öncesinde de pek mükemmel sayılamayacak tüzük, 2003 yılında başkanlığa aday olduğum 30. Kurultayda son anda yasalar hiçe sayılarak apar topar değiştirildi ve parti kendisine hiç yakışmayan "faşist" bir tüzük yapısına geçti, Başkan'a rakip adayların önü mantık ve hukuk dışı yöntemlerle kesildi. Geçen hafta Başsavcı'nın talimatıyla devreye sokulan Aralık 2008'de değiştirilmiş ve Sav'a karşı yedekte bekletilen tüzük ise, bu faşist yapıya monte edilen "Nazi" kurallarından oluşuyor: Başkan'ın tek başına MYK'dan 13 Genel Başkan Yardımcısı seçip, canı istediğinde bunları değiştirebilmesi, Padişah-Vezir ilişkilerini hatırlatan, sosyal demokrat bir yapıyla ilgisi olmayan, AKP'nin kullandığı yöntemler!
            Bu nedenlerle hatırlayacağınız gibi, 13 Ocak 2010'da CHP İstanbul İl Merkezi'nde aylarca süren bir çalışmadan sonra, tam demokratik bir tüzüğü onca kıdemli partili ve hukukçunun da katkısıyla oluşturmuş ve kamuoyuna sunmuştuk. Var olan tüzük ve "saklanan" yamasının hiçbir satırında olmayan ideal bir partileşme modeli öneriyordu bu çalışma (www.chpdemokratikdevrim.org sitesinde mevcut). O günlerde burun kıvırıp "her şey bitti de Partinin tüzüğü mü kaldı" diyenler, herhalde son yaşananlardan sonra epey mahcup olmuşlardır!
            Şimdi yeni CHP yönetiminin önünde tam demokratik bir yapıyı yaşama geçirmek için hiçbir bahane yok. Kimse "yeni bir tüzük hazırlamaya vakit yok" diyemez; çünkü elde gerek en son bizlerin, gerek daha önce Haluk Koç ve ekibinin hazırladığı tüzük çalışmaları var. Umarım bu hamle gerçekleşir ve CHP büyük bir ayıptan kurtulur. Aksi takdirde kamuoyu "ne oldu, Parti demokratikleşeceğine, politbüro üyelerinin adı mı değişti?" diye sorar haklı olarak. Ankara'dan gelen sinyaller ise olumlu: Kılıçdaroğlu da en başından bildiğim gibi, varolan bu yakışıksız tüzüklerden çok rahatsız ve ilk fırsatta bir Kurultay'da bu durumdan kurtulmak istiyor...
            CHP'de "eski-yeni" tartışmasına gelince... Kimi yeni MYK üyelerinin, tüm yaşananlardan sonra hala "türban silahını AKP'nin elinden almak" söylemine hapsolması biraz rahatsız etmeye başladı. Çünkü bu senaryonun hiç tutmadığı artık görüldü. Tam tersine artık "CHP Antibiyotiği"nin kullanımdan kalktığını görenler , türbanı yalnız kamusal alana değil, ilk öğretime ve liseye sokma yarışına girdiler! Yani onların "türban zulmü" dedikleri olay, CHP sayesinde boyut atladı, hepsi bu. Artık bu hatadan dönülmesi şart. Aynı şekilde CHP'nin kendi tabanını isyan ettirircesine "laiklik tehlikede değil" diyebilmesi, olsa olsa şu anlama gelebilir "günümüz Türkiyesi'nde laiklik artık kalmadı ki, tehlikede olsun!".
            Kara mizahı bir kenara bırakıp, CHP'ye sormak isterim: Başbakan'ın sağ kolu gazeteciler, parti'nin iyi niyetle yaptığı türban ve diğer "açılım"ları neden bu kadar hararetle alkışlıyorlar? CHP, AKP'yi geçip, birinci parti olsun diye mi? Yoksa merkez sağ gibi erime sürecine girsin diye mi? CHP, medyada sansasyon yaratmak için, partinin ideolojisiyle ters düşen laflar söyleyen PM üyelerini starlaştırarak bir yere varamaz, ancak kan kaybeder. Bu gerçeği hiç kimse göz ardı etmesin.
            CHP, bu büyük iç dönüşümü atlatırken, Kılıçdaroğlu parti içi yapısal devrimi sekteye uğratmadan, her grubu kucaklamalı. Zaten bunun işaretlerini de görüyoruz. Sonuçta suların durulduğu şu günlerde, CHP artık acilen seçim startını vermeli. Yalnız Haziran 2011'deki kritik buluşmaya odaklanmalı. Tam demokratik tüzük, seçimlerden önce devreye sokulmaya çalışılmalı ve bu yapılamasa bile, parti tüm üyelerin katılımıyla ön seçim yaparak adaylarını tespit etmeli.

            İtiraf etmeliyim ki, CHP'nin tam demokrasiye kapısını aralaması konusunda en büyük umudum, yeni Genel Sekreter Süheyl Batum. Kılıçdaroğlu o makama bu güven verici ismi getirerek "ulusalcılıktan kopuluyor mu?" tartışmalarına set çekti. Çağdaş bir Anayasa Hukuku Profesörü olan bu değerli arkadaşımızın bir kaç ay öncesinde İstanbul'da yaptığımız "CHP Tüzüğü'nde, 'Demokratik Devrim' mümkün mü?" panelinde söyledikleri kulaklarımda yankılanıyor ve yüreğime su serpiliyor...