Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

KILIÇDAROĞLU BAŞKAN, BAYKAL CUMHURBAŞKANI OLMALI!

12.05.2010

Baykal’ın istifasının üzerinden henüz 48 saat bile geçmeden yaşanan inişler ve çıkışlar, yakarışlar, açlık grevleri, imza toplama furyaları ve evinin, sitesinin önünde biriken gazeteciler ve örgüt üyeleri, herşey ülkenin yaşadığı dizi filmi furyasının birbirine eklenen halkaları gibi gelişiyor. Siz bu satırları okurken büyük ihtimalle CHP kurultayına 10 gün veya bir hafta kadar bir süre kalmış olacak. Ve olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, büyük ihtimalle bu makalede okuyacağınız veri ve analizlerin de yarısı bayatlamış olacak.

Baykal’ın istifası kamuoyunda önce şaşkınlık ve burukluk, ardından sempati yarattı. Örgütün gözyaşları ve tutumu anlaşılır olsa bile, Baykal’ın istifa kararlılığını ve halkın beklentilerini pek kaale almayan bir tutum.

CHP Genel Başkanı’nın canlı yayında yaptığı istifa konuşması herşeyden önce, duygusal ve düşündürücü idi. CHP Genel Başkanı’nın açıklaması şayet kalıcı bir karar olacak  ise, Türk siyasi tarihinde ilginç bir dönemeç olarak yerini alacak.Yok siyaset ve spor sahnesinde görmeye alıştığımız “geçici ve yapay” bir istifa veya “istifa tereddütü” ifadesinden ibaret ise, bu da artık Türk halkının alıştığı ve biraz da bıktığı bir yazılım.

Söylenecek o kadar çok şey var ki… Sonuçta tüm aldığı yoğun “parti içi demokrasi noksanlığı” eleştirilerine rağmen Baykal CHP çizgisini çok iyi korumuş, AKP’ nin başta Ergenekon olmak üzere tüm saptırmalarına direnmiş, Atatürkçü CHP rotasını doğru yörüngede tutmuş bir lider olarak hatırlanacak. Beş gündür kamuoyunda deprem etkisi yapan sürpriz Baykal kasedini hemen ilk gece izledim ve tabii çok moralim bozuldu. Siyasi tablonun bugünkü gidişatında CHP'nin –şayet- referandumlara iki ay kala bu saçma olaya hiç ihtiyacı yoktu. Her açıdan üzücü olan bu vahim depremin bizi en çok ilgilendirmesi gereken noktası, CHP'nin nasıl zarar görmeden bu tablonun artçı şoklarından sıyrılacağı, nasıl yeniden hızla yapılanarak yoluna devam edeceği. Çünkü Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanlığı Koltuğu, uzun süre sahipsiz kalamaz. Bu doğrultuda 22 Mayıs’taki Kurultay şimdi daha da büyük bir önem kazandı.

İnsanın doğal olarak aklına gelen ilk şey, “Bu kaset tamamen montaj ve düzmece ise  yarın  Baykal ve Baytok beraber bir basın toplantısı yapıp bunu yalanlayarak iftiraya karşı hukuki süreç başlatırlar” şeklindeydi. Bu süreç böyle yaşanmadı. “Özel Hayatın Gizliliği” yasası doğrultusunda, o alçak kasedi yayınlayan sitelere erişim yasaklandı. Baytok’un açıklamaları da krizin üzerine “montaj” olduğu savıyla ve inandırıcı bir kararlılıkla girmeyince, iş biraz şekillendi.

