Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

BERLİN’DE “ÇAĞDAŞ TÜRK SANATI” DALGASI

17.11.2009

Geçen hafta Berlin’de “Istanbul Next Wave” başlıklı Türk sanat çıkartması yaşandı. Tabii ki Türk basını yine bu konuyu yeterince duyurmanın çok uzağında kaldı.

Sergi açıldığı zaman bunun kremasını yiyen bir çok sayıda “resmi kravat” olsa da, yükün en önemli kısmı küratör Çetin Güzelhan’ın omuzlarındaydı. Serginin üç yıla yayılan hazırlıklarının çoğunda yanında olduğum için çok iyi biliyorum. İlerleyen sürede Berlin Akademisi Küratörü Johannes Odenthal’den aldığı destek de projeyi yaşama geçiren ateşleyici oldu.

Peki, bu sergi neden bu kadar önemliydi? Türk sanatçılar arasından birçoğumuz yurt dışında önemli galeri ve müzelerde, bienallerde yapıtlarını sergilemiş, uluslararası yayınlara alınmıştık. Ama çağdaş Türk sanatı, ilk defa böylesine büyük bir sergide, “Batı Sanat İmparatorluğu”nun en önemli üç ülkesinden birinde, bu geniş kapsama alanıyla beraber sunuldu.

Almanya’nın en prestijli noktalarından Türk sanatının aldığı bu “tescil” basit bir “halkla ilişkiler” faaliyetlerinin çok ötesinde derin anlamlar taşıyor.
Bundan 25 sene önce, San Francisco Modern Sanat Müzesi’nde dağıtmış olduğum “San Francisco Manifestosu”,  batı sanatının tüm egemen ülkelerini kültürel emperyalist bir tavırla salt batılı sanatçılar üstünden önyargılı bir tarih üretmekle suçluyordu. “Modern Sanat Tarihi,  Batı’nın Bir Oldu Bittisidir”  başlığını taşıyan manifesto, o doğum anlarında kimilerine komik ve sürrealist duran bir karşı çıkıştı. Edward Said’in siyasal iktidar tarihinin analizleri üstünden batının sömürgeci tavrını deşifre eden “Oryantalizm” kitabı henüz birkaç sene önce yayınlanmıştı ve “çok kültürlülük” furyasına da daha 6-7 yıl vardı. Dünya sanatının pastasını tabii ki Fransa, ABD, Almanya, İtalya, İngiltere yiyecekti ve bizler de, istisnalar dışında bunu hayran gözlerle gıptayla izleyecektik. Hangi hakla şimdi birileri “böyle gelmiş böyle gider” düzeni sorgulamaya kalkıyordu?

O sergi ve sempozyumdan itibaren bu manifesto epey tartışıldı. Dünyanın önemli dergilerine, gazetelerine konu oldu. Daha sonra “Maymunların Resim Yapma Hakkı” kitabım mücadeleyi batıya anlattı. Köprülerin altından çok sular aktı. Çağdaş Türk sanatı yavaş yavaş dünyada hak ettiği yere doğru gelişti. Devletin “sıfır” yardımıyla, hatta devlete rağmen başarılan bu ilerleme, özel koleksiyonerler ve Türk sanat ortamının kendi ilişki ve işbirlikleriyle gerçekleşebiliyordu. Bizim “insan ömrü”nde uzun bir süreç olan çeyrek asır, dünya tarihinde çok çok kısa bir süreç. Bu 25 yılda sağlanan sonuç(lar), o günlerden itibaren savunduğum “Tarih yeniden yazılacak ve bu dayatmalar aşılacak” görüşünün haklılığını ortaya çıkarmaya başladı. O günlerde bu riski alırken, İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de burada yerini alır” sözlerinden ve Mustafa Kemal’in anti-emperyalist mücadelesinden esin almadığım düşünülebilir mi?

Bu büyük Berlin çıkışı kapsamında yer alan üç sergiyi yani Martin Gropius Bau’daki İstanbul Modern koleksiyonunu, 17 kadın sanatçımızın yer aldığı Akademie Pariser Platz sergisini ve benimle beraber Altan Gürman, Balkan Naci İslimyeli, Şükran Moral, İrfan Önürmen, Halil Altındere’nin yer aldığı Akademie der Künste Hanseatenweg’deki  “Türkiye’den Eleştirel Sanat, Altı Kritik Pozisyon” sergisini, keşke Almanya’da yaşayan tüm Türkler görebilseler ve önyargı ile mücadele güçlerini ikiyle çarpabilseler!

Almanlar da belki bu sergi sayesinde mesela Deniz Gezmiş’in kimliğini 40 yıl gecikmeyle keşfedip, Avrupa’da yayınlanan hiçbir 68 kitabında Türk 68’ine yer vermemeleri gibi bir ayıbı örtebilirler!

Geçen Cumartesi Akademi’de düzenlenen panelde, Türk sanatçıların hangi akıl almaz zor şartlarda ürettiklerini göz önüne alarak, ayaklarına taş bağlı, aç susuz koşturulan atletlere benzediğimizi, gerçekleştirilenlerin bir mucize olduğunu anlattım.
Şimdi sıra bu çıkartmayı başka diyarlara ihraca geldi. Güzelhan açılıştan sonra Moskova, Varşova ve Paris’in bu sergi için gündemde olduğunu söyledi.

Mustafa Kemal’in o dev kültürel devriminin sonuçları,  Berlin’den sonra dünyayı gururla gezebilmeli. Ülkeyi ortaçağ girdabına sokmaya çalışan malum güçlere rağmen bu adımın gerisi gelmeli.