Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

Protokol, CHP ve Uras…

13.10.2009

Gündem, getirdiği sıkıntılı değişikliklerle hep önümüzde. Ama ne yazık ki dünya acımasız kurallarıyla dönüyor. Pazar günü bu gazetenin en değerli insanlarından birini, Mehmet Sucu’yu toprağa verdik. Kimsenin alınmasına gerek yok: Cumhuriyet’te herkesin en çok sevdiği insanların en başında yer alırdı “Sucu”. O’nun su gibi berrak ve demokrat kişiliğini, candan arkadaşlığını çok özleyeceğiz…

Mehmet, uğruna mücadele ettiğimiz Atatürkçü iktidara kavuştuğumuz “o” günü göremeden gitti. Lütfen söyler misiniz, neden hep en iyi insanlar genç ölürler? Doğanın kanunu mudur? Kötülük, egoistlik, bunlar acaba koruyucu bir zırh mı?

Bu hafta en sıcak konu Ermenistan’la imzalanan protokol. Yaşanan gecikme, olayın ne kadar “titrek” bir ortamda şekillendiğini kanıtlıyor. Bir tarihi anlaşma düşünün ki, el sıkışmadan sonra kimsenin ağzını bıçak açmıyor! Akla şu soru geliyor: Bu kadar mutsuz olacak idiyseniz sizi kim zorladı buna?

O isim de belli. Arkalarında duruyordu. Lacivert pantolon ceketle (epey de kilo almıştı). Türkiye açısından konunun tartışmaya çok açık artıları ve eksileri var. Ama bu hükümetin teslimiyetçi kimliğiyle bu artıların bile zaman içinde eksiye gitme olasılığı vardır. Bir kere, tabii ki, tüm dünyanın yıllardır Türkiye’ye yönelik baskısı ve 2015 için planlanan “100. Yıl Büyük Saldırısı” planı, bu imzayla sekteye uğradı. Ancak çok çapanoğlu var ortada: Örneğin o “bağımsız tarihçilerden oluşan komisyon”a kim katılacak? Türkiye’yi savunan Justin MacCarthy, Bernard Lewis, Jean Schmidt gibi tarihçiler veya siyasiler de olacak mı? Yoksa edepsiz ve demokrasi özürlü önyargılı batılı bazı ülkelerin piyonları mı? Ayrıca bu işin ucunda neler var? Ortaya çıktığı söylenecek sonuca göre toprak veya tazminat mı isteyecekler Türkiye’den? “Karabağ” meselesi ile Ermenistan’ın işgal ettiği diğer beş vilayet ne olacak?

Yani ortada ciddi bir “oldu bittiye getirilme tehlikesi” var. Ayrıca anlaşmanın, İsviçre gibi bu konuda tarafsızlığını yitirdiğini kanıtlamış bir ülkenin gözetiminde yapılmasının kabulü ciddi bir çelişki.

Bunun gibi birçok pürüze karşın bir gerçek de yadsınamaz: Ermenilerle olan bu sorun, bir şekilde diyalogla çözülmeli. Ama bu, kabul edilmez ödünler vererek değil, İsmet İnönü düzeyinde müzakerecilik bilinci ile olur. Burada ulusalcılara ve CHP’ye yapıcı bir ikazda bulunmak istiyorum. Biz sürekli bu konuyu çözümsüzlüğe terk eden, diyaloglardan kaçan, “karşı” tarafa  huysuz/ hoşgörüsüz bakan kronik defolular olarak sunuluyoruz dünyaya. Demek ki, ne dediğimizi değil, bunu nasıl ifade ettiğimizi ciddi olarak gözden geçirmemiz lazım. CHP de en az AKP kadar, hatta çok daha fazla barış aradığını göstermeli. Bu da ödün vererek değil, dostluk eli uzatarak olur. İşte bu noktada CHP “dil” ve “vücut dili” hataları yapıyor. Aynen “Kürt Açılımı” konusunda olduğu gibi. CHP’nin savundukları doğru. Ama bunları ifade ediş tarzı ve “kullanmadığı” sözcükler, haksız yere partinin statükocu, hatta gerici bir imaj vermesine neden oluyor.

Aslında Ermenilerle barışa en büyük sekteyi vurmuş olan tabii ki -ne yazık ki- Orhan Pamuk. O arkasında duramadığı sorumsuz cümlesi ile iki halk arasındaki uçurumu büyüttü. Şimdi ucu Ermeni dostlarımızla başka bir polemiğe dönüşecek, daha büyük bir düşüncesizliği Ufuk Uras yapıyor. Uras utanmadan sıkılmadan “Dink davasıyla Ergenekon davası birleşsin” diyebilmiş. Hala hiçbir şey anlayamamış! Hrant Dink’i Türkiye’deki şeriatçı-faşist yapılanma öldürdü. Şimdi kullandığı imalarla, aynen “Atatürkçüleri Ergenekoncular öldürdü” diyen bazı bahtsızlar gibi, Dink cinayetini ulusalcılara yıkmaya çalışması affedilmez bir “donanım eksikliği” demekle yetinelim. Uras bağlantı arıyorsa, yıllardır şeriatçı tehlikeyi yok sayan 2. Cumhuriyetçi dostlarına bir göz atsın! Birinin kalkıp Uras’a, bayrağını ve ülke bütünlüğünü seven ve Ermeni soykırımı iddialarını reddedenlerle, dinci faşist eylemcileri aynı kefeye koymaya kalkışmanın, en iyi ihtimalle “beynini kullanmamak” olduğunu, tam tersine, bu iki grubun yıllardır büyük bir kavga içinde olduklarını, anlayacağı dilde aktarması lazım. Bu kim olabilir biliyor musunuz? Mesela bugün Sözcü’de yazmaya başlayan sevgili Emin Çölaşan! Tekrar hoş geldin aramıza Emin!