Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

DOĞAN GRUBU VE RİSK ÜZERİNE…

16.09.2009

Sellerin ortasında, Türkiye’ye dönmeye çalışırken, iki önemli haber vardı. Birincisi DYH’ya verilen 3 Milyar 755 Milyonluk “yeni” ceza, ikincisi ise, arkadaşımız Gökhan Ecevit’in Ergenekon Davası’ndan nihayet tahliye edilmesi…
            İkincisinden başlamak istiyorum. “Atatürkçü” olmak suçsa, boğazına kadar bu suça batmış bir insandır Gökhan Ecevit! Değilse, neden aylardır özgürlüğünü kaybettiğini, ne kendisi anladı ne de bizler. Arada beraber dertleşmeye çalıştığımız eşi de anlamadı… Bir insanın özgürlüğü bu kadar ucuz mu? Geç de olsa, bu tahliye adaletin tecellisi yönünde bir adımdır. Örnek yurtsever, güzel insan G. Ecevit’e “tekrar aramıza hoş geldin” diyoruz ve tüm toplumun aydınlanması adına verilen bu mücadeledeki dik duruşu ile onu tekrar kutluyoruz.
            Doğan Grubu’na verilen cezaya tabii ki demokrasi adına korkunç bir leke. Ama inanın hiç şaşırmadım. Doğan Grubu’nun neden şaşırdığını da anlamadım… Bakın, ortada verilen malum bir mücadele var. Doğan Yayın, Doğan Grubu geneli içerisinde, kendini herhalde artık herhangi bir “şirket” olarak görüyor. Medyadaki, dolayısıyla siyasetteki ağırlığını anlamayan, olaylara “aman iktidarla her şeye rağmen iyi geçinelim” temennileriyle kar-zarar hesapları yapan bir şirket…
            Bu cezaya karşı, “New York Times” şunu yazmış, CNN şöyle yorumlamış, geçiniz efendim. Erman Toroğlu’nun dediği gibi “Lafonten’den Masallar!”. İnsan önce kendisiyle hesaplaşacak!
            Ortada bu güne kadar gördüklerimizin tamamından farklı olarak “gitmek üzere programlanmamış” bir hükümet var. Bunu görmezden gelirseniz, başınıza gelecek her şeye razısınız demektir! Hürriyet’in böyle bir ortamda yaptığı çeşitli “oportünist” haber koordinatörlüğü transferleri, tarihine yakıştı mı? Türkiye adına savunduğu söylediği kendi yayın ilkelerine uydu mu? Medya kendini bıçaklarsa, konuşma hakkı kalmaz. Ortada yaşanmış bir Sabah-ATV ihalesi skandalı var. Neden bunu rezaleti durdurana kadar beş gün manşet yapmıyorsun? Türbanlı eşi olmayan hiç kimsenin AKP bürokrasisinde bir yere atanmadığı komedisini neden sekiz sütundan manşet vermiyorsun? İlhan Selçuk ve Balbay ve tüm diğer arkadaşlar, kamuoyu vicdanını hiç ikna etmeyen sebeplerle gözaltına alındığında veya tutuklandığında hangi ciddi tepkiyi veriyorsun? O kritik günlerde koyduğun manşetler seni tatmin ediyor mu? DYH yazarları, yöneticileri içeri alınsalar, “dışarıdakiler” o cılız tepkiyi verseler, ne hissederdiniz?
            Şimdi Türkiye Bekir Coşkun olayı ile çalkalanıyor. Coşkun, sızan tüm bilgilere bakılırsa, işin doğrusunu yaptı. Emin Çölaşan’ın başına gelenlerden sonra korku filminin ortam gerginliği karşısında kovulmayı beklemedi. Hürriyet’e sunulan “10 kişilik liste” kavram olarak ayyuka çıktı. Coşkun’un sözlerinden “elebaşı”nın Oktay Ekşi olduğunu çıkardım! İsteyene de gerisini sayabilirim. Ama bunlar detay… Mühim olan baskılara karşı, dimdik durup duramamak! Tabii ki Emin Çölaşan’ın sözleri geliyor aklıma. Şöyle diyordu Emin: “Aydın Bey’e kaç kere anlatmaya çalıştım. Kimsenin baskısına mecbur değil! Gücünün farkına varsın yeter ki. İki manşet atsa ortalığı sallar!”
            Kim bunun aksini söyleyebilir ki? Hürriyet ve Milliyet istese,  tartışılmaz verileri ana sayfalarında üç-dört gün dolaştırsalar, ülkenin gündemi değişir. Ama ne var ki DYH öyle yanlış seçimler yaptı ve yapmaya devam ediyor ki! Aydın Bey’in önce şunu anlaması lazım: hani fıkralarda olduğu gibi “uçaktan ağırlık atmak gerekecek” diye diye sırayla insanların seçilip atılması misali, bu yöntemle “Hadi Emin’i atalım, hadi sıra Bekir’de, hadi şimdi…” diye diye uçak falan kurtulmayacak, yok öyle bir şey! Bir “business”i kurtarmanın yolu da bu değil!
            Ben “oh olsun” falan diye yazmıyorum bu satırları. Deli değilim. Tam tersine doğruları son saniyede bile olsa DYH artık görsün diye yazıyorum.
            Yaşam bir satranç oyunudur. Herkese söylüyorum. Zamanlamanı doğru hesaplayamazsan, yapacağın hamlenin de bir değeri kalmaz. Durumu okuyamazsan, korkudan görmezden gelirsen, o şartlarda baskıyı kurana esir düşersin! Korkunun ecele faydası yoktur. Gençlerin, “susma sustukça sıra sana gelecek”  sloganlarını umursamaz edalarla takip edip, küçümsersen, o mitingleri, haber bile yapmazsan bir gün sıra sana gelir…
            Rahmetli Babam Dr. Suphi Baykam, böyle durumlarda ünlü bir atasözünü hatırlatırdı: “zor, oyunu bozar”. Bugün oynanan kirli oyunu bozacak “zor” hala Aydın Bey’in elinde… Ama kendisi diğer yolu seçip “uzlaşma”(!) umutlarıyla “yük atmaya” devam ederse, o uçaktan atılacak son kişi ne yazık ki kendisi olacak…

           

Aydın Bey, bugün Emin’e mesela sütununu iade ederek durumunu tamire başlayabilir.  Ya da en ölümcül riski alarak, “uçaktan adam atmalar” ve sansürlerle tarihin karanlık sayfalarına gömülür, yok olur. Bu mücadeleyi başlatmamak ve yine durumu kabullenerek geçiştirmek, geri adım atmak, Doğan Grubu’nun alabileceği en temkinli, en dikkatli karar değil, tam tersine en tehlikeli yaşamsal risktir. Hadi Aydın Bey, “Muhtaç olduğumuz kudret…”.