Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

HAKKI DEVRİM’İ İSTİFAYA DAVET ETME NEDENLERİM…

23.11.2010

Bayramdan iki gün önce Hakkı Devrim, Radikal’de benden öyle seviyesiz ve etik dışı bir şekilde söz etti ki, kendisine bir e-posta yanıtı yolladım ve istifaya davet ettim.  Benden “haz etmediğini” belirtmesinin ötesinde “her şeye maydanoz ressam” ve “sokak hatibi” gibi küstah ve edep dışı kelimelerle oluşan bu saldırının çıkış noktası, beyefendinin CNN Türk'te “Tarafsız Bölge” programında Taraf Gazetesinin iki yazarına karşı verdiğim ekran mücadelesi ve Atatürk’ü onlara karşı savunduğum program hakkındaki yorumlarıydı!
         Aslında Hakkı Devrim bu tavrıma çok şaşırmıştır, çünkü kendisi bu yayın tacizini hakkımda kişisel boyutta 10 senedir, yani Ansiklopedi tashihciliğini bırakıp Radikal'de yazmaya başladığından beri ve  geceleri "televizyon programında komedi muhtarlığı" seanslarında her fırsatta sürdürüyordu! “Allah Allah, ben bunu hep yapıyordum, şimdi ne oldu da Baykam bu tepkiyi verdi” diyordur.  Olan şu: Bu sefer ukalalık seansını çok kötü bir zamanlamada baltayı taşa vurarak, Atatürk hakkında kabul edilemeyecek sözler sarf eden iki beyni yıkanmışla olan kavgamdan sonra yaptı ve bu bende bardağı taşıran damla oldu. Yıllardır “yaşlı adam, boşver ne dediğini bilmiyor, üstüne gitme” diye ender olarak yanıt verip, çoğu zaman görmezden geldiğim bu saldırıları kamuoyuna deşifre etme vaktinin geldiğini gördüm. Temsil ettiğim kurumlar ve sıfatlarımı da göz önüne aldığımda, buna mecburdum artık…
         Daha yakın bir süre önce, Oktay Ekşi gibi Türk basınının gerçek duayen Başyazarı’nın başına neler geldiğini biliyoruz. Bu ülkenin kendisine bu kadar gereksinim duyduğu bir süreçte, Ekşi bir hata yaptı. İnsanların kızdıkları zaman söyledikleri sokak dilinin abartılı bir deyimini yazılı olarak kullanınca kendisine yönelen linç kampanyaları sonuçlanmadan istifa etmeyi tercih etti. Değer miydi, tartışılır… Özür dilemişti zaten. Ama ben çok üzüldüm, çünkü onca Atatürkçü yazar meslektaşımız son 20 yıldır ya öldürüldü ya vefat etti ya hükümet baskısıyla kovuldu ya da son teokrasiye geçiş hezeyanlarında hapse atıldı! Böyle bir büyük saldırı altında yazarlık sorumluluğumuzu üstleniyorken, Ekşi gibi ödünsüz bir kalemin yeri de kolay kolay doldurulmaz…
          Benim de yazarlık kariyerim her türlü tehdit, karalama, aşağılama ve çoğu zaman sansürle mücadele ederek sürüyor. Hiçbir noktada ne geri adım attım ne ürktüm, tarih şahittir. Sağ olsunlar, yurdun her yerinde sayısız Atatürkçü’nün büyük desteğine karşın, hiç kimseden teşekkür beklemedim çabalarım için. Ama hiç kimsenin de bu kadar densizce kişiliğime de kin kusarak bu fikir mücadelesini karalamasına izin veremezdim. Saldırılara alışığım, her fırsatta yobaz-liboş kalemler de gündeme göre çamur sıçratırlar. Ama onların ki bile daha kabul edilir bir yörüngede durur: Çünkü hiç olmazsa açık ideolojik bahaneleri-hedefleri vardır! Çok azı Hakkı Devrim örneğinde olduğu gibi tamamen içeriksiz ve şahsa yönelik saldırılara girişir. Ayrıca Hakkı Devrim bana dil uzatırken hiç aynaya baktı mı? Kendisine ayrılan medya sahasını nasıl boşa kullandığının farkında mı? Bugüne kadar etliye sütlüye dokunan hangi ciddi konuda bir hatırlanır tavrı olmuş, nerede iz bırakmış? Yoksa hep ucuzundan “ortaya karışık” mı oynamış?
         Burada Ekşi örneği henüz soğumadan sorulması gereken şudur: Atatürkçülere ve kişisel alanlarına saldırmak, bu kadar ucuz ve bedelsiz midir? Hakkı Devrim’in tavrı basitçe geçiştirilebilecek bir sataşmadan ibaret midir? Yoksa yıllardır sinsice sürdürülen bir karalama kampanyasının doruk noktalarından biri olan bu olay bir dönüm noktası teşkil etmeli midir? Hakkı Devrim, önceki yıllarda aynı tavırla ülkemizin yüz aklarından Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'e saldırmış ve iki kere mahkum olmuştur. Bu konunun daha da üzücü detaylarını buraya sığdıramayacağım. Hakkı Devrim, yine Nihat Genç gibi başka bir ulusalcı yazara da aynı kabul edilemez tavırlarla, etik dışı sözcüklerle saldırmış ve ondan da 4 ay önce ağzının payını "balans ayarını" almış biridir. (http://www.odatv.com/n.php?n=hakki-devrime-cevabimdir--1006101200)
            Akşam’da geçen hafta Ali Saydam dostum internetten “istifaya davet”  mektubumu okuyup bana imalı göndermelerde bulunmuş. Bu lafları tekrarlayarak yaydığımı söylemiş ve bunun zararlarını da anlatmış. Bir de Hakkı Devrim gibi bir "İstanbul Beyefendisi"ni (!) karşıma almamın toplumsal risklerini aktarmış! Saydam'a da yanıt verdim: Birincisi, reklamlarda torunlara "canım cicim" diyerek, talk-show muhtarlığı yaparak insan "İstanbul Beyefendisi" sıfatını kazanmaz, lütfen abartmayalım. Bırakın bana söylediklerini bir yana, Hakkı Devrim'in Nihat Genç hakkında canlı yayında söylediği "Nihat soyadı neydi, ...hayvanat bahçesi röportajı yapan" sözlerini hangi çuvala sığdırıp kaldıracaksınız? Ya da Genç sitemle kendisini aradığında "ne b.k yersen ye, layığını bulursun" diye yanıt veren bir adam, hangi kategoriye girer? "İstanbul Beyefendisi" diline, sözlerine, tavırlarına dikkat eden başka bir düzeyin insanlarının sıfatıdır onlara haksızlık yapmayalım! İkincisi de, Saydam'a göre Devrim'in hakkımdaki sözlerini ben yaymışım... Böyle bir kaygım hiç yok! Tabii ki her ideolojik düşmanım bu tartışmada bana karşı tavır alabilir, bunu fırsat bilip ağzının suyu akarak yine saldırabilir. "Gördünüz mü Baykam hakkında Hakkı Devrim neler demiş?" diye keyifle dedikodu yayabilirler. Umurumda değil. Kendime, kimliğime ve yazdıklarıma güvenim tam. İsterlerse topluca saldırsınlar Devrim'i bahane ederek! Topuna yeterim.

            Ben artık, kolay sandığı hedeflere taş atarak kendi komplekslerini tatmin eden Hakkı Devrim’in istifa etmesi gerektiğini ısrarla vurguluyorum. Onun seviyesiz şekilde kapladığı alan, başka yazarlara açılabilecek bir sütunu fuzuli olarak işgal etmektedir. Üstelik gençler onu “duayen” bir deneyimli yazar sandıkları için Hakkı Devrim  kötü örnek olmakta, insanlar  tecrübeli ve bilge bir profil şablonuna oturtmaya çalıştıkları bir yazarın bu tavrını “demek bu normalmiş” şeklinde algılamak durumunda bırakılmaktadırlar. Bir yazarın “yaşlı” olması, çevresine sorumsuzca içeriksiz çamurlar sıçratma özgürlüğünü mü getirir? Bu mudur "basın duayenliği"nin dökülen cilası? Yaşlanmak insanlara bir bilgelik getirdiği zaman çok değerlidir. "Ben yaşlıyım her istediğime buradan her aklıma eseni sallayabilirim" demekle insan değerli bir yaşlı yazar olmaz. Bakınız örnek: İlhan Selçuk. Radikal gibi “entelektüel” bir profil çizmek isteyen bir gazeteye bu ne kadar yakışıyor, kendileri karar versinler…
         Bu tartışmada benim haksız olduğumu düşünüyorsanız, buyurun mailim altta yer alıyor beni eleştirin. Hakkı Devrim’i haksız buluyorsanız da ona yorumlarınızı yollayın (hakki.devrim@radikal.com.tr) Ben Devrim’in istifasının kendisi açısından da bir hayır getireceğine ve ait olmadığı bir alanı yapay çabalarla işgal etme yükünden kurtulup, daha sakin bir emeklilik hayatında dinlenebileceğine ve nihayet içsel krizlerini aşıp, huzura kavuşacağına inanıyorum…