Son yıllarda giderek yaşamı çekilmez hale getiren telekulak ve kayıt olaylarının, siyaseti nasıl ülkede yaşanamaz bir olgu haline getirdikleri ortada. AKP demokrasisi komedyasının zaten “Big Brother Watching” olgusunu en çekilmez noktalara taşıması yanısıra, 3. bin yıl zaten cinsel kayıt ve şantajların patlama yaptığı dönem olarak hatırlanacak. Baykal’ın başına gelen, en sefil şekilde dijital kayıt dünyasının rezil açıklarını sömürenlerin tipik bir alçaklığı. Ortaya çıkan tablonun esas tersliği, insanların evlilik dışı gizli özel hayatlarının deşifre edilmiş olması değil. Bu sonuçta unutulabilir, yalnız o aileleri ilgilendiren, yaşam yol kazaları sayılabilir ve bunun ötesine geçmez. Gönül ferman dinlemez ve bu arada teorik ve yapay ahlak dersleri verecek değiliz. Sorun, bu ilişki iddiasının milletvekilliğine uzanacak bir rota çizmiş olarak kamuoyuna yansıması. CHP'de kamuoyunun doğal beklentisiyle milletvekili olmayı bekleyen onca önemli sosyal demokrat isim varken, böyle bir ismin vekil yapılmış olması, bu olay nedeniyle birden fazlasıyla göze battı.

Bu mantıkla olay gündeme geldiğinden beri, sosyal demokrat çizgiye uzak olmayan bir çok yazar, Güngör Mengi, Tufan Türenç, Fatih Altaylı, Fatih Çekirge gibi isimler Baykal’ın istifasını gündeme getirmişler ve mantıklarını da genelde Nesrin Baytok'un milletvekili oluşuna bağlamışlardı. Normalde Baykal’a mesafeli duran Altan Öymen, Hikmet Çetin gibi başka isimler ise, olaydaki alçaklık ve teşhircilik nedeniyle mağdur durumda olan CHP Başkanı’na destek verdiler. Bu da takdir edilecek bir davranıştı. Haksız yöntemlerle mağdur edilmiş bir siyasiye uzatılan bir destek eliydi bu.
Şayet yıllardır sürdürdüğümüz ısrarlı parti içi demokratik devrim taleplerimiz şu anda yürürlükte olsaydı, bu krizin yarattığı deprem beş misli az olurdu. Çünkü “teknokratik” minimum atamalar dışında vekiller örgüt oylarıyla seçilmiş olacağı için, Baykal’ı böyle bir olayda hiç kimse bu hat üstünden suçlayamaz ve istifasına  gerek kalmazdı.

Baykal’ın komplonun AKP kökenli olduğu iddiasını ortaya atması ise, son derece düşündürücü. Herhalde bu cümleyi bazı bilgi ve bulgulara dayanarak sarfetti. Bu çok önemli vurgunun üzerine gidilmesi ve kaset olayının kökeninin deşifre edilmesi şu anda hayati bir önem taşır hale geldi.

Baykal benim pek nedenini anlayamadığım bir şekilde Pensilvanya’ya bir sıcak mesaj gödermesinin yanı sıra, bir de CHP yi yeniden yapılandırmak isteyen partilileri de ilgilendiren şu sözleri sarfetti: “Benim istifa kararım hem Türkiye siyasetini ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkan tanıyacak, hem de Cumhuriyet Halk Partisi’ne bu komployla hesaplaşma fırsatı verecektir.” Bu sözlerin de önümüzdeki günlerde üzerinde durulması gerekecek. Baykal İstanbul İl Kongresinde de bu yıl yeni bir tüzük önerisi ile öne çıkardığımız “Demokratik Devrim Hareketi” ni kastettiğini belli ederek ve gözlerimin de içine bakarak biraz “eleştirel” bir ses tonuyla” “CHP’nin o şekilde herkesin kafasına esenin arzularına göre dizayn edilemiyeceğini” söylemişti. Şimdi istifa konuşmasında Partiyi “yeniden tanzim etmek isteyenlere” bir imkan tanımaktan söz ettiğinde, ilginç bir şekilde kendisini bu konuda iğneleyici veya kızgın değil, samimi buldum.

Bu arada dikkat edilecek nokta şu: şayet CHP, Parti genel merkezi ve örgüt olarak, Kurultay’a kadar 10 günlük süreci, “Baykal’ın geri dönüşü” olarak hazırlayacaksa, kamuoyunda şimdiden “senaryo” kokan bu uzatmalara hiç gerek yok! Baykal’a bu yoğun istek iletilir ve Baykal birkaç gün içinde “tamam, fikir değiştirdim” der ve geri dönüp Kurultayı önceden tasarladığı şekilde hazırlar. Ama bu olmayacaksa, o zaman bu 10 günde, CHP kendi içinde yeni lider adayını çıkarıp, kurultayı açılımları ile hızla hazırlama fırsatı tanımalıdır. Yoksa Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’den istifası ve belirsiz “gri” bir dönemden sonra geri dönüşü gibi bir süreci, ülkenin hızlı siyaset gündemi şu anda hiç taşıyamaz. Fenerbahçe o yönetim boşluğundan doğan gri bölgenin artçı şoklarını hala yaşıyor!

Demek istediğim şu: Bu 10 gün, “Baykal iknası” ile geçecekse, Baykal birkaç aydır sözünü ettiği değişimleri “vitrin düzeyi”nde bile hazırlayamıyacaksa, bundan parti zararlı çıkar. Tabii, bence aşırı ve sürece sığmayan zorlamaları bırakarak, sayfayı çevirerek yeni bir dönem başlatmakta da yarar olabilir. Örneğin Baykal, sürekli olarak kamuoyunun talep ettiği ve yıllardır gündemde tuttuğumuz Parti içi  demokrasi yönünde değişim seçeneklerine yol vermek için, başkanlıktan ayrılışını kalıcı hale getirip, en tecrübeli CHP milletvekili olarak bu zor dönemde yine partiye ışık tutabilir. Zaten dün bu yönde bazı sinyaller vermiş, referandum konusunda gerekirse yine Başkan olmadan da halka gidip doğruları anlatacabileceğini yakın çevresiyle paylaşmış, medyadan duyduğumuza göre.

Öte yandan bir de Cumhurbaşkanı seçimi konusu var ki, birkaç yıl içinde ana gündemimiz olacak. CHP, Baykal’ı ikna etmeye zorlayacağına, tüm bu süreci kıvrak ve zeki uzak doğu dövüş sporcularının yaptığı gibi en mükemmel şekilde kullanarak, gücünü ikiye hatta üçe katlayabilir. Baykal’ın, kendisinin de ifade ettiği gibi, CHP için mücadeleye devam edeceği bir ortamda, CHP yeni Başkanı ve kamuoyunun yakından tanıdığı ve güvendiği taze sesleriyle tek adam partisinden, çok sesli koro müziğine geçiş yaparak gücüne güç katabilir ve kendisine yapılan bu sabotaj hamlesini boşa çıkararak, tam tersine hasmını üstünden ters bir  salvoyla silkeleyip tuş edebilir. Bu hamlede Kurultay’a 10 gün kalmışken, kamuoyundan destek alacak ve bu yeri halkın gözünde en iyi dolduracak isim Kemal Kılıçdaroğlu, ya da ilk benim kendisine İstanbul Büyükşehir adaylığı sürecinde verdiğim lakabıyla “Gandhi Kemal”dir. Onun dışında hiçbir isim şu anda inandırıcı bir çıkış yapamaz. Bunun bir adım ötesinde, gelecek muhtemel bir seçim başarısının ardından Deniz Baykal, suların durulmuş olacağı bir sonraki etapta en mükemmel Cumhurbaşkanı Adayı olarak öne çıkar ve büyük ihtimalle  merkez sağ oyları da toplayarak Çankaya yarışını önde bitirir. Bu taktik, bana çok daha yaratıcı bir hamle olarak görünüyor….

Rakibin bel altı vurmaya dayalı aşağılık komplosunu saf dışı edip, Baykal’ın istifa hamlesini tamamlayan ve iyi gerçekleştirilirse herkese parmak ısırtacak bir satranç hamlesi. Bu Amerikalıların deyimiyle bu engebeli arazi ve bulutlu karanlık havadan, bir “all win” durumu yaratacak ve hem Baykal, hem CHP, hem de oluşan ortam açısından, en iyi değerlendirelecek çıkış yolu olarak bence öne çıkıyor. (Tabii Baykalcılar, Baykal’ın getirdiği boşluğu kendi iktidar hırsları, koltuk kaygıları ve Baykalcılığı Baykalsız sürdürüp, o karizmatik lider devrede olmadan O’nun gücünü kullanma inadına girip, Kılıçdaroğlu yerine tutucu bir isme yönelerek bu fırsatı harcamazlarsa!) Hadi biraz cesaret!