Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

ABSÜRD ÜLKENİN “REJİM DEVRİMİ” SÜRECİ!

10.01.2017

Bu giriş satırlarının makalemle veya ülkenin akla sığmaz Anayasa süreci ile bir alakası var mı, hiç bilemiyorum. Ama yine de size aktarayım dedim: Apartmanımızdan caddeye uzanan 30 metrelik dar yolu taksi bulmak umuduyla her yürüdüğümde, caddeye 12 metre kala muhakkak boş bir taksi geçer. Bu yıllardır değişmez. Bugün de aynı şey oldu. İki okuma yapabiliriz: Ya “boşveer, böyle gelmiş, böyle gider, bir şey değişmez” ya da “gün doğmadan neler doğar, bak böyle işe yaramaz mucizeler bile sürebiliyorsa, her şey olabilir” denebilir. Ben ruhen, “her gün yeni bir başlangıçtır, dünya nelere gebedir, nelere...” ekolünden gelen bir insanım. Bunların Anayasal Süper Devrim sürecimizle bir ilişkisi var mı, bilemiyorum!

Parlamentomuzun kendini işe yaramaz bir “boş sohbet binası” haline dönüştürme çabası son hız devam ediyor. Hedefleri, can hıraş bir çabayla, “Başkan-Padişah-İmparator ve ötesi”nin gözüne girip “tak diye verilen emri, şak diye yapan” bir vekil ya da bakan olmak. Bu arada parlamentomuzda süren uyumlu bir ülke olma çabaları herhalde halkımıza ve Ankara Barosu’na iyi anlatılamadı ki, dün meclisi ziyaret etmek isteyen kitle örgütleri ve aydınlara polis heybetli bir karşılama “resepsiyonu” düzenlemişti, gazlı mazlı... Herhalde halkımıza ciddi bir önem veriliyor ki, karşılama heyeti taa dışarılara taşmıştı!

ABSÜRDLÜK YARIŞINDA ZIRVA ZİRVESİ!
Başbakanımız deseniz, o herkesten daha özverili, fedakâr, cefakâr... “Başbakanlık... artık yok! Memleketin geleceği için bir Ali değil, Binali feda olsun!” sözleriyle hem salondaki cemaatinin gözlerini yaşartıyor, hem de “işte son başbakan böyle olur!” dedirtiyordu. Başbakan dediğin, koltuğunu yok eden, makamını lağveden kahramandır! Artık devletin başı, bu istedikleri gidişata göre, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, Parti Başkanı, hatta Anayasa Başkanı yerine geçen tam bir yeniçağ insanı olacak! Yani “Rönesans-man” kavramının öz Türkçe versiyonu! Kainat, böylesini ilk defa görecek, keşfedecek. Harıl harıl bu duruma bir isim aranıyor: Bulunabilen “Türk usulü başkanlık”, yani daha önce belirttiğim “Alaturka Başkanlık”... İşin ilginci, bu tanımlamaya da en büyük karşı çıkış HDP’lilerden geldi. “Türklüğe uygun görebildikleri başkanlık bu mu?” diye haklı bir itiraz koydular. Çünkü böyle bir güç tanımlaması yeryüzünde pek görülmedi, padişahlar dahil!.. HDP’liler bu devrim senaryosunu pek anlayamamış gibi; ama maşallah Türklüğü onlardan kat be kat daha iyi bilen Devlet Bey, devletin başına konan bu talih kuşunun direkt “müsebbibi”. Çünkü kendisi geçen yılın Ekim ayında, aniden uzun bir uykudan uyanmışçasına bu fitili somut olarak ateşleyen kahraman! Bahçeli, daha önce Türk siyasi tarihinin gelmiş geçmiş en ağır cümleleriyle saldırdığı insanı, birden Türkiye, Ortadoğu, Balkanlar, Kuzey Afrika ve tabii Türki Cumhuriyetlerin en güçlü insanı haline dönüştürmeye karar verdi. Bu sırrı henüz çözebilen olmadı. Bence bu film baştan sarılmalı, makinistten rica etmeli...
Neyse, biz işimize bakalım: Yeni Başkanımızın atayacağı hükümetin güvenoyu aldı-alamadı derdi olmayacakmış! İşte bu da gerçek bir devrim bence! Neydi o öyle “seviyor-sevmiyor” papatya falı gibi… Allah kurtarıyor bizi böyle ucube-antika durumlardan! Güvenoyu almayan bakanlara hepimiz sonsuz güven duyacakmışız! Artık öyle, yok kutulardan para çıktı çıkmadı, yok paralar sıfırlandı sıfırlanmadı gibi gereksiz polemikler, şer odaklarına malzeme oluşturacak iddialar olamayacak. Çünkü zaten hiçbir bakan hakkında gensoru verilemeyecekmiş! Aslında bunu iyi okumayı bilseniz, “tam bir güven rejimi” olduğunu anlarsınız; fitneciliğin lüzumu yok! Herkes Başkan’ın seçimlerine kayıtsız şartsız güvenecek, hepsi bu kadar! Koskoca Başkan’dan daha iyi mi bileceksiniz kimin ne olduğunu!
Yine bir HDP’li vekil, tasarının absürdlüklerini ortaya koymaya çalışırken önemli bir çelişkiyi hatırlattı: Örneğin Başkan’ın partisi 2. gelirse, o yüce Başkan, aynı zamanda sıfatlarına bir yenisini ekleyerek “Ana Muhalefet Partisi Başkanı” da mı olacak? Aynı zamanda kendisini yargılama hakkına sahip Anayasa Mahkemesi üyelerinin de çoğunluğunu atayacak olan Başkanımız, kalan diğer üyeleri de Parti Başkanı sıfatıyla seçtirecek! Bu sistem yüksek yargının tüm makamları hakkında bu şekilde sürüp gidecek... Elbette rektörleri de atayacak! (Acaba futbol teknik direktör seçimleri de atama ile yapılamaz mı? Epey kuru gürültü diner böylece). Bu arada hem Cumhurbaşkanı yeminini ederek tarafsızlığını teminat altına alacak, hem de ardından Parti Başkanı sıfatıyla miting meydanlarında heyecanlı nutuklarla rakip partilere dünyayı dar edecek! Aklınız karıştıysa, bu paragrafı baştan okuyun lütfen! Yeter ki benden yardım istemeyin!

AZİZ NESİN VE LEVENT KIRCA DURUMLARIMIZ
Çok mu düşündünüz, böyle bir “yönetim sistem değişikliği” çeşnisini? Helal olsun demek lazım! Rahmetli Aziz Nesin ne hikayeler döşenirdi bu duruma! Hele rahmetli Levent Kırca! “Olacak O Kadar” programında mesela “Yeni Süper-Başkan’ın Bir Günü” başlıklı yazacağı piyes, 128 yıl matine-suare kapalı gişe oynardı! Eminim onun o “özel” programını sayısız kere izleme şansına erişmiş olan bizim kuşak, bu piyesin senaryosunu kafasında 7 dakikada baştan sona yazabilir! İzleyicilere de gülmekten midelerine girecek kramplardan hastanelik olmak düşer! Örneğin o piyeste, kendini lağvetmek üzere boğuşan “Son Başbakan” da epey bir rol çalabilir. Tamamen iyi niyetlerle donanmış bir insan. Haklı olarak soruyor: “550 yerine 600 milletvekili olmasının kime ne zararı olmuş ki?” Sorun şu galiba: Hani nasıl bir terörist yok edildiğinde devlet “etkisiz hale getirildi” diyor ya, burada da devrimleri anlayamayanlar “600 vekil de yetkisiz hale getirildi” diyor! Onlar da artık abartmışlar! O kadar yetkili insan, her kafadan bir ses; ülke nereye gider öyle? Bakın bu “paketi” hazırlayanlar yetki meselesini, olası en aza indirmişler, yani “bir” rakamcığına!

YOKSA BİNALİ BEY HAKLI MI?
Binali Bey haklı da olabilir! Niye hemen kızıyorsunuz? Hani diyor ya, “iki kaptan gemiyi batırır” diye, valla belki adam haklı! Örneğin size otobüs şoförlüğü makamından örnek vereyim: Düşünün ki bir adam direksiyonu sağa çekiyor, diğeri de yanına ya da onun üstüne oturmuş, sola çekmeye çalışıyor! Maazallah, n’olur öyle bir durumda? Vallahi Binali Bey haklı! Yetkili insan sayısı “1”e indiği zaman, gerideki herkes nasıl rahat eder düşünebiliyor musunuz? Tek sorumlu var koca ülkede! Örneğin bizim hiç aklımıza gelmemişti bunlar! Çapımız, hayal gücümüz yetersiz kalıyor! Düşünsenize, ülkenin yaşayacağı rahatlığı? Tek adam “sağa çark, marşşşş!” diyor, herkes sağa... “Düz” diyor, o zaman da herkes kapıyor gözünü, dümdüz gidiyor! İsterse ileride uçurum olsun, ne fark eder şu ölümlü dünyada? Hepimizin sonu ahiret değil mi? Yeter ki bir daha kandırılmasın! Çünkü dünkü Sözcü’de “yaramaz” yazarlardan Soner Yalçın bir kandırılma listesi saymış ki, içim daraldı, hepsini okuyup bitiremedim. Ama olaya şöyle de bakabilirsiniz: Potansiyel Başkan adayımız, o kadar çok konuda kandırılmış veya yanılmış ki, belki başka kandırılabileceği yeni konu kalmamıştır!

DÜNYA BİZDEN REJİM VE DEMOKRASİ DERSİ ALIYOR!
Binali Bey yalnız Türkiye’yi değil dünyayı da düşündüğü için, dün Sayın Büyükelçileri toplamış, onlara “Törkiş Stayla” Başkanlığın tüm âlem tarafından anlaşılması için detaylı açıklamalar yapıyordu. Vallahi o konuşmayı da naklen izledim ve eksik kalan bilgilerimi oradan toparladım. Böylece Başkan ve Yasama birbirlerini denetleyeceklermiş. Tabii oradaki vekillerin de çoğunluğunun Cumhurbaşkanı, pardon, galiba Başkan tarafından bir öğleden sonra Parti Başkanı sıfatıyla atanmış olmasını da hatırlarsak, o denetim biraz Amerikalıların kullandığı deyimle “sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım” oyununun ötesine geçemez. Ama varsın olsun, bu da uyum açısından hayırlı bir durum! Umarım Avrupa, Afrika, Asya ve ABD Elçileri bizden öğrendikleri daha huzurlu olduğu kesin olan bu sistemi, ülkelerine önermeye başlamışlardır. Çünkü egoist olmamak lazım. Dünya bu oldukça kaotik dönemde, her ülkede siyasi karışıklıkları toptan önleyecek formülleri acil olarak gündemine almalı! (Nedenini tam bilemedim, Büyükelçiler bayağı somurtarak oturuyorlardı) İşte bizim üstün dahiyane rejim buluşumuzdan önce, dünyada bu kadar uyumlu bir sistem ancak çobanlarda bulunuyordu. Koyunlara “sağa çark marş, kıt-a durrr!” diyerek hükmeden çobanların ülkemize yüzyıllardır verdiği kalıcı dersler var!  

GELENİN GİDENİ ARATTIĞI BİR SAHNE!
Bakın siyasetimize, bu çoban dersleri “Çoban Sülo”, yani Demirel ile başlamıştı. O zaman da biz solcu tayfaları, 60 ve 70’li yıllarda onun hakkında çok laf söylemiş, adamı doğduğuna pişman etmiştik. Ama ardından gelenlere bakarsak sırayla, Turgut Bey, Tansu Hanım, Necmettin Bey, Tayyip Bey… Galiba “gelen gideni aratır” özdeyişi her defasında hatırımızdan geçti.
Deniz Bey, bu parlamentonun en tecrübeli ismi. O da nazik bir üslupla bu iletişim eksikliğini gündeme getirdi, diğer eleştirilerinin arasında... “Halkımız bu pakette ne olduğunu hiç bilmiyor, ne bu acele, yangından mal mı kaçırıyorsunuz?” dedi. Onu dinlerken belleğim 50-60 yıl geriye gitti. İsmet Paşa’nın “Suçluların telaşı içindesiniz” sözleri geldi aklıma, neden bilmiyorum. DP hükümetinin hokus-pokuslu, oldu da bitti maşallah yasalarına karşı söylenmişti bu cümle. Çünkü yeni Türkiye’nin, yeni muhteşem rejimini anlamadan konuşan herkesin dilinde bu aceleciliğin eleştirisi var. Halbuki atalarımız hep ne der? “Tez canlı olmakta yarar var”. Tayyip Bey’in sloganı ne? “Durmak yok, yola devam”. Bu nedenle, ben telaşlı ortamı bu şekilde izah ediyorum. AKP’lilerin üç kişi aynı anda oy vermeye girmelerini ya da uluorta açıkta oy vermelerini de bu şekilde gerekçelendiriyorum (Her ne kadar CHP Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, farklı teorileri kısa ve unutulmaz konuşmasında –bence izleyin- ortaya attıysa da…) Ve aynı nedenlerle, mensubu olduğum partiden arkadaşlarımın da dün sürekli söz alıp oturumu yavaşlatmalarını, Tayyip Bey’in yoluna taş koymaya çalışmalarını da anlayamıyorum! Halbuki “tarafsız” Meclis Başkanı kendilerini güzellikle ikaz etti, “İç tüzüğü istismar etmeyin” dedi!

Deniz Baykal, Engin Altay, Özgür Özel, Akif Hamzaçebi, Bülent Tezcan, Levent Gök ve sütunlara sığdıramadığım tüm diğerleri; tarih sizleri hatırlayacak... Bundan şüpheniz olmasın. O tarih sayfaları dışında, bizler de sizi unutmayacağız.