Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

AYDINLANMA ATEŞİNİN ÖNCÜSÜNÜ KAYBETTİK

22.06.2010

Sevgili İlhan Abimizi kaybettiğimizi öğreneli on dakika oldu. Tam 14 yıl önce aynı “En uzun gün” de  vefat eden rahmetli babam Dr. Suphi Baykam’ı anmak için Nakkaştepe’ye gitmek üzereyken aldım haberi…Türk aydınlanmasının yüce çınarını kaybettik. Atatürkçülüğün, Türk-Sol düşünce hayatının yıllardır merkez odağı olan bu ödünsüz büyük insan, arkasında ölümsüz izler bırakarak aramızdan ayrıldı.

Sevgili İlhan Abi, daha yıllarca o meşaleyi elinde taşıyıp, ülkesine fiili öncülük yapmayı da sürdürürdü. Ama O’nu utanıp sıkılmadan “Ergenekon” davasına, en uydurma şekilde yamamaya çalışan zavallılar, onun halkıyla bütünleşerek kapladığı koca alana katlanamadılar.

O’nun 83 yaşında zaten doğal olarak narin bir konumda olan sağlığını, evine sabahın köründe yaptıkları baskınla alt-üst ettiler. O’nun tansiyonunu da, uykusunu da, “katlanma” kapasitesini de, yaşam ritmini de olmadık şekilde bozdular,.. O gözaltı operasyonundan sonra, İlhan Abi’nin sağlığı bir türlü eski haline dönemedi.

Bir ömür düşünün ki, ilk yıllarından itibaren, rotasını çizmiş, tüm yolunu buna göre oluşturmuş… En kararlı şekilde Kemalizme, sosyalist ilkelere, demokrasiye güç katacak çabalarını gece-gündüz birbirine eklemiş… Bu uğurda hapse girmeyi, tehdit altında yaşamayı, ölmeyi hep göze almış bir demokrasi ve aydınlanma kahramanıydı İlhan Abi. Onun için, Atatürk’ün açtığı yoldan ilerleyecek, dik durarak, her karanlık totaliter ve faşist beyne haddini bildirerek “İlhan Selçukça Yaşamak” , oksijen alıp verişinin vazgeçilmez ikiziydi.

Bu ülkenin çelişkilerinden türemiş olan her türlü cerahatli yobaz, faşist veya bölücü, İlhan Selçuk’a kafalarına göre en büyük kötülükleri yapabilirdi. O’nu Ziverbey zindanlarına atmak, O’na işkence yapmak, O’nu korkutmaya çalışmak veya Muammer Aksoy’a, Uğur Mumcu’ya, Ahmet Taner Kışlalı’ya yaptıkları gibi O’nu öldürmek, bu zavallıların yapabilecekleri en ağır eylemlerdi. Ama hiçbir zaman başaramayacakları şey, İlhan Abi’yi sindirmek veya yolundan döndürmekti.

İlhan Selçuk ismi, bu Cumhuriyet’in aydınlanma ateşini temsil ettiği kadar, Cumhuriyetimizin sözcüsü ve bekçisi olan Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus ve Nadir Nadi’den sonra gelen simge ismiydi. İlhan Abi’nin ömrü böylece bu iki “Cumhuriyet”le özdeşleşerek geçti. Cumhuriyet’in kendisi de, adını taşıyan O’nun kadar eski gazetesi de, İlhan Abi’nin sorumluluğunu hiçbir an bırakmadığı, göğüs kafesi ve beynini her an kaplayan değişmez sevgilileriydi.

Bu ülkenin satılmış kalemleri, utanmadan kendi varlığını demokrasi ve Atatürkçülüğe feda etmiş bu yeri doldurulamaz insanı, ellerinden gelen her yöntemle, iftiralarla, sataşmalarla, lekelemeye gayret ettiler. O’nun adını ilkel yorumlarla “faşizm ve darbecilik” le anmaya çalışan zavallılar oldu. Türkiye’nin 20. yüzyılını  anlama kapasitesinden yoksun, beynini ve cebini şeytana satmış, demokrasi kelimesini “rüzgara göre eğilme ve değişme” olarak yorumlayan bu insancıkların, İlhan Selçuk gibi bir abideyi anlayabilmeleri ne yazık ki bu ömürlerinde mümkün değil. Bir dahakinde bir ağaç veya bir çiçek olarak gelirlerse, belki sıfırdan başlayarak evrene bakıp kendilerini yeniden farklı bir konuma oturtabilirler.

İlhan Abi’yle her görüşmemizde, üzerinde o kendine has sade ve şık giyimiyle, en sakin ve sevecen ses tonuyla, tane tane konuşur, en seçilmiş kelimelerle, her cümlesinde derin bir tarihçenin sentezini yaparak, yaşayan bir canlı kitap olduğunu size hissettirirdi. O’nunla geçirdiğiniz her anda, bu eşsiz ulvi duruşu ve yaşanmış bilgi katmanlarının yoğunluğunu, iliklerinizde hissederdiniz.

Bir kaç kere, yakın siyasi tarihimiz üzerine kendisiyle derin sohbetler yaptık. Bunlar çıkardığım çeşitli sergi gazeteleri ve kitaplarda yer alarak, tarihe kaldılar. İlhan Abi’nin o uzun görüşmelerimizde gerek Kuvay-ı Milliye, gerek 27 Mayıs, gerek 68 Kuşağı, gerek günümüzde şeriatçılık ve bölücülüğün Cumhuriyetimize yönelttikleri saldırıları konusunda yaptıkları değerlendirmelere baktığımızda, nasıl hep haklı çıktığını, berrak gözlerle nasıl bu ülkenin iç hastalıklarını teşhis etmeyi başardığını görüyoruz.

İlhan Abi’ye bir gönül borcumuz var, bunu hep beraber başaracağız: O’nun uğruna ömür adadığı düşünceleri iktidara taşımak… Bunu gerçekleştirmeye artık her zamankinden daha fazla mecburuz!