Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

Sanatçıların Yok Sayıldığı Ülkede “UPSD Yasa Tasarısı!”

27.10.2009

Geçtiğimiz hafta başkanı olduğum UPSD (Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği) Türkiye Ulusal Komitesi olarak, Yönetim Kurulu Üyelerimizle beraber bir basın toplantısı yaptık ve “Güzel Sanat Eserlerinin ve Eser Sahiplerinin Desteklenmesi ve Korunması” hakkında oluşturduğumuz yasa taslağını kamuoyuna ve üyelerimize duyurduk.

On aydır yasal danışmanımız Sn. Av. Hatice Doğan’la beraber sürdürdüğümüz bu çalışmayla, yıllardır fazlasıyla ihmal edilmiş, hatta yok sayılmış Plastik Sanatlar alanında süregelen boşluğu doldurmak ve sanatçıların sahipsiz olmadıklarını göstermek istedik. Bu taslak, tabii ki bir nihai yasa metni değil. Yalnız TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, onun aracılığıyla tüm parlamentoya sunulan sanatçıların sesi. Doğal olarak bu taslak için, Ana Muhalefet Partisi’nden de destek isteyeceğiz. Peki, bizler saf ve ülkeyi tanımayan insanlar mıyız? Yani Atatürk ve İnönü’nün ölümünden sonra hiçbir devlet adamının sanata ciddi şekilde eğilmemiş olduğu, hala devletin tek Modern Sanat Müzesi bile dikememiş olduğu bir Türkiye’de, sanatçıların bu yasa tasarısı taslağını ortaya koymuş olmaları, sanki her şeyi değiştirecek miydi? Son yetmiş yıldır “yok” sayılan bir alanda, olumsuzlukların diz boyu olduğu her gün çok net şekilde ortaya çıkıyor. Sanatçının devlet ile olan ilişkisinde kendisine sorduğu soruların “Acaba heykelim kırılır ya da indirilir mi? Resmim fazla açık sayılır mı? Makalem takibata uğrar mı? Siyasal görüşlerim başıma çorap örer mi? Karikatürlerim dava edilir mi?” gibi şekillendiği bir ülkedeyiz.

Geçen hafta hükümetin bankalara da duyurduğu “KOSGEB” tarafından destek verilecek işletmelerin sektörleri genelgesinde, bu uygulamanın “dışında” kalması gereken alanlar arasında, bakın neler yer aldı:

“Sinema filmi, video yapım, çekim sonrası faaliyet ve gösterimi”, “Ses kaydı ve müzik yayıncılığı”, “Gösteri Sanatları ve onları destekleyici faaliyetler”, “Sanatsal yaratıcılık faaliyetleri ve sanatsal işletmeler”(!)

İşte Türkiye böyle net çizgilerle “sanata destek vermeme”yi teminat altına(!) almaya çalışan bir ülke konumundayken, bu taslağın parlamentoda ne kadar şansı olabilir diye soruyor insan! Bunun da tek yanıtı var aslında: En uygun olmayan koşullarda bile, her şeyden önce adım atarken “niyet etmek” lazım. Peki, taslakta özetle neler var? Dört-beş ana başlığa ayırabiliriz aslında önerilenlerin ruhunu:
-Yurt dışında açılacak sergiler için sanatçıların masraflarının yarısının TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanması, tüm sanat eserlerinin yurtdışı giriş-çıkışlarının tarihi eser olmadıklarının kanıtlanmasıyla bu kategori dışında tamamen serbest bırakılması, her türlü bürokratik zorluğun terk edilmesi.
-Genç sanatçılara çalışıp yaşayabilecekleri işlikler açılması, onlara bu ilk sanat yıllarında, sanat eseri karşılığı maddi destek verilmesi, onlarla ilgili ödüllü büyük sergiler düzenlenmesi ve ciddi tutarlar karşılığında bu yapıtların devlet koleksiyonuna alınması.
-Gerek yaşlı ve desteğe gereksinimi olan sanatçılara, gerek tüm sanatçılara sosyal güvenlik sağlanması, yaşlı sanatçıların tahsis edilecek Sanatçı Konuk Evlerinde kalabilmeleri,
-Yeni yapılan her büyük kurumsal binada, bina değerinin %2’si oranında sanat eseri satın alınması ve bu eserlerin bir kurul tarafından belli üst kriterlerle saptanması… Tüm sanatçıları kapsayan ödüllü dev sergiler yapılması ve Devlet Sanat Koleksiyonunun ciddi ele alınması.
-Piyasaya yapılan müdahalelerle sanatta KDV’nin indirilmesi, müzayede evlerinin sanatçıların değerleriyle terk yanlı ve keyfi olarak oynayamaması, sanatçıların ikinci el ve sonrası satışlardan %5 telif hakkı almaları,
-Tüm kurulların oluşumunda, TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı, UPSD, Eleştirmenler Meslek Örgütü AİCA, akademisyen ve küratörlerin beraberce yer alması ve böylece dengeli ve konuya hakim, gerçek yetkili kişilerle tüm kararların alınması.

Yasa Tasarısı Taslağını hazırlarken, özellikle bu metnin okunamayacak kadar uzun ve karışık, ağır gerekçeli kararlarla yüklenmiş ve tozlu raflara kalkmaya aday bir “tuğla” olmamasına dikkat edip, konuyu özellikle kısa ve anlaşılır tuttuk. Şimdi bu konunun takipçisi olmak herkesin görevi.