Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

SON SEÇİM SÜRECİNDEN NELER ÖĞRENDİK?

08.07.2014

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin içinden son sürat geçerken epey bir şey öğrendik. Her gün de "öğrenmeye" devam ediyoruz! İşe alfabesinden başlayalım: "Cumhurbaşkanını artık halkın seçtiği" iddiasının bir uydurma olduğunu fiilen öğrendik. Çankaya adaylarının, siyasilerin ve partilerinin her türlü kaprisiyle malum ve geleneksel siyasi çarpıklıklar, dayatmalar ve denge arayışlarıyla "halka karşı" saptanabileceğini öğrendik. Halkın kendi bağrından kendi adaylarını çıkarma hakkı olmadığını, onların ancak kim işaret ediliyorsa onun için parmaklarını kaldıracak birer kukla olduğunu öğrendik.

Başka ne öğrendik? Kamu görevinde çalışanların aday olmak üzere istifalarının talep edildiği bir ortamda, her kanun gibi bunun da bazılarının adına istendiği gibi sündürülebileceği ve arzu edilen yöne çekiştirilebileceğini öğrendik. Böylece en yüksek kamu görevi olan birkaç sıfattan birinin sahibi olarak Başbakanın görevde kalmaya devam ederek Cumhurbaşkanlığına aday olabileceğini öğrendik. Kesin olarak "tarafsız olması gereken" bu yüce makama, iktidar partisi başkanı ve her gün herkese saydırmaya devam eden, bitmez tükenmez güncel ve tarihi hesaplaşmaların merkezi olarak girebileceğini öğrendik. YSK'nın arzu edilen raporları hazırlayan doktorlar gibi buna kılıf aradıklarını ve üstelik bulabildiklerini öğrendik.

Ayrıca CHP'de "Parti Kararı"nın kapalı kapılar ardında tek kişiyle alınabildiğini, parti içi demokrasinin bir masal olarak kalmaya devam ettiğini, bu özlemi duyma cüreti gösterenlerin de "sanık" sandalyesi tehdidine uğrayabileceklerini öğrendik. Milletvekilleri ve örgütün bu travma altında aniden kendi düşüncelerinden soyutlanabildiklerini ve usluca "standby" konumuna geçebildiklerini öğrendik. Partiye ve muhalif kanada yaşatılan bu dayatmaların en yakın aile fertlerini, sanatçı birlikteliklerini, yurtsever dayanışmalarını, parti üyelerini, aynı çatında hareket etmesi gereken dernekleri bölebildiğini yüreğimiz biraz daha fazla acıyla yanarak öğrendik.

Bunlar da yetmedi, başka şeyler de öğrendik: Mesela yıllardır bize yanlış şeyler öğretildiğini, yürütmenin başının Başbakan değil "Cumhurbaşkanı" olduğunu öğrendik. (Aslında bu noktada hızla yapılabilecek bir düzenlemeyle "RTE hangi sıfatı aldıysa veya alacaksa, yürütmenin başı odur, ta kendisidir" şeklinde durumun uygunlaştırılabileceğini AB'ye, Parlamentoya, Anayasa Mahkemesine ve YSK'ya hatırlatabiliriz). Tarafsız Cumhurbaşkanı adayının her vatandaşı eşit mesafede kucaklaması beklenirken, Cemaatin olduğu söylenen dershanelere gitmiş tüm öğrencilerin son 10 yıla yayılan kayıtlarının araştırılıp Emniyete verilmesini talep edebildiğini öğrendik. Onları daha yakından kucaklamak için olsa gerek! Bu vesileyle daha önce paket olarak Ergenekon veya Balyoz davalarına ekmellenmesi, pardon eklemlenmesi istenen Santoro cinayeti, Dink cinayeti, Hablemitoğlu cinayeti, Garih cinayeti gibi çeşitli cinayet hazır-kokteyllerinin bu sefer de bu hat üstünden güncel sipariş olarak Cemaate yönlendirilebileceğini öğrendik.
Bir de MHP'nin "Çözüm Süreci"ne bakışının artık kendi çizgisine değil, Ekmeleddin Bey'e bağlı ve bağımlı hale dönüştüğünü öğrendik. Bu konuda ortaya çıkabilecek çelişkileri deşmenin er meydanına ve pehlivanlığa yakışmadığını, hatta bel altı vurma olarak "diskalifikasyon" getirebileceğini öğrendik.

Daha da çok şey öğrendik ve öğrenmeye de devam ediyoruz ama bazı sorularım olacak:

Meclise soruyorum: Neden uygarca dileyen her vatandaşın kendini aday ilan edebileceği, yine en çok oy alan iki adayın gerekirse 2. turda aralarında çekişebilecekleri bir seçim yapmadınız? Halktan bu kadar mı korkuyorsunuz? Bu kadar mı kopuksunuz?
 Şimdi hükümete soruyorum: Seçilecek Cumhurbaşkanının etki ve yetki alanı, yürütmenin başı sonu ve her şeyin her şeyi sayılacak olması, Ekmeleddin İhsanoğlu seçilirse de geçerli olacak mı? Yani Başbakan'ın deyimiyle, "Cumhurbaşkanı yapılan yolları da, limanları da, havalimanını da takip eder" diyecek mi? Ekmeleddin Bey'in de tüm bu ihaleleri takip edip, her gün Bakanlar Kuruluna başkanlık etmesini içlerine sindirecekler mi? Yoksa Çankaya yetkileri, seçimi kimin kazandığına göre mi şekillenecek? (!)

 AKPlilere soruyorum: RTE Cumhurbaşkanı seçilirse aranızda kimin Akbulut Başbakanlığı yapacağına karar verdiniz mi? Noter makamı olarak kolay olacak mı? Gül'ü nerede kullanmayı düşünüyorsunuz? Yoksa akışa göre son anda mı zarlar atılacak?
Çok şey öğrendik de, daha da önümüzde çoook cümbüş var!!