Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

CHP TÜZÜK PANELİ VE İSTANBUL KONGRESİ...

16.02.2010

Gittikçe ısınan siyasi ortamımız ve buna göbekten bağlı olan CHP ile ilgili Cumartesi günü Piramid Sanat’ta düzenlediğimiz “CHP Tüzüğünde Demokratik Devrim” paneli çok çoşkulu geçti. Millet salondan taşınca komşulardan ek sandalye ve koltuklar getirildi, yerlere oturuldu... İnsanlar çözüme aç, Cumhuriyet’i demokratik siyasal parlamenter rejim ile korumaya kararlı! Konuşmacı kadrosunda bir gece önce Habertürk’te harikalar yaratan Süheyl Batum, son zamanlarda paydaş basını epey üzen Can Ataklı ve CHP içinde yıllardır demokratik mücadeleye katkı veren Tolga Yarman’ın da bulunmaları, tabii ki katılımı arttıran faktörlerdi... Ayrıca Av. Aydeniz Tuskan ve CHP Eskişehir Gençlik kollarından Devran Yürükçü’nün de kadınların ve gençlerin siyaset hakkını en iyi şekilde gündeme taşımaları görülmeye değerdi.

Batum yargı bağımsızlığının nasıl ayaklar altına alındığını kanıtladıktan sonra CHP içinde sürdürdüğümüz “Demokratik Devrim” hareketinin demokrasinin gerçek anlamda yerleşmesi açısından ne kadar önemli olduğunu anlattı. 2000’de TÜSİAD’a sunduğu bir raporda da çok benzer bir modeli savunduğunu hatırlatan Batum, gerek Parti tüzüğü, gerek diğer temel yasalardaki anti demokratik siyasal şartların artık değişmesi gerektiğini vurguladı. Ataklı’nın ve bir kaç izleyicinin önerdiğimiz kadınlara ve gençlere %25 kotayı sorgulamalarına karşın, başta Tuskan ve benim görüşümüz, artı salondaki genel hava ve inanç, bu kararın kaçınılmaz ve doğru olduğu yönündeydi... Benim bu konudaki düşüncem şu: keşke kadınların ve gençlerin siyasette varlıklarını kotalarla belirlemek mecburiyetinde hissetmesek kendimizi. Ancak erkek egemen statüko, adını koymadan kadın ve gençlere karşı bir çeşit bilinçaltı ırkçılık sürdürüyor. Bunu kendileri kabul etmese bile!

Yarman, Parti içi demokrasinin ve “çarşaf liste” uygulamasının önemini hatırlattıktan sonra vekiller ve delegelerin birbirlerini sürekli karşılıklı kollayarak seçecekleri kapalı sistemlerin nasıl bir yapısal çöküntü getirdiğini anlattı. Ateşli “yaşasın tam bağımsız ve demokratik CHP ve Cumhuriyet” vurgularıyla konuşmasını tamamladı.

Ertesi gün, CHP İstanbul İl Kongresi, olağanüstü canlılıktaydı ve bir büyük ilin kongresinden çok bir Kurultay’ı andırıyordu! Bu, partiyi alışılmadık boyutlarda İstanbul’da medyada ve sokaklarda hareketlendiren Gürsel Tekin’in ciddi başarısıydı.

Baykal salonun görkeminden çok mutlu oldu ve güzel konuştu. Fakat alıştığımız en çarpıcı performanslarından biri değildi. Belki parti içinde yarattığı rekabetsizlik ortamı ile ilgiliydi bu... Kendisini delegelerine “beğendirmeye” mecbur olmayan bir Baykal vardı. Belki ben tamamen gereksiz üstüme alındım ama bana doğru bakarak ve Partinin 1992’den beri artan başarılarından bahsederek “dışarıdan CHP üzerine mühendislik projelerine yeltenenler bunları bilsin” gibisinden bir cümle sarfedince, oturduğum yerden düşündüm: “dışarıdan” mıydım? Hayır, partinin içine doğmuş ve bir daha çıkmamıştım. CHP’nin bloke kapılarını açacak formülleri yaşama geçirmeye çalışmak, ters bir “mühendislik” operasyonu muydu? Hayır, bence her düşünen insanın yalnız hakkı değil, vatandaşlık göreviydi. Baykal her zaman, her kongre ve kurultayda yaptığı gibi diğer konuşmacıları dinlemeden, kendisi kürsüden iner inmez ayrıldı. Bu benim pek alışmadığım bir tavır. CHP Genel Başkanı’nın istisnasız her defasında kongrelerde, bir kaç saat konuşmacıları dinlemek yerine, daha önemli bir işi mi çıkıyor?

Konuşmamda kendi payıma düşen 15 dakikaya sığdırabildiğim kadar “demokratik devrimin” ne kadar kaçınılmaz olduğunu, Tekel İşçileri’nden Silivri’de gün sayan aydınlara kadar herkesin CHP iktidarını beklediğini, bir Partiyi yönetenler Peygamber bile olsalar, yurdun her yerinde her sıfata kim layık bunu bilemeyeceklerini, bu kararların örgüte bırakılması gerektiğini vurguladım. CHP’nin yine oyunu iki puan arttırıp iktidarı tekrar AKP’ye bırakması halinde faturanın en ağır şekilde Cumhuriyet’e ve Atatürk’ün mirasına çıkacağını ve bunun kabul edilemeyeceğini, Partinin bu sefer başarıya mahkum olduğunu, geçmiş bölünmelerin getirdiği zararlardan da ders almaya mecbur olduğunu aktardım. Daha ne diyebilirdim ki? Hafta sonuna sığdırabildiğim “siyasi müdaheleler” bunlardı sevgili Cumhuriyetçiler...