Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

“KÜRT AÇILIMI”: YALANLA YAŞAYANLAR OKUSUN!

11.08.2009

Bakın haftalardır sabırla bekliyorum. “Kürt açılımı” dedikleri nedir, altından ne çıkacak  diye : Hangi mesaj taşıyıcı işin adını koyacak? Yok, Cumhurbaşkanı “açılım” dedi, Başbakan, “kaçılın” dedi, Türk onu dedi, DTP grubu bunu dedi…
Güneydoğu’yu kesip atacakmısınız? Bunu “alıştırarak” yapmak için federasyondan mı geçeceksiniz? Apo’ya ve tüm teröristlere af çıkarmak mı istiyorsunuz? Ucu açık girişimlerle bu hat üstünden Batı’dan nemalanmak mı istiyorsunuz? Referandum yapıp, Kürtlere mi soracaksınız?
            Biraz mantık kullanalım. Şu meşhur “Kürt Sorunu” dedikleri var ya? Ömrümde bu kadar yalanla bezenmiş problem hiç görmedim. Bütün Kürtleri çok severim. Çünkü her insanı severim. Doğayı ve hayvanları da severim. Irkçılıktan nefret ederim. Şayet bu ülkede, Amerika’da siyahlara karşı eskiden yapılan ırkçılıklar yaşansa, Kürt kökenli insanlar, üniversitelere, gece kulüplerine, parlamentoya, milli takımlara alınmasalar, diğer insanlar onlara karşı sokakta ırkçılık yapsalar, emin olun “Kürt hakları” adına sokağa fırlayan ilk “savaşçı” ben olurdum. Çünkü bu durum beni uyumaktan bile alıkoyardı. Ama yıllardır olay başka bir çirkin boyutta seyrediyor. Kimse gevelemesin. Söylenen “ben Kürdüm, ayrı bir ırkım, bana Güneydoğu’yu ver,oraları da yakında Kürdistan yapacağım, yoksa sana savaş ilan ettim, askerine de siviline de kurşunu sıkıyorum. Avrupa da, insan hakları adına arkamda”.
            İlginç. Dünyada 190 civarında ülke, 2800 ırk var. Hepsi “ırkıma toprak” dese, 2000 yıl daha, dünyayı kan götürürdü. Hem izin verin de size ırkçılıkla mücadelenin baş örgütlerinin sloganını hatırlatayım: “tek ırk insan ırkı!” Hem bugün, her ırktan, her milletten insanlar her gün birbirleriyle karışıp, çoluk çocuğa karışmıyorlar mı? Nereden çıktı bu “safkan İngiliz atı” gibi, ırk koruma hastalığı? Hangi genç üniversitede beğendiği kızın “ırkına” bakarak bir karar veriyor? Her birimiz zaten kaç ırk karışımı ürünüyüz!
            Şimdi gelin bir an için, Türkiye’nin yıllardır süren, büyük bedellerle gelen ve yalanlarla ayakta duran süreçten sıkılıp, referandum bile yapmadan “iyi, hadi sınırı çizip kestik, alın Güneydoğu’yu istediğiniz adı verin, dikenli tel koyduk. Türkiye’ye gelmek istiyorsanız vizeye tabii. Tabii ki bu arada, ülkede kim Kürt kökenli olduğunu söylüyorsa gelsin yazılsın, onlar da Güneydoğu’ya gidip, yeni ülkelerinde yaşasınlar artık, hayırlı olsun” dese, kaç kişi bu sayıma kayıt olup, Türkiye’yi bırakıp giderdi, söyler misiniz? Neden hiç düşünmeden yalan söylüyorlar? Çok mu heyecan verici bu sahte “kurtuluş” çabaları?
            Ben söyleyeyim: Türkiye bunu dese, hiç kimse İstanbul’u İzmir’i, Bodrum’u, Ankara’yı bırakıp Güneydoğu’ya yaşamaya gitmez. Bütün bu talepler, gayri samimidir. Ya da dedikleri şu mudur? “benim malım benim, senin malın da benim”.
            Bizim ise, yıllardır dediğimiz şu: bu alçakça kan döken savaşı, ortaçağ kokan ırkçı toprak iddialarınızı bırakın. İstanbul ne kadar sizinse, Diyarbakır da bizim. Bu topraklar hepimizin. Batının yüzyılları aşmış planlarla Ortadoğu’da sizi yaratmak istediği kavganın baş aktörü yapmasına bu kadar meraklı olmayın! Tam tersine yaşamınızı altüst etmekten başka hiçbir işe yaramayan bu komplolara karşılı tepkili olun! Onca evladınız bu uğurda öldü ya da katil oldu… Neye yaradı bunlar? Bu “iptidai ırkçı” gerilimler, uzay ve genetik devrim çağına yakışıyor mu? Referandum yapılsa, soruyu sorarken, bunun herkes için nasıl bir nihai seçim olduğunu netleştirdikleri anda olayın saçma boyutu herkesi çarpar.
            “Din Pazarlaması”na paralel olarak bulabildikleri tek diğer ana hat “ırk pazarlaması” . Ortada  sahte bir sözcük “Kürt açılımı”… Nedir istenen? Kölelik var da, o mu bitecek? Eşit miras hakkı yok da, o mu verilecek? Bunların hiç biri değilse, o zaman bu ne iş? Şimdi de sonuncu ama en önemli karşı çıkma gerekçemi veriyorum. Kürt kökenli kardeşlerimi seviyorum ve onlardan ayrılmak istemiyorum…
Çözüm yukarıda yazdığım senaryoda. Türkiye bu hamleyi satranç masasında yapıverse, rakip kum saatini yere atıp, konudan toptan vazgeçer, “nerden çıktı, benim öyle bir talebim yok” diye… İyi de, nedir o zaman talebiniz!

            Washington’da açılan “temsilcilik” ve AKP’nin bu konuda gelişen hızlı merakı, kötü kokuları da beraberinde getiriyor. Sözünü ettiğim hamleyi yapacak hükümet, AKP olamaz…