Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

AĞIR RAHATSIZLIK VE ELEŞTİRİ HAKKI

04.03.2017

Beş gündür Amerika’dayım. Dün gece Columbia Üniversitesi’ndeki konuşmama doğru yürürken, Broadway üstündeki kitapçının vitrininde bir kitap gözüme çarptı: “Şimdi Ne Yapıyoruz? Trump döneminde kendi Amerikan değerlerimizi nasıl koruyacağız?”. Konuşmama geç kalmamak için almaya vaktim olmadı ama kapakta tek bir yazar adı olmadığını gördüm. Belki 20 imzanın makaleleri vardı. Trump çalkantısı, tüm yeni kıtayı sarsmaya devam ediyor -en azından “ilerici” merkezlerinde... Evvelsi gece, Amerikan televizyonunda dikkatimi çeken şey, taze Başkan’a ağır eleştiriler getiren Amerikalı aktörlerin, yazarların, gazetecilerin rahatlığıydı. Siyahi aktris ve yorumcu Nancy Giles, “Trump sanki uyuşturucu almıştı, Siyahi Amerikalıları aşağılayacak şeyler söylüyordu. Küçük bir çocuk gibi anlamsız konuşuyordu” diyordu ekrandan. Aktör ve aktivist Rob Reiner ise konuyu daha ağır bir dille ele alıp “Neyse, hiç olmazsa okumayı başarabiliyor. O patolojik bir yalancı. Hiçbir zaman doğruları söylemiyor”. Onun ardından etnik politika uzmanı Profesör Christina Greer, eğitim bütçesinin kısılmasından dem vurup Trump’ın işine gelmeyen herkese hakaret etmesini hazmedemediğini söylüyordu. Onlardan önce ekrana Michael Moore çıkmıştı, onu duyamadım. Onun gibi ağzının kantarı bozuk bir kişinin neler dediğini düşünmek bile istemiyorum... ya da çok rahat tahmin ediyorum! Tüm bunları izlerken kendi kendime şunları soruyordum: Bu cümleleri bizde birileri canlı yayında Cumhurbaşkanı hakkında sarf etseler, kaç dakikada “birileri gelirdi, onları almaya”... Böyle bir demokratik ortamı izlerken neredeyse uzaylı filmi görüyormuş gibi olduğumu üzülerek tespit ettim.
Colombia Üniversitesi’nde yıllar sonra yaptığım 2. konuşmam çok güzel geçti. Salonda hem Amerikalılar, hem Türkler vardı. Türklerle, Türkiye’yi merak edenler arasındaki farkı gözeterek dengeli bir sunum yapmam lazımdı, ona dikkat ettim. Dolu dolu, iki buçuk saat ve ötesi... Bu seyahatte Washington ve New Jersey’in ardından üçüncü gerçekleştirdiğim konuşmaydı. Bizim ülkeyi ve bu gezimi bir sonraki yazımda değinmek üzere terk ediyorum. Konuya Trump ve ABD hattından devam ederek, öncelikle ABD’yi bugün/bu gece çalkalayan büyük krizden söz etmek istiyorum.

JEFF SESSIONS SKANDALI BU GECE AYYUKA ÇIKTI
Skandal şöyle patladı: Bugün, ABD’nin 8 Şubat’ta senatodan zar zor 52-47 oy farkıyla seçilerek ve ertesi gün yemin ederek görevine başlayan ABD Başsavcısı Jeff Sessions’ın, önceki dönemde senatörken Ruslarla ve Rusya’nın ABD Büyükelçisi Kislyak’la iki kere görüştüğü ve 10 Ocak’ta kendisine yapılan açık görüşmede de bunu sakladığı ortaya çıktı. O gün kameralar önünde demokrat senatör Al Franken’in açık doğrulama görüşmelerindeki sorularına cevaben “Ruslarla hiçbir görüşmem olmadı, dolayısıyla bu faaliyetlerden de haberim olmadı. Bu nedenle bu sorulara verecek cevabım yok” şeklinde yanıt vermişti. Hem de yemin altında! Alabama senatörü olan Sessions’ın geçmişindeki ırkçı ağır izler ve açık görüşmede Georgia’lı senatör John Lewis’in kendisi hakkında “ancak ülkenin bir kesiminin başsavcısı olabilir” diyerek en sert şekilde karşı çıkması, az farkla da olsa yeni makamına oturmasını engelleyememişti.

Amerika’nın en tutucu siyasilerinden biri olarak tanınan Sessions’un Trump-Rusya ilişkilerindeki görüşmeleri saklamış olması, ülkede şimdiden neredeyse Watergate tadında bir skandala ve çalkantıya neden oldu. Özellikle kendisinin başsavcı sıfatıyla Trump-Rusya ilişkilerine bakan üst makamı temsil etmesi de göz önünde bulundurulduğunda, Sessions’ın bu dosyayı artık derhal bırakması ve hatta istifa etmesi için büyük bir baskı oluştu ve şu anda gece olmasına rağmen bu gerginlik artmaya devam ediyor. Bu durumu ince ve uzun soluklu araştırmalarıyla ortaya çıkaran New York Times ve Washington Post muhabirleri şimdiden Watergate skandalı çapında, Carl Bernstein/Bob Woodward ikilisinin 1972’de ortaya çıkardıkları ve Nixon’un 1974 istifasıyla sonuçlanan büyük olayı hatırlatan bir gazetecilik başarısını yakalamış olabilirler. Özellikle dünyanın yakından izlediği gibi, Trump’ın özgür Amerikan basını ile yaşadığı ağır gerilim, bu faturanın düello ortamının göbeğinde hızla artmasına neden olabilir. Geçtiğimiz günlerde basını düşman olarak niteleyen Trump, bu sefer artan bir ivmeyle ciddi olarak köşeye sıkışabilir. Savunma olarak, Sessions’ın büyük ihtimalle “Senatör olarak rutin görüşmeler, bu sorunun kapsamında değerlendirilemez” kalkanının arkasına saklanacak olması konuşuluyor. Öte yandan Sessions’ın açık görüşme sorgusunda en net şekilde “kimseyle bir görüşmem olmadı” demesi de aleyhine ağırlık oluşturan bir faktör.

HAM KRİZİN OBAMA UZANTILARI
Uzantıları zaten aylardır gündemde olan ve bu gece boyut atlayan “kriz” bu yeni evresinde ilk gecesini yaşıyor ve henüz “çok ham”. Ama yine de geriye baktığımızda hatırlamamamız gereken birçok veri var: Seçim kampanyaları sırasında da yoğun olarak kokuları çıkmış olan Trump-Rusya ilişkileri üstüne FBI zaten bir soruşturma dosyası yürütüyor. Trump’ın kendisi ise, yöneltilen sorulara karşı sürekli olarak çelişkili yanıtlar verdi veya "Rusya ve Putin ile hiçbir ilişkim olmadı" dedi. Ama bir yandan da tersine aralarında güzel bir diyalog oluştuğunu da saklamadı. Şimdi Amerikan medyası birbirini tekzip eden bu yakın zamanlardaki  farklı yanıtları, ağır şekilde mercek altında alıyor ve bu faktör Trump’ı çok sıkıştırıyor. Trump’ın ve Putin’in yakın çevresinin birbirleriyle görüşmüş olabilecekleri ve bu konuda ayyuka çıkan her iz, şu anda Amerikan siyasetinde deprem yaratan fay hatları haline geldi. Çeşitli Avrupa ülkelerinden de Trump ve Putin ekiplerinin Avrupa’da da görüşmüş oldukları bilgileri, herşeyin üstüne dökülen ağır ve farklı bir sosu beraberinde getiriyor.

Krizin benim için en ilginç taraflarından biri, Beyaz Saray’ın olası bir kriz için bu konuda malzeme toplamış olması ve bu delilleri de bir soruşturma olması halinde, kullanılır şekilde saklaması. Bu da Obama’ya  karşı şu suçlamanın oluşmasına neden oluyor: “Sen bunları biliyordun da neden konunun üstüne koltuğunda otururken veya seçim öncesi gitmedin?”. Aslında bu noktada Obama'yı anlamak mümkün, çünkü rakip partinin adayını seçime 5 dakika kala doğrudan baltalıyor olmanın ve dolayısıyla “taraf” olarak seçime müdahil olmanın riski de hiç az değil. Ne derler? Bekara boşanmak kolay gelir! İşte onun gibi bir şeyler döndü belki Obama'nın kafasında...

TRUMP-PUTİN: SLOGAN BİLE AYNI!!
Bu arada Rusya ilişkileriyle ilgili soruşturmayı yalnız FBI değil, senato ve Temsilciler Meclisi de yürütüyor. Ancak onlar da güvenemedikleri halde şimdilik FBI’ın topladığı veriler üzerinden hareket ediyorlar. Amerikalılar şimdiden özgür basına teşekkürlerini sunmakla meşguller. Birilerinin kulakları çınlasın demeden geçemiyor insan.
Trump ve Putin arasındaki yalnız gri ilişkileri ve diyalogları değil, aynı zamanda benzerlikleri de konuşuluyor. Ortada dönen sözler “Mafya Devlet” merakı ve basını susturma arzusu... Trump’ın Rusya ve Rus Oligarklarla 30 yıllık geçmişinin araştırılması gündeme geliyor. 100 milyonlarca dolar gri paranın sirkülasyonundan ve herşeyin “para” olduğundan söz ediliyor. Hatta öne sürülen somut isimler de var. Bu arada sorulan sorulardan biri şu: Ya kazanan Hillary olsaydı ve buna benzer karanlık Rusya ilişkileri ortaya çıksaydı, Trump ve ekibi kim bilir “seçimimiz çaldılar!” diye yeri göğü nasıl inletirlerdi! Trump’ın dış ilişkiler sorumlularından Carter Page veya Ulusal Güvenlik’ten sorumlu Michael Flynn gibi yardımcılarının da Rusya ile temasları toptan ret etme merakları, şu anda Trump ve çevresinin aleyhine çalışıyor. Trump-Putin arasındaki bir başka benzerlik, sloganlarının bile aynı oluşu! Biri “Amerika’yı yeniden büyük yapacağım” diyor, diğeri de aynı şekilde “Rusya’yı yeniden büyük yapmak”tan söz ediyor!! Özellikle Rusya’da yaklaşan başkanlık seçimleri düşünüldüğünde çok ilginç bir durum! Öte yandan Putin’in Rus basınına “Artık Trump goygoyculuğuna son verin” demiş olması da, bu sessiz ilişkilerin daha abartılı şekilde ses getirmesine karşı bir önlem olarak görülüyor.

ABD seçimlerinin ardından Obama’nın 35 Rus diplomatını sınır dışı etmesi ve Rusya’nın da şaşırtıcı şekilde buna aynen karşılık vermeyeceğini söylemiş olması, Trump ekibinin kendilerine “bu konuyu büyütmeyelim,  nasıl olsa yeni Başkan göreve geldikten sonra durumu hızla düzeltiriz” demiş olmalarına bağlanıyor...
Krize Amerikan halkı tarafından bloglarda verilen tepkiler arasında, şimdiden Trump hakkında soruşturma ve hatta istifa, hatta ihanetten “hapis” talepleri var. “Ruslarla beraber seçimi çalmışlar” diye yer gök inliyor!

JIM HIMES: TRUMP SIKIYÖNETİM ORTAMINA GEÇMEK İÇİN....
Demokrat Connecticut senatörü Jim Himes’ın çok ilginç bir çıkışını da görmezden gelmek bizim için mümkün değil. Bakın kendisi neler söylüyor: “Gerçekleri saklamak ve otokratik bir iktidar olma yolunda ilerlemek için, Trump gerçeğin araştırılmasına karşı çıkacak ve bir sıkıyönetim ilan edebilmek için çeşitli terörist saldırıların arkasına sığınmak isteyecek -demedi demeyin!”. Bilmem bu kadarına şaşırdınız mı?

ÖZGÜR BASIN VE SİYASET TAM GAZ İLERLİYOR...
Beyaz Saray basın sekreteri Sean Spicer’ın pek inandırıcılığı olmayan sözlerle Sessions’ı her açıdan savunmaya çalışan demeçleri de şimdilik havanda su döverken, Amerikalılar, gerek kongrenin soruşturmalarıyla, gerekse basının ısrarlı sorguları ve araştırmalarıyla yakın zaman içinde gerçeğin su yüzüne çıkacağına inanıyorlar. Şu krizin ortasında, FBI’ın soruşturmalarına, gazetecilerin görevlerine devam edebilmesi, kimsenin “istifaya” zorlanmaması, hiçbir patronun sansür mekanizmasının çalıştırılmasını aklına dahi getirmemesi önemli veriler! Hem de çok önemli! “Amerika’da da Başkanlık sistemi var, ne farkı var?” diyen herkesin, bu krizin her zerresini mikroskopla takip etmesinde sayılamayacak kadar fayda var!