Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

“BENİM BABAM BİR KAHRAMANDI”

16.06.2009

Önümüzdeki Pazar, 21 Haziran Atatürkçüler için yine çok anlamlı bir buluşma var: İzmir’de Gündoğdu Meydanı’nda “Tam Bağımsız Türkiye İçin “Cumhuriyet Mitingi”nde bir araya geleceğiz. Yurdun her yerinden yurtseverler İzmir’e akacaklar. Bir araya gelmemizi engellemeye çalışan, kendi zavallılıklarını anti-demokratik tehditler olarak bize yansıtan o acınası örümcek kafaların akıllarına sığamayacak bir coşku ve kararlılıkla o meydanı dolduracağız. Ve o muhteşem İzmir-Ege halkı başta olmak üzere, laik demokratik, özgür Türkiye’ye inanan herkes yeri göğü inletecek.

Pazar İzmir’e gidemeyecek İstanbullu yurttaşlarımız ise, 21 Haziran (Babalar Günü) akşamüstü, Esenkent Rıfat Ilgaz Açık Hava Tiyatrosu’nda “Benim Babam Bir Kahramandı” etkinliğine davetliler. Burada izleyicileri yine duygu dolu konuşmalar ve sine-vizyon gösterisi dışında Cahit Berkay ve Mazlum Çimen’in müziği, Genco Erkal, Arif Damar ve Öztürk Tatar’ın şiir dramaları bekliyor.

Bu etkinliğin bana ilk haberini ulaştıran, Dolunay Kışlalı oldu. Ahmet Taner Kışlalı’nın yeri gönlümde hiç doldurulamaz. Her gün siyasi gündemle ilgili görüşmelerimiz, karşılıklı sevgi ve saygımız çerçevesinde, bu olağanüstü klâs insanla olan dostluğumuzu her hatırladığımda, göğüs kafesim şişiyor. Türkiye, bir asırda belki ancak iki elin parmağı kadar yetiştirdiği bu düzeyde değerleri, bir serseri kurşun ya da bombayla kaybetti. Şimdi attığımız her adımda, onların sorumluluğu da var. Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Bedrettin Cömert, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Metin Altıok, Çetin Emeç, Gaffur Okan, Necip Hablemitoğlu, Bahriye Üçok, Metin Göktepe, Hrant Dink ve daha nice ismi alçaklar yok ettiler.

Hrant Dink cinayeti davasıyla ilgili yaşanan her olumsuz gelişme, hem içimizde, hem yargı sistemimizde koca bir yara. Neredeyse menfur suikastın işlendiği günden itibaren, bu konuda istihbaratçıların ve emniyetçilerin sorumsuzlukları, görev ihmalleri, iletişim kopuklukları akıl almaz boyutlarda. Bu kadar “ben geliyorum” diye açık sinyaller vermiş bir cinayeti, istihbaratçılardan jandarmaya, sade Polis’ten emniyet müdürlerine kaç birim, kaç sorumlu durduramıyorsa, orada mantık, etik ve kural dışı birçok ilişki devreye girmiş demektir.

Milliyet Muhabiri Nedim Şener, mesleğinin gereği, cinayete yol açan tüm ihmaller hakkında kitap yazmış. Şimdi hakkında “28 Yıl Hapis İstemi” ile dava açılmış. Böylesine acayip bir ülkede yaşıyoruz. Cinayetin bir numaralı sanığı Ogün Samast için ise yalnız 20 yıl hapis istenmiş! Bunu hangi vicdan, hangi hukuk, hangi demokrasi mantığı izah edebilir?  Bu davanın sonuca ulaşması, her aşamada ihmali ve sorumluluğu tespit edilenlerin cezalandırılması ve Şener’e açılan haksız davanın mantıklı sonuca ulaşması en büyük dileklerimiz arasında.

Yeri gelmişken bir noktayı söylemeden geçemeyeceğim: Hrant Dink’in yakın çevresindeki yazar arkadaşları, akıl almaz bir mantıkla, bu cinayetin gölgesini ve faturasını, “ulusalcı”lara ihale etmeye kalktılar! Hâlbuki olayın başından itibaren aşırı dinci-milliyetçi fraksiyonların bir işi olduğu ortaya çıktı. Yani aksine, cinayeti işleyen grup, Atatürkçü-ulusalcı sol kökenli grupla neredeyse tam siyasi karşıt! Ama ne hikmetse, bir at gözlüğü ve ilkel bir mantıkla bu ılımlı İslamcı, 2. Cumhuriyetçi ve Dink’e yakın yazar grubu, “bunlar da bayrağı seviyor, bunlar da Türkiye Cumhuriyeti bütünlüğünden yana ve bunlar da Ermeni soykırımına inanmıyor, demek ki bunların hepsi aynı” diyerek bu çamuru çekinmeden sıçrattılar. Hâlbuki ulusalcılar, Agos Gazetesi’nin iddialarının aksine cinayeti işleyen aşırı dinci-muhafazakâr grubun tam karşısında yer alan, tamamen ters siyasal eğilimlere oy veren, A’dan Z’ye farklı bir kitle… Umarım Dink’in değerli eşi bunu görüyordur.

Bu Pazar ben İzmir Mitingi’nde konuşmacılardan biriyim. Her 21 Haziranı normalde kendimin ve bir kuşağın kahramanıyla geçiririm: Dr. Suphi Baykam’ın mezarına giderim. Babam en sevdiğim gün olan Cuma günü, yılın en sevdiğim, en uzun günü olan 21 Haziran’da, en sevdiğim yer olan sahillerden birinde Silifke’de, 1996’da vefat etmişti. İnanıyorum ki, bana tüm siyasi ve insani değerleri anneciğimle beraber öğreten kahramanım, bu Pazar buluşmamızın bir gün gecikmesinde beni mazur görecek…