Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP

09.08.2016

Sayın Cumhurbaşkanı,

İstanbul’da düzenlediğiniz Demokrasi Mitingi’ne CHP’nin önce katılmama kararı almasını doğru bulanlardan biriydim. Bunun nedeni de sizin demokrasi kavramına olan bakışınızın yıllar üstünden güven vermiyor oluşuydu. Ancak “ülke birliği-beraberliği ve demokrasinin zaferi” ısrarınız sonuç verdi ve önce Bahçeli, ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu ikinci davetinizi kabul ettiler. Bunun üzerine yıllardır size ve temsil ettiğiniz siyasi ideolojiye karşı bir insan olmama rağmen, bu mitinge katılıp demokrasi-barış ikilisine bir şans vermeye karar verdim. Yenikapı’ya gittim. Yerinde tabanınızla beraber oldum. Bugün izninizle yargılarımı, hatta siyasi inançlarımı buzdolabına kaldırıp, demokratik teamüller içerisinde, sizinle açık yüreklilikle düşüncelerimi paylaşacağım.

Sayın Cumhurbaşkanı,

15 Temmuz kanlı FETÖ darbe girişimi, umarım Atatürk’ün en önemli söylemlerinden birini size en kritik süreçte kaçınılmaz şekilde hatırlattı: “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır”. Bugüne kadar tarikatlara “masum dini oluşumlar” diye bakan seçmenleriniz de herhalde yaptıkları hatanın farkına varmışlardır. Biliyorsunuz sizi ve siyasal İslamı destekleyen 2. Cumhuriyetçi yazarların çoğu da ne zaman FETÖ’den veya “F tipi”nden söz edilse, hemen savunmaya geçip “onların sivil toplum örgütlerinden ne farkı var ki?” derlerdi. O farkı tüm Türkiye o gece ağır bedeller ödeyerek öğrendi. Kendi halkına top, tank ve makineli tüfekle ateş etmekten çekinmeyen ve emirlerini irtica yayıcısı bir yobazdan alan gözü dönmüş sözde askerler, halkımıza ağır kayıplar verdirtti. Ne kadar ilginçtir ki, yıllardır TSK içinde ihraç edilmelerine hep şerh koyduğunuz kişilerle aynı gruptan gelip en üst rütbelere sızanlar, size ve halka karşı bu affedilmez saldırıları gerçekleştirdiler. TSK içinde sizi koruyup, darbeyi engelleyenlerin çoğunluğu ise Atatürkçü-geleneksel TSK çizgisinden gelen askerler arasından çıktı. Onlar ve medya aracılığıyla sokağa çağırdığınız kitleler sayesinde FETÖ’nün bu alçak operasyonu hedefine ulaşamadı. İşin kötüsü, TSK içine sızmış, derinlerde “uyuyan hücreler” hala olabilir. Bu şüphe devamlı gündeme getiriliyor. Galiba sizin için en sağlam liman, yine yakın geçmişte ERGENEKON davasından yatmış olan Cumhuriyetçi-Atatürkçü-demokrat subaylar! Onların FETÖ’nün ve darbenin tam karşısında durduklarından kimsenin şüphesi yok. Daha doğrusu, belki de onlardan başka bu “test”ten 100% geçmiş kimse yok! Umarım artık yaverleriniz ve en yakınınızda olanlar daha iyi seçilirler.

FETÖ ÖRGÜTÜ BENİ DE HEDEF ALDI

Sayın Cumhurbaşkanı,

FETÖ bana da bulaştı. 90’lı yıllar civarında, onun kontrolündeki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, yaptıkları geniş birkaç davete ısrarla beni de davet ettiler. “Gülen Hocaefendi’nin beni orada görmeyi çok istediğini” anlattılar. Tabii ki tuzağa düşmedim. Oradan başlayarak mesafe koydum ve malum Atatürkçü mücadeleme devam ettim. Sonra Ergenekon davası sırasında, Balbay, Özkan, Perinçek gibi Atatürkçü insanlara uyguladıkları taktikle, benim hakkımda da en uydurma senaryolarla iddianameler hazırlayıp, sonuca ulaştıramadan deşifre oldular. Beni illegal bir şekilde yıllarca dinledikleri ortaya çıktı. Bunu bana geçen yıl, en üst düzeyden HSYK müfettişleri, en açık resmi belgelerle, polis fezlekeleriyle gösterdiler. Tabii ki her birinden şikayetçi olup, FETÖ davasına müşteki olarak katıldım. Ayrıca bir “sipariş cinayeti” olduğu her halinden belli olan 2011’de uğradığım ağır saldırının kaynağı da hala aydınlanamadı. Saldırıyı gerçekleştiren şahıs 32 yıl ceza aldı, ancak bağlantılarını açıklamadı.

EGEMENLİĞİN “YERE İNMESİ” VE LAİKLİK

Her şerde bir hayır vardır”  der atasözümüz. Darbe girişiminden sonra Türk siyasi ortamında estirilen barış ve demokrasi rüzgarlarına, halkımızın büyük çoğunluğu inanmak istiyor. Çünkü toplum en ağır şekilde en az üçe dörde bölünmüş ve insanlar artık buna isyan etmiş durumda. Türkiye’nin tüm siyasi gruplaşmalara rağmen bir bütün olarak geleceğe umutla baktığı eski günleri, demokrasiyi özlüyorlar.

Biliyorsunuz, dini siyasallaştırmaya çalışan her kesim, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” cümlesine karşı “Hakimiyet Allah’ındır” cümlesini öne sürer. 15 Temmuz’dan itibaren sizin kurucusu olduğunuz parti başta olmak üzere, “Hakimiyet milletindir” söylemine geçilmiş olması, son derece umut vericidir. Çünkü gördüğünüz gibi birileri “Hakimiyet Allah’ındır” dedikten sonra bu “yetki”nin beyni nifak tohumu dolu hangi şeyhin, hangi tarikat liderinin eline düşeceğini bilemezsiniz, hesaplayamazsınız! Allah’a olan inanç ve sevginin, siyasi arenada bir argüman, bir güç arayışı olarak birilerinin sepetine çıkar taşımak için kullanılmasından daha alçak bir bölücülük olabilir mi? Demek orada da Atatürk’ün haklı çıktığını hep beraber tespit etmiş olduk. Umarım artık bu yaşananlardan herkes bir ders çıkarır ve hiçbir tarikatın herhangi bir şekilde palazlanmasının, haksız yere bir güç ve çıkar ortamı oluşturmasının önü kesilir.

15 Temmuz’da gelen “demokrasi zaferinin” sıkça ağır eleştiriler yönelttiğiniz medya kuruluşlarının cansiperane demokrasi bekçilikleri sayesinde başarıldığına eminim aslında sevinmişsinizdir. Aynen “Herkesin bir gün hukuka ihtiyacı olur” sözü gibi, “Herkesin bir gün özgür medyaya ihtiyacı olur” sözlerinin de tartışılmaz doğruluğu bu şekilde tekrar kanıtlandı. Tabii açık konuşmak gerekirse, ülkemiz medyası halen “özgür” olarak nitelenebilmekten çok uzak. 2016 yılında Washington’da yayınlanan Sınır Tanımayan Gazeteciler’in hazırladığı dünya basın özgürlüğü endeksine göre, dünyada 180 ülke arasında 151. sıradayız, bizden hatırlatması. Eminim Yenikapı’da demokrasiyi kutsayan insanların yaşadığı çağdaş bir Türkiye’de, siz de artık bu durumdan rahatsız oluyorsunuzdur.

Sayın Cumhurbaşkanı,

239 şehidin anısına ve demokrasi için yapılan mitingde güzel sözler sarf edildi, halka demokrasi ve iç barış-huzur dolu günler vaat edildi. Özellikle CHP Genel Başkanı’nın “kışlaya, adliyeye, camiye siyaset sokmamak” konusundaki ısrarı çok dikkat çekiciydi. Laiklik kelimesinin anlamını ise, mitingin konuşmacıları tam olarak anlatamadılar. Çünkü olayın kritik eşiği, tabii ki laiklik üzerinden dönüyor. Ne yazık ki laikliğin her şeyden önce dinin devlet işlerine kesinlikle karışmaması ve o ortamda tüm dinlere, tüm inançlara ve inanmayanlara eşit olarak saygı duyulmasını sağlayan bir kavram olduğunu bir türlü öğrenemediler veya kabullenemediler.

DEMOKRASİ TAHAMMÜL VE ÖTEKİNE SAYGIDAN GEÇER...

Sayın Cumhurbaşkanı, bu konuda size bir vatandaş olarak sorular yöneltmeden önce, “demokrasi” kelimesi üzerinde bazı kısa hatırlatmalar yapmak istedim. Biliyorsunuz, demokrasi her şeyden önce beraber yaşama kültürüdür. Kendisine benzemeyen, kendisi gibi yaşamayan, kendisi gibi düşünmeyen insanlara yalnız tahammül etmek değil, tahammül etmeye mecbur olduğunu bilmektir. Demokrasi egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olması, gücün ne göklerde, ne de tek bir insanda aranmaması demektir. Laiklik, çoğulcu düşünce ve ifade özgürlüğü ile gelir. Demokrasinin özü karşı tarafa, rakibine, en sert fikir ayrılığında bile saygı duymaktır. Etik bir davranış kodu dizisidir. Güçlü olanın, o gücü haksız bir şekilde kullanarak azınlıkta olanı dize getirmesi, caydırıcı tehditlerde bulunması değildir. Sonuçta demokrat olmanız demek, sizin çevrenizde, siyasi alanınızda, bürokrasiniz veya emniyet güçleriniz için çalışan insanların da aynı şekilde eşitlikçi ve demokrat olması demektir. Yani siz şayet 15 Temmuz’dan itibaren demokrasiyi vurguladığınız kadar öne çıkaracaksanız, tüm ekibinizi de mucizevi bir şekilde o aynı noktaya taşıyabilmeniz lazım. Umarım başarırsınız.

BU KONULARDA DEĞİŞİP DEMOKRAT OLABİLECEK MİSİNİZ?

Sayın Cumhurbaşkanı,

Evvelsi gün 5 milyonu aşkın vatandaşımızın toplandığı Yenikapı mitinginde, demokrasi kavramı üzerine inşa ettiğiniz ortamın samimi olduğuna inanmak isterim. O zaman soruyorum size: Darbeden birkaç gün sonra meydanlarda açıkladığınız gibi, yine “Taksim’e Topçu Kışlası’nı yerleştireceğiz” iddianızda ısrarcı mısınız? Atatürk Kültür Merkezi gereksiz yere 8 yıldır kapalı, sanatçılar için gerçek bir işkence olan bu mantıksız durum sürecek mi? Devlet ve Şehir Tiyatroları’nın, balemizin, operamızın, klasik müzik orkestralarımızın içine düşürüldüğü içler acısı durum ortada. Bunlar sürecek mi, yoksa sanat kurumlarının haklı şikayet ve yüksek sesli isyanlarına kulak verilerek bu durum düzeltilecek mi? Tarihi konularda toplum hassasiyetlerine dikkat edilip, Cumhuriyetimiz’in kurucularına gereken saygıyla yaklaşılacak mı? Atatürk’ün adını ve devrimlerini sinsice adım adım her yerden silmeye çalışan sözde kurnaz eğitimci veya daire başkanlarını durdurabilecek misiniz? Siyasi arenada ve toplumumuzun içinde, büyük bir rahatsızlık yaratan ve normalde anayasal teminat altında olan “güçler ayrılığı” konusunda, herkesin bu diken üstündeki hali daha ne kadar sürecek? 1 Mayıs’ta başta Taksim olmak üzere, ana meydanları doldurmak isteyen emekçilerin bu mütevazı ve haklı talepleri yine bir duvarla karşılaşacak mı? AKP’li belediyelerin muhalif miting veya buluşma günlerinde ulaşımı zorlaştırma ve aksatma gibi alışkanlıklarını kaybetmeleri sağlanabilecek mi? “Cumartesi anneleri”, polisle sürtüşmeden çocuklarının acılarını birbirleriyle ve toplumla paylaşabilecekler mi? Sizi sertçe eleştiren gazeteciler ve yazarlara karşı ani tepki verme ve dava açma geleneğinizi sürdürecek misiniz? Bu konuda açmış olduğunuz tüm eski davalardan bir hafta önce feragat etmeniz çok önemli bir adımdı. Bunun gerisi nasıl gelecek? Sizi sosyal medyadan eleştirenlere karşı (açık hakaret edenlerden söz etmiyorum) hemen dava açmak, veya daha da ileri giderek interneti yavaşlatmak, popüler bir sosyal mecrayı kapatmak gibi tepkileriniz olacak mı? Gözaltında kaybolan veya ölen, hapislerde yatan tutukluların gereken sağlık hizmetlerini alamadıkları süreçlerden sonra ölümle pençeleştikleri bir ülke görmeye devam edecek miyiz? Ana muhalefet partisi dahil, hiçbir muhalif partiye, üyelerine söz hakkı, cevap hakkı, özel program gibi çiçekler sunmayan devlet medyası TRT’nin başında olup, bu tavrı fütursuzca sürdürenlere karşı seyirci kalacak mısınız? AKP, devletin her kademesine ve her bakanlığa kendi adamlarını yerleştirmeye devam edecek mi? Katıldığınız televizyon programlarına veya basın toplantılarına veya dış gezilere, muhalif kesimden gazetecilerin de katılmasına  izin verecek misiniz? LGBT onur yürüyüşü için toplanan insanları polis yine dağıtacak mı?

Sayın Cumhurbaşkanı, “demokrasinin zaferi” konusunda samimiyseniz, takdir edersiniz ki tüm bu soruların yanıtının bugüne kadar verilenlerden farklı olması lazım.

BİR SANAT KURUMU BAŞKANI OLARAK...

Sayın Cumhurbaşkanı, bu makalenin hedefi polemik yaratmak değil. Bu halk artık gerçekten siyasal ortamın sakinleşmesini dilediğine ve siz de ısrarla bu kanlı darbe girişimi sonrasında yeni bir diyalog ve uzlaşma dönemiyle demokrasiyi yeşertmek istediğinizi belirttiğinize göre, bazı şeylerin değişmesi için ciddi adımlar atılmalı. Örneğin Demokrasi Mitingi yapılırken Türkiye’nin yüz akı tiyatrocularından Genco Erkal’ın Moda’daki İstanbul Kadıköy Lisesi bahçesindeki tarihi Mahmut Muhtar Paşa Konağı’nda oynayacağı “Güneşin Sofrasında Nazım ve Brecht” adlı oyun yasaklandı. Bundan bir hafta kadar önce İstanbul Şehir Tiyatroları’nda 7 oyuncu anlam veremediğimiz şekilde sol ve muhalif duruşlarından ötürü açığa alındılar. OHAL’in gelmesini fırsat bilen kimileri, Anadolu’nun değişik yerlerinde birçok sanatsal aktiviteyi ve tiyatroyu durdular. Ben, UNESCO resmi partneri Uluslararası Sanat Dernekleri (International Association of Art/IAA) Dünya Başkanı ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, Türkiye Milli Komitesi Başkanı olarak bunları çok yadırgıyorum ve doğal olarak kabullenemiyorum. Dünyada her ülkede, kraldan daha kralcı birileri vardır! Türkiye bu değişimi gerçekten yaşayacaksa, o zaman lütfen bu kabul edilemez durumlara müdahale edin ve bürokratların da artık bu keyfi baskıyı sanatçılar üzerinde uygulamasına izin vermeyin. Düşünen, sorgulayan, eleştiren, protesto eden insanlardan korkmasınlar. Onlar bu ülkenin vicdanıdır. Aslında biz sanatçılar bu devletten çok daha fazlasını istiyoruz. Yurt dışına çıkarken, kültürel temas ve müze sergileri için yanınızda müze müdürleri, sanatçılar ve küratörler götürmenizi, bu ülkenin dört bir yanına en az on tane Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi açmanızı bekliyoruz. Çünkü yabancı politikacılar ve işadamları, ülkemizi en az, açtığımız köprüler kadar, açmadığımız müzelerle değerlendiriyorlar! Devletin Atatürk döneminden bu yana ülkemizde tek bir Modern veya Çağdaş müze açmadığını herhalde biliyorsunuzdur...

MUHALİF SANATÇI VE DÜŞÜNÜRLERE SAYGI DUYMAK

Sayın Cumhurbaşkanı,

Dünyanın her demokratik ülkesindeki liderler, muhalif karikatüristlere, yazarlara, sanatçılara, tiyatroculara, müzisyenlere hoşgörüyle bakarlar. Bazen bu fırsatla kendi kendileriyle “dalga geçerler”. Bu tavır tersine onları kamuoyunda büyütür. Siz, sizin seçimlerde kaybetmenizi isteyenlerin de Cumhurbaşkanı olarak yola devam etmelisiniz. Şayet birden müzeler açmaya başlayıp dünyayı şaşırtmaya karar verirseniz de, orada örneğin nü resimler veya muhalif siyasi işler de olmasına olanak verecek bir yönetim atamayı göze alırsanız, o zaman gerek kendi ülkenizde, gerek yurtdışında herkesi şaşkınlıktan donduran hamleler yapmış olursunuz. İşte o zaman bu ülkede demokrasinin yol aldığını tüm dünya kabul eder! Şaşırtın insanları Sayın Cumhurbaşkanı!

BU YIL TURNUSOL KAĞIDINIZ OLACAK

Sayın Cumhurbaşkanı,

Burada size hatırlatmaya çalışarak örneklerle sunduğum verilerde bir değişiklik olmazsa, emin olun Yenikapı’ya giden 5 milyon kişiye ve Türkiye’nin yorgun düşmüş tüm vatandaşlarına yazık olur. O zaman gerek ülkemizde gerek yurt dışında, insanlar bu mitingin lafta kalan gösterişli bir buluşmadan öteye gidemediğini düşünürler. O zaman 7 Ağustos mitinginde ana konunun sizin destek ve güç arayışınız olduğu, tartışılmaz bir yorum olarak ortaya çıkar. Böylece hızla ilerleyen haftalarla beraber her şey “eski tas eski hamam”a döner, sizin büyük bir hevesle başlattığınız bu uzlaşma çabaları ise başlayamadan biter. Yine mitingde parlamentonun kucağına attığınız “idam” konusu, bu darbenin failleri için yasadışı bir şekilde uygulanmaya kalkılırsa, ne yazık ki Avrupa’dan kopmanın ötesinde, “korsan hukuksuzlukların devleti” statüsüne geçeriz. Benden çok daha iyi biliyorsunuz ki, yapılan kanun değişiklikleri hiçbir ciddi hukuk devletinde geriye yönelik uygulanamaz. Buna da özellikle dikkat etmenizi rica ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Mitingde vurguladığınız o muhteşem insan seli, belki dünyanın en büyük siyasi hitap dinlemiş kitlesiydi.  Bu mitingi bu yoğunluk ve tek vücut mantığında toparlayabilmek çok büyük bir başarıydı. Özellikle PKK, IŞİD ve şimdi FETÖ saldırılarının ardından, Türkiye’nin bu tabloya ihtiyacı vardı.
7 Ağustos Mitingi, gerçekten unutulmaz bir sayfa olarak tarihimize geçmesi, ancak o günün demokrasinin miladı olmasıyla mümkün kılınabilecek! Bu nedenle burada gündeminize taşınan konuların yanıtlarını, gerek yurt içinde, gerek yurt dışında insanların merakla beklediklerini belirtmek istedim. 239 yeni demokrasi şehidinin anısı önünde saygıyla eğilirken, barış ve özgürlük dolu, huzur içinde yaşayan bir Türkiye’ye, demokrasiyi her yönüyle hazmetmiş bir toplum olarak ulaşmak dileğimi burada tekrarlamak istiyorum,
saygılarımla..

 

Bedri Baykam