Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

“MAHÇUP” GENÇ SİVİLLER VE KUBİLAY

28.12.2010

Geçen Cuma Türkiye yine bir AKP-YÖK atamasının doğal sonuçlarıyla çalkalandı… Manisa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli, Türk gençliğinin yüz akı TGB'lilerin Üniversite önünde “Atatürk’ten aldıkları yetkiyle”  yapmak istediği eylemi engellerken kabul edilemez bir üslupla öğrencileri okuldan atmakla tehdit etti. Aynı gece CNN'de bu konuyu tartıştık.
         Bu gençlerden Emre Öztürk, Genç-Sen grubundandı ve Hükümet baskılarına karşı doğal olarak son derece tepkiliydi. Bu arada kendisi siyaseti TGB'li gençler gibi yorumlamasa da, Manisa'daki öğrencilerin arkasındaydı. Ayrıca çok haklı olarak “Cumartesi Anneleri”nin dramını da hatırlatıyordu. Diğer genç ise, “Genç Siviller”dendi ve tüm yayın boyunca ait olduğu grubun tüm kaçınılmaz “mahcubiyet” durumunu temsil ediyordu. Bir yandan polis ve rektörün haksızlığını kabul etmeye çalışıyor bir yandan aylardır ortaya koydukları “Demokrat AKP” imajının yok oluşunu kabullenemiyordu! Bu “Mahçup”  hallerin bir faydası olmayacağını kendisine hatırlatıp 12 Eylül Referandumunda “Evet”çi grup olarak Tünel-Taksim arası yeri göğü inleten yürüyüşlerini bu sefer polis şiddetine karşı uygulayıp uygulamayacaklarını sordum. Yine anlaşılmaz örnekler verip kaçamak şeyler söyledi.
         AKP'yi en gülünç şekilde “demokrasi getiriyor” kavramı üzerinden savunmaya çalışan herkesin işi çoook zor! Hep bu abartılı çelişkilerle yüzleşmek durumundalar! Bu zor durumda debelenirken Genç Sivil Erkan Şen, konuştukça batağa saplandı. Silivri'yi hatırlattım, “onlar suçlarını bilir” deme küstahlığını gösterdi kendini hukuk yerine koyarak! Biraz kendi zaaflarıyla yüzleşmeye cesareti varsa Prof. Haberal’ın “Suçum Ne?”, Balbay’ın “Zulümhane”, ve Özkan’ın tüm Silivri kitaplarını okumasını önerdim. Fikir mücadelesinde öne çıkamayınca, “Genç Sivilimiz” benim hakkımda bir dizi yalan ve iftiraya başvurdu. Sırayla her birini canlı yayında çürüterek bu acınası tavrı deşifre ettim. En sonunda bunun da mahcubiyeti duruma eklenince program yöneticisini “Bedri Baykam’ı neden bu programa çıkardınız?” diye sorgulama cüretini gösterdi! Böylece tam temsil ettiği teomedyokratik kesimlerin tipik baskıcı yöntemlerinin sansürcü koltuk değneği rolüne soyunmuş oldu. Kendisi doğmadan gençlik hareketleri üzerine kitap yazmaya başladığımı ona bu vesileyle öğrettim! “Türban hoşgörücüsü”  bazı gençlerin her şeyden önce tartışma ahlakını hazmetmeleri lazım!
         Türkiye’de gençlik hareketlerini gündeme getirenler, genellikle hep 68'lilerden söz ediyorlar. Ama bir de onların abileri var… Demokrat Parti faşizmine karşı en cesur şekilde direnmiş olan 1960 devriminin öncüsü Üniversite Gençliği… Günümüzde AKP'nin AB standardında attığı dayaklardan bezmiş ve hangi partiye destek vermesi gerektiğini bilemeyen gençliğe tekrar hatırlatıyorum: size şiddet uygulayan, üniversitede siyasallaşmanıza izin vermeyen güçlere karşı siyasi bir adreste birleşmezseniz, bunun faturası ağır olacak, hem sizler için, hem ülke için… AKP'nin demokrasiye kökten düşman olduğunu keşfettikleri gün, ortaokuldan beri okudukları “demokrat” gazetelerin kendilerine nasıl yalan çözümlemeler pazarladıklarını da keşfetmiş olacaklar…
         Tabii 1960 gençliğinin de öncüleri var. Onların hikayelerini de zaten babamın Gençlik liderliği yıllarından, yani 40'ların sonu ve 50'lerin başından biliyorum. Ama onlara da model oluşturmuş başka bir büyük kahraman var. Onun adı Devrim Şehidi Kubilay…
         1987'de 1. İstanbul Bienali'nde Kubilay’ın katledilişi hakkında bir yerleştirme yapmış ve yaklaşan kara tehlikeyi haber vermiştim. Daha Muammer Aksoy cinayetine 2,5 yıl vardı. O günlerde bu çalışmamı abartılı bulanlar olmuş, “sanki böyle bir tehlike mi var?” diyenler olmuştu. Keşke onlar haklı çıksaydı… Geçen hafta Yeni Parti’nin daveti üzerine yönetmen Faik Ahmet Akıncı’nın büyük özverilerle çektiği “Kubilay” filminin özel gösterimine gittim. Çok zor şartlarda en düşük bütçeyle çekilmiş bu film, bu ülkede hala korkusuz yönetmenlerin de yaşadığını bize gösteriyor. Filmin bugünkü karanlık ortamda oynayabileceği salon veya TV kanallarının kuyruk oluşturup sıraya dizilmediklerini hatırlatmama gerek var mı? Filmi izlerken yine herkesin nutku tutuldu. Tebrikler! Ön sıra, aynen üç hafta önce izlediğimiz Utku Erişik’in oyununda olduğu gibi Silivri’de nöbet tutan kahramanlara ayrılmıştı. Onlar her gün yanı başımızda yaşamaya devam ediyorlar…