Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

OBAMA, TÜRKİYE VE ATATÜRKÇÜLER...

25.08.2009

ABD’nin, Türkiye’de kredisinin 40 yılda nerelere düştüğünü görmemek imkansız.  Kennedy cinayetinde tüm Türkiye’nin nasıl ağır bir dram yaşadığını, bugün yaşı 60 ve üstü her Türk bilir. Kore Savaşı ayrı bir sayfa. Ama 1960’lardaki Vietnam savaşından Irak katliamına kadar yayılan tüm süreç, her adımda bilinçli dünya kamuoyunu ABD karşıtı haline getirdi. Dünyayı Nazizm felaketinden kahramanca kurtaran “kovboylar”, düşünmeyi bilen her insanın hedefi oldular.

Obama rüzgarı dünyada bu anti-Amerikan dalganın önünü ciddi şekilde kesti. Hatta neredeyse mazlum ülkelerin vatandaşları, tekrar soru işaretli de olsa, dünyaya bir umutla bakmaya başladılar. Obama’ya, sağ-sol demeden açılan kredi, ülkemizde pek izdüşümünü bulamadı. Gerek İslamcılar, gerek sol, zaten Amerikalıların iflah olmaz faşistler olduğunu, ABD’nin hiçbir şekilde değişemeyeceğini ve Obama’nın da bir kukladan ibaret olduğunu savunarak, yeni başkanla da her şeyin aynı kalacağını protestolarla yaymaya devam ettiler. Ben ise bu sütunda Obama’ya açık bir mektup yayınlayarak, ona beyaz bir sayfa açmamız gerektiğini, ama bu sayfayı lekesiz tutmanın Obama’nın en zor ödevi olacağını savundum.

Şimdi başka ağır olumsuzluklar var: Örneğin Irak Savaşı kalıntılarının sorumluluğuyla karşı karşıya olan Obama’nın, kendisini AKP hükümetiyle iyi geçinmeye mecbur hissettiğini, bu uğurda önüne sunulan BOP Projesi’nin uzantıları doğrultusunda, Irak’ın geleceğini şekillendirirken, Türkiye’de de Güneydoğu ile ilgili malum “açılım”ları zorlama konusunda ağırlığını kullandığını görmemek mümkün değil. Dolayısıyla gerek Türkiye’nin ödünsüz laiklik anlayışını, gerek üniter devlet yapısını zayıflatacak bu girişimlere Atatürkçülerin artan haklı büyük tepkiler vereceği ortada...

Bu olumsuz tablo karşısında “Türkiye ne yapacak” diye sormuyorum. Çünkü Türkiye, AKP neye “he” derse onu yapacak! “Bizler ne yapıyoruz” diye sormak daha yerinde... Ortada bir ABD gerçeği var. Sevseniz de, nefret etseniz de değiştiremezsiniz. ABD’ye savaş ilan edecek haliniz yok. Peki, “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi!” diye protesto mitingleri yapmak bir işe yarıyor mu? Bugüne kadar pek görülmedi! Üstelik herhalde hedefiniz şu korkunç senaryo olacak değil: “Obama ile bir şey değişmez. ABD yine Ortadoğu’da şöyle sivil yerleşimleri bombalasın da, keyifle bir protesto mitingi yapalım.” İstanbul’da akşam maç seyretmek için dağılacak protestoculara iş çıksın diye, kim sivillerin bombalanmasını isteyebilir? İşte “Obama ile hiçbir şey değişmez” diyen insanlara ilk yanıt bu. Obama’nın, oylarına yaslanarak başkan olduğu halk kesimi, hiçbir Bush katliamına izin vermez. İstanbul’da rahat hayatlarını yaşayan insanların “Bu fark çok önemli değil” demeleri çok egoist ve acımasız bir yorum. Çünkü o bombalar düştüğü yeri yakıyor. Geçen hafta Pentagon’un Pakistan’da gerçekleştirdiği operasyon bile her insan için bir dramsa, Obama’nın bu tepkiler karşısında yarın İran veya başka bir ülkeye savaş ilan edemeyeceği ortada. Bu da muhteşem bir fark. Hedefimiz ABD’nin başka savaşlar çıkarmasını önlemek olmalı, yeni protesto gerekçeleri bulabilmek değil. Ayrıca bu yörede “yanlış ata oynama” nın bedelinin de yüklü olacağı hatırlatılmalı.

Atatürkçülere de bir hatırlatma: “Yurtta sulh, cihanda sulh” ne demek? “Tavrını beğenmediğiniz ülkeye saldırın” mı demek? Yoksa “ fiili kavga ve gerginlikleri diyalogla çözün” mü demek? Biz Atatürkçülerin ABD’ye, analizlerinde ciddi hatalar yaptığını, Türkiye’nin ancak sosyal-demokrat bir yönetim ve üniter bir devlet yapısıyla bölgede güçlü olacağını anlatmamız ve inandırmamız lazım. Çünkü alternatifimiz olmadığı gibi, Atatürk’ün o tarihi cümlesi de yalnız bu diplomasi kullanımı gereğine işaret ediyor. Ben teslimiyetten değil, tam tersine, ABD’nin rotasını değiştirmekten söz ediyorum. Bu arada kimse bana emperyalizmle mücadeleyi öğretmeye kalkmasın. 2003’de savaşla beraber “ABD gibi bir stratejik ortak istemiyoruz!”  kampanyasını ben başlatmıştım. Bugün ise konu, Amerika’da iktidarın rengi değiştikten sonra, bin bir iç ve dış dengeyi gözetmeye mecbur  Obama’ya doğru mesajları ulaştırabilmek. Aksi taktirde tezgahlanan trajedi, onarılmaz hasarları beraberinde getirecek...