Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

ÇIKARCILIĞI BIRAKIN, VATAN EVLADINA BAKIN!

04.08.2015

ŞAFAK PAVEY “CAK CAK”A KARŞI

Bu vatan hırslarımızdan çok daha önemli” diye seslendi, birbirini yemek içen fırsat kollayan milletvekillerine. Zarif, kararlı bir tavırla Meclis Başkanlığı’nı özlediğimiz şekilde yönetti, bu kritik gündemde. Şafak Pavey, tartışmalı oturumda tam puan aldı. Bu dönem siyaseti bırakmak istemiş, Kılıçdaroğlu’nun ağır baskısı ile yeniden aday yapılmıştı. Öte yandan Bülent Arınç, siyasetin ne kadar özen isteyen bir uğraş olduğunu maalesef yine tersten kanıtladı. Bir kızgınlık anında içindekini dışa vuran söz, tüm Türkiye’nin tepkisini çekti. “Bir kadın olarak sus” lafının bir izahı olamaz. Bir siyasetçinin bu gafın üzerine yapabileceği tek şey -en azından AKPliler’in çok alışık olduğu şekilde- “onu demek istememiştim” tekerlemesinin arkasına sığınıp özür dilemek olabilirdi. Onu da beceremedi. Konuştukça, yanlış gerekçeleriyle daha da battı Arınç.

CHP, ERDOĞAN’IN TUZAĞINA DÜŞMÜYOR

AKP’nin taktiği belli: Koalisyon çabalarını yokuşa sürerek, erken seçime yönelmek ve halka diğer partileri şikayet ederek “Gördünüz mü? Şurada 3-5 oy aldılar diye hemen birbirlerine girdiler. Her biri ne demokrasiye, ne de uzlaşmaya açık olmadığını kanıtladı”. MHP zaten sanki halk nezdinde bu eleştiriyi hak etmek için, var gücüyle çalışıyor. HDP’nin ise topladığı sempatiyi, firesiz tutabildiğine inanmıyorum. Onlar da giderek alçaklaşan PKK terörüne karşı, pasif bir tavır takındılar. Böylece terörün faturası onlara da doğrudan sirayet etti. Ne var ki CHP, Erdoğan’ın malum tuzağına düşmüyor. CHP de MHP gibi “Uyumsuz Cafer” rolüne girip her kapıyı nemrut bir tavırla kapasa, Erdoğan da, AKP de derin bir nefes alıp şu sözlerle propagandaya girişecekler: “Gördünüz mü? İşte birbirlerinden farkları yok. Biri sağcı, diğeri solcu, öbürü Kandil’le İmralı arasına sıkışıp kalmış, ortak amaçları, halkı hükümetsiz bırakmak, Türkiye’yi kaos’a taşımak”. Ama işte CHP “ya sabır” çekerek de olsa koalisyon görüşmelerine en yapıcı şekilde katılarak, bu planı ıskartaya çıkartıyor. “Başka hikaye uydurun, bu tutmadı” diyor. Aslında Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, Davutoğlu tek olsa, bu görüşmeler büyük ihtimalle sonuç verir. Ama ne var ki, AKP’nin bir parti olma vasfı yok. Kurucusunun baskısı altında eziliyor. Hala başkanlık hayalleriyle beslenip, 7 Haziran’da içine düştüğü kabustan, Bahçeli’nin geleneksel gizli ortaklığı sayesinde kurtulan Erdoğan, şimdiden erken seçim kampanyasının teorik hazırlığına girişmiştir!

TOPLUM İŞTE ŞUNLARDAN BIKTI:

Toplum, siyasi entrikalara malzeme olmaktan, enayi yerine konulmaktan bıktı. “İslam Devleti” denilen terör örgütünün adını “DAEŞ veya DEAŞ” diye değiştirerek söz eden, ama yine de onlarla olan şaibeli ilişkilerini netleştirmekten kaçınanlardan bıktı. Güncel oportünist tavırlarla, AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyen HDP’yi geçmişte olduğu gibi kapatarak cezalandırmak ve Güney Doğu’yu PKK’nın ötesinde çözümsüz bırakarak sonsuza dek kana bulamak isteyenlerden bıktı! Toplum terörden bıktı. Hatta bu yüzden, son bombardımanlara da ağzını pek açmadı. Öte yandan Demirtaş’ın kendisinden aldığı temsiliyet gücüne rağmen hala herkesin duyacağı yüksek sesle PKK ve Kandil’e karşı açık tepki vermeyip lafı gevelemesinden bıktı. Ama “bir erken seçim yatırımı olarak savaş” mantığından da bıktı. Neredeyse kimseye güveni kalmadı.

SEÇİM SONUCUNUN GARANTİSİ VAR MI?

Herkesin kendini en uyanık siyasetçi olarak gördüğü bu alt tabaka hesaplaşmalarda, seçimin ortaya yepyeni bir tablo çıkarmasının garantisi hiç yok. Evet, MHP huysuzluğu ve en son koalisyon için “halk önünde Kuran’a el basma” şartı (!) ile 2-3 puan oy kaybetmiştir. Evet PKK’nın kana susamış tavrına karşı yumruğunu masaya vuramayan HDP de, birkaç puan kaybetmiş olabilir. Ama bu veriler, tablonun değişmesi için yeterli değil. En azından toplumun karşısında bir güç birliği oluşturamayan %60’lık blok, şayet tutarlıysa, seçime gidilirken barajı düşürmeye mecbur. Aksi taktirde zaten seçmenlerin önünde gülünç duruma düşecekler. Ancak o zaman ortaya biraz daha net olarak farklı bir tablo çıkar ve o noktada da AKP’nin işi daha zor noktalara geriler. Sonuçta seçimin,  Kaçaksaray’ın arzu ettiği kabustan çıkış senaryosunu taşıyacağının garantisi hiç yoktur. “Nasıl olsa bizim oylarımız artıyordur” inancı, birçok uyanık siyasimiz için hayatlarının yenilgisini getirebilir. En büyük risk, toplumda 7 Haziran sonrasında görülen tartışılmaz gevşemedir. Son dönemlerde rahatlamış görünen tüm muhalif kesimler, şayet bu “ivme kayıplarını” görmezden gelirlerse, işte o zaman kendi elleriyle AKP’ye teslim olmuş olurlar!