Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

MÜSAMERE REJİMİ

10.05.2016

28 ŞUBAT’A YÜKLENENLER NEYE GÜVENİYORDU?
Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok. Hadi sıraya girin bakalım, 28 Şubat’a kızıp yüklenenler! Şöyle bir renginize, kalıbınıza bakalım. Arkasından bugünle ilgili yaptığınız yorumları gözden geçirelim. Kabul etseniz de, etmeseniz de durum çok net: 28 Şubat’a öyle topa tutar gibi saydırıp, arkasından bugün RTE ve şakşakçılarına kızma hakkınız yok! O gün MGK’nın yaptığı neydi? Bir hükümete, nerede raydan çıktığını, nerede Anayasa’yı unuttuğunu, nerede laiklik ve demokrasiyi doğrudan tehlikeye düşürdüğünü anlatmaktı. Siz şayet o gün buna kızıyor idi iseniz, bugün de RTE’nin yaptığı her türlü hukuk ve Anayasa karşıtı uygulama ve eyleme gık deme hakkınız yok! Çünkü bugün yaşanan da benzer bir durumdan ibaret. 1995-97 arasında Rizeli Şevki, Hasan Mezarcı ve Necmettin “Hoca”nın diğer şürekâları, sabahtan akşama kadar Atatürk’e ve Cumhuriyet’e söverek ağır provokasyon içindeydiler. Bugün ise, bu bireysel sapmaların ötesinde, üstüne bir de rejimin her kurumu sabahtan akşama kadar delik deşik ediliyor.
MGK niye kurulmuştu, yeni kuşaktan bilen var mı? 1960 Devrimi yaşandıktan sonra, bir daha böyle bir anti-demokratik, felaket sürece girilmesin diye... 1961 Anayasası hazırlanırken eklenen bir maddeyle, bir daha Hükümet ve Ordu hiçbir şekilde karşı karşıya kalıp gerilmesin, darbeler yaşanmasın, herkes ne söyleyeceği varsa, gerginlik ipleri koparmadan önce rahatça söylesin diye Milli Güvenlik Kurulu adı verilen ve bir çeşit sigorta işlevi görecek kurum oluşturuldu. Şimdi bugün uzaktan yakından bu görevi ifa edebilecek bir MGK kaldı mı ortalarda? Tabii ki hayır. Bugün TSK düşünme ve konuşma fonksiyonlarını yitirmiş, bitkisel hayat süren ve kendisine söylenenleri yapmakla yetinen tekdüze bir kurum oldu. Eski bağımsız iradesini ve yorum yapma güdülerini kaybetmiş, nostalji yüklü canlı bir cenaze var ortada.
İşte şimdi RTE kalkıp “Asker-polis benim elimde, kimsenin ne gık deme hakkı var ne de hareket etme olasılığı, gerisi laf-ı-güzaf” demek istediğinde, 28 Şubat’a kızıp o günleri topa tutmuş hiç kimsenin ağzını açma veya kızma-şaşırma hakkı yok! Ordu artık aramızda değil. Eski bir esnafın işyerinde veya daha eski evlerin salonlarında, giriş hollerindeki bir posterden hatırlayabilirsiniz varlığını, yaşam dolu günlerini. Veya radyolarda, eskiden halkın gözünü yaşartan marşları şimdi sahaflardan bulup dinleyip duygulanabilirsiniz.

AMUDA KALKMAYA HAZIR MISINIZ?
O gün 28 Şubat’ı suçlayanlara şunu sormak lazım: Pardon da, neye güveniyordunuz? Gücü eline geçirdiğinde ülkeyi kaosa taşıyacak bir yapı olduğu zaman buna MGK karşılık veremezse, kim verecekti? Daha doğrusu B planınız neydi? Yargıyı, halk ve basın tepkisini, sokağın sesini hiç dinlemeyen bir güç kurumları esir aldığında, ne yapmayı düşünüyordunuz? Ülkeyi, demokrasiyi, Cumhuriyeti neyle koruyacaktınız? Suçluları “Tüketici Koruma Derneği”ne mi şikayet edeceksiniz. Bugün ülkede tek kişi, 78 milyonu rehin almış. Ayrıca olaylar o kadar çığırından çıkmış ki, o zat, kendi eski partisini bile aynı duruma düşürmüş. Yani bugün Abdullah Gül, Bülent Arınç veya Ahmet Davutoğlu da diğer muhaliflerle aynı sepetteler! CHP’lilerden veya Vatan Partililerden de pek farkları yok! Yarın padişahımız kalkıp “bundan sonra dernek genel kurulları ve hatta Bakanlar Kurulu amuda kalkmış olarak yapılacak” dese, söyler misiniz bana, kim buna itiraz edebilecek? Ben hemen size yanıt vereyim, rahatlayın: Yandaş medya, hemen bu kararın “halkın hareketsiz kalmasına karşı oluşturulmuş dahiyane bir formül olduğunu” söyler. Merkez basın konuyu birinci sayfanın bir köşesinden fazla büyütmeden ve yorumsuz verir. 3-5 köşe yazarı “ne alakası var şimdi” diye bir itiraza girişir. Sol muhalif gazeteler ve sitelerde bizler gibi yazarlar veryansın edip “bu çağda böyle bir rezalet yaşanabilir mi, bu nasıl bir ortaçağ zihniyeti?” diye ayağa kalkarlar. Sonra mı? Sonra gündem değişir, bağıran çağıranlar unutulur azalır. Ve ardından da, herkes amuda kalkarak genel kurula katılır!!
Şu anda yaşananların tümüne bakarsak, aslında Türk halkının tamamıyla alay edildiğini görürsünüz. Ortada başvurabileceğiniz herhangi bir mercii yok. Şayet kendinizi ve halkın tamamını kurtarmak istiyorsanız, Haşmetmeabın bir amca veya dayısını aramaya koyulun. Çünkü ortada ailevi baskı olasılığından başka teorik hiçbir şey kalmadı. Sakın öyle sