Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

KARANLIKLARA KARŞI DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK VE SANAT!

01.11.2016

“RAHİP NİEMÖLLER” SENDROMU BU SEFER DE CUMHURİYET’E SALDIRDI!

Türkiye’nin tek adam rejimine doğru hızla sürüklendiği bir ortamda -her ne gerekçeyle söylenmiş olursa olsun- ana muhalefet başkanının “Bizim Erdoğan’la sorunumuz yok” diyebilmesi bazen gerçek demokratik muhaliflerinin saçlarını diken diken edebiliyor! Dün sabah, gözlerimizi yine bir Cumhuriyet Gazetesi operasyonuna açtık. 16 gazeteci gözaltına alındı. Rahip Niemöller sendromu artık koşar adım gelişiyor. 15 Temmuz’u fırsat bilen karanlık anlayış, bu vesileyle tüm muhalefeti bertaraf etmek için her bahaneyi kullanacağını artık açık açık gösteriyor. Cumhuriyet Gazetesi’nin kökleri, Cumhuriyetimizin tüm tarihi değerleriyle örtüşüyor. Gazetenin kurumsal yapısının detaylarına bu zor anlarında girmek istemiyorum -zaten sol kamuoyu bunları içinden biliyor. Cumhuriyet’in bugünkü yönetimi veya Can Dündar çok demokrat mıydı? Bu sorunun yanıtı ne yazık ki hayır. Ama bunların tartışılma günü bugün değil. Çünkü saldırı altındaki, demokrasinin 93 yıldır kalesi olan Cumhuriyet Gazetesi ve hatta onun temsil ettiği demokrasi ve laiklik kavramları. O gazeteyi Cumhuriyet ve demokrasi mücadelemizin tarihi üzerinden savunmak hepimizin görevi, bu da tartışılmaz bir gerçek! Bu nedenle operasyon yaşandığından beri Cumhuriyet’e gerek şahsım, gerek Sanatçılar Girişimi, gerekse UPSD olarak destek veriyoruz. Çünkü Cumhuriyet, arada herkesi küstürecek şeyler yapsa da, yüzyıl üzerinden demokrasimizin en çarpıcı, narin ve güzel kızı...

İDAMA SUSAMIŞ BİR MEDYA GÜRUHU!

İktidarın en kötü saklanan sırrı olan “açık ortak” MHP sayesinde Başkanlığa koşturulan Erdoğan, 29 Ekim resepsiyonunda gazetecilere yine “idamı geciktirmeye gerek yok” diyordu... Zaten maşallah gazetecilerimiz, ağzı kana susamış kitlelerden daha da aç bir şekilde idam konusunu gündemde tutuyorlar! Yarın 5 kişi idama mahkum olsa, medyamız canlı izleme ve hatta yayınlama baskısı yapacak gibi! Her ne pahasına olursa olsun, kan ve olay arıyorlar. En “çağdaş” haber kanalları, sunucuları bile vecd içinde idam tetikçiliği peşindeler! Bu arada kimsenin aklına zaten şu yorum gelmiyor: “Sayın Cumhurbaşkanım, idam cezasını getirseniz bile –eğer hala en basit seviyede bir hukuk devleti olarak kalacaksak- o ceza ancak idam cezasının konduğu andan itibaren, o yasaya değecek şekilde oluşan yeni suçlar için gündeme getirilebilir”. Ortada Cumhurbaşkanı’na bu net yorumu yapacak çap ve cesarette anchorman veya gazeteci göremiyorum. Çünkü o cesareti taşıyan gazetecilerin karşısına da zaten Erdoğan çıkmıyor!

YAŞASIN CUMHURBAŞKANI’NIN REKTÖRLERİ!!!

Yeni Türkiye’nin hangi şartlarda yaşamaya zorlanacağının işaretleri her an üzerimize akmaya devam ediyor. Medyamızın doymak bilmez idam tetikçiliğinin yanı sıra, bir başka müjde de rektör seçimleri konusunda geldi. Artık rektör seçimleri kalkmış, 675 ve 676 sayılı KHK’ları yayınlanmış ve bundan sonra sayın Cumhurbaşkanımıza doğrudan rektör atama yetkisi de verilmiş. Bu demektir ki artık “dört misli daha az oy alan profesör,  rektör olarak atandı” gibi münasebetsiz haberler çıkamayacak! Öne sürülen adaylar arasından tek seçici olarak sayın Cumhurbaşkanı tartışılmaz insan seçme kapasiteleri ve  tarafsızlığı içerisinde en uygun rektörü kavgasız gürültüsüz atayabilecek! İşte bunlar münafıkların
bir türlü anlayamadığı yeni Türkiye’nin demokratik açılımları ve atılımları!

MAGANDALARIN ALÇAK KURŞUNLARI

Hukuksuzluğun ve antidemokratikliğin kol gezdiği böyle bir ortamda şiddet ve adalet noksanlığı her yerde önümüze çıkarken, halkımızla alay eder gibi metroda genç bir kadınımıza şort giydiği için tekme atan medyatik magandamızı sırayla bir tutukluyorlar bir bırakıyorlar bir tutukluyorlar bir bırakıyorlar! Gerçekten çok merak ediyorum nereye kadar sürecek bu komedi? Ben merak ededurayım, magandalar durmuyorlar! Düğün-dernek bahanesiyle havalara ateş eden, çocukları ve teyzeleri öldüren insanlık dışı güruha ek olarak bir de o tabancayı bilinçli çekip kullananlar var! CHP’nin çalışkan milletvekili Bülent Tezcan’a ateş edip ardından yüzsüzce “bana takılan kelepçeler şeref madalyamdır” deme küstahlığını gösteren farklı bir tehlike seviyesindeki zibidiler bunlar! Sevgili Bülent Tezcan’a geçmiş olsun derken, bu magandalara hareket özgürlüğünü veren ve verdiren her kişi, kurum ve yasayı kınıyorum. O kurşunlar, palalılarla, otobüs tekmecileriyle aynı sendromun ürünü.

AHMET HAKAN’IN ÖZÜR BORCU

Geçen hafta kaleme aldığım gibi, bu ülkeden bir Camilo Guevara gerçeği geçti. Kendisi bir-iki gün sonra ülkemizden ayrılıyor. Kendisiyle burada geçirdiğim on gün, büyük bir keyif olarak anılarım arasındaki yerini aldı. Türkiye kendisini tanıma fırsatı buldu. Makaleler, haberler, röportajlar, televizyon yayınları birbirini takip etti. Bunları kimisi çok başarılı, kimisi yorumsuz/standard haber düzeyinde idi. Yalnız tek bir kişi beni çok rahatsız edecek şekilde, Camilo’ya hiç hak etmediği bir eleştiri ile saldırdı! Sevgili Ahmet Hakan, her konu hakkında bilgi edinmeden derin ve kurnaz bir yorum deneme mecburiyetin hiç yok. Che ve Camilo Guevara hakkında maalesef saçmaladın!

Bir kere insan sivri zeka mantık arayışında bile "iyi ki Che ölmüş yoksa oğlunun Che'nin oğlu olmak üzerine kariyer kurduğuna kahrolabilirdi" diyemez! Hele bir gazeteci hiç diyemez! Ahmet Hakan birazcık araştırma ihtiyacı duysaydı, TERSİNE Camilo Guevara'nın verdiği bütün röportajlarda Che'nin adı ön plana çıkmasın diye uğraştığını görürdü! Basın toplantısına, sergi açılışına gelemediyse, telefonu açıp benden bilgi alabilirdi.
Ahmet Hakan ne bekliyordu? Camilo'nun Che'nin oğlu olduğunun gizlenmesini mi? Türk halkının bu konuda hiç bir şey merak etmemesini mi? (Dünyada bu konuyu merak etmeyen insan var mı acaba?) Hürriyet'in bu konuda hiç soru sormamasını mı? İsim benzerliği sanılmasını mı? Gerçeklerden bu kadar kopuk yorum yapılabilir mi?

Camilo TERSİNE, sergi kataloğunun sonuna babasıyla bir adetçik aile fotoğrafı kondu diye bize eleştiri getirdi! Her röportajda ısrarla "sanat konuşalım" dedi! Ahmet Hakan'ın iddialarının TERSİNE, bazen ben "Camilo amma da fazla çaba harcıyor, sanatının babasının adıyla anılmamasına!" diye şaşırdım! Camilo babasının merkezinde hizmet sunarak yaşıyor. "Babasının adını kullanarak kariyer yapma" kararını (!) 54 yaşında mı aldı?! Ahmet Hakan "niye Che hakkında fazla soru sordunuz da adamın sergisini ön plana çıkarmadınız?" diye olsa olsa başta kendi gazetesi olmak üzere, basına eleştiri getirebilir, bir duayen gazeteci de ona bu işin alfabesini öğretir. Mesela Kennedy’nin kızı Türkiye’ye gelse ve babasının trajik ölümü veya onun hakkındaki hatıraları hakkında çeşitli SORULAR kendisine yöneltilse, bunlara yanıt verdiği zaman babasını kullanmış mı olacak? Ayrıca Camilo veya bir başka ünlünün çocuğu “ben babam hakkında hiçbir soru kabul etmiyorum ve yorum yapmıyorum” dese,  bu sefer de aynı insanlar “gördün mü babasıyla övünmüyor, onu savunmuyor bile” deme yarışına girişirlerdi!    

Ahmet Hakan bilgisayarına bakıp iki derin nefes almalı! Yoksa bu her gün çok zeki lafları son sürat yetiştirme yarışında daha başına çoook kazalar gelir! Mesela şimdi de “ben elimdeki hangi avam dolabı açıp Bedri’ye yanıt döşeneyim?” diye kafa patlatacağına, “Ben bu hataları neden yapıyorum? Her gün yazmama rağmen bunlardan uzak durma şansım nasıl olabilir?” sorularına yanıt aramalı! Özeleştiri önemli bir meziyettir. Hatta en önemli bir kaç meziyetten biridir. Umarım bunu yapar. Yoksa Hürriyet gazetesinin kendisine verdiği gücü ve özgürlüğü, demokrasinin ve insan onurunun aleyhine kullanma durumuna kendini düşürürse yazık etmiş olur! Uzun lafın kısası Camilo, Ahmet Hakan’ın bu eleştirisini en son hak edecek insan.

SANATA AÇILMA HAFTANIZ GELDİ!

“Bunca derdin ortasında sanatlık halimiz mi kaldı?” deme hakkınız ve şansınız olmadığını size bu köşemde defalarca anlatmıştım. Her şartta “gösteri sürmeli” sözünün geçerli kalacağını sürekli yazdım! Atatürk bu devlet kurulurken, harpten sonra kasaların en boş olduğu günlerde bile ressamlarımızın değerli işlerini gencecik Cumhuriyet’in koleksiyonuna kazandırmışlardı. 3-6 Kasım arasında, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde Contemporary İstanbul sanat fuarı yapılacak. Oraya ilk günden itibaren katılın, ailenizi, çocuklarınızı götürün, yerli ve yabancı galerilerin tüm standlarını gezin. Üç kuşaktan yüzlerce sanatçının yarattığı eserlerle, karanlığa karşı yakılan meşaleleri izleyin. İnadına resim alın. Resim alamıyorsanız katalog alın, onu almıyorsanız, kart ve broşür toplayın. Evinize bir şekilde sanat sokun. “Krizde artık herşeyi durdurduk, sanat almıyoruz” diyen işadamlarına da hatırlatmak isterim: Bu kararınız çok yanlış. Sanatçıların sizin gibi krizde bekleme oksijenleri olacağından emin olmayın. Tam tersine kriz varsa sizin daha fazla sanatçılara destek olmanız gerekir. Sorumluluklarınızı hatırlayın. Geçek koleksiyoner evine süs diye resim almaz. Çok yönlü ve çok katmanlı düşünür... Her zorluğa rağmen bu ülkede sanat yapmaya devam eden her yaştan genç insanlara destek verin. Yobazlığa, faşizme, karanlığa, baskılara karşı inadına sanatı yaşatın, sanatla yaşayın.  Bu vesileyle fuarda iletişimimiz de somutlaşabilir. Ana giriş katında A1-110 Piramid Sanat standında sanatseverlerle buluşacağım, kitaplarımı bu vesileyle imzalayacağım. Herkesi bekliyoruz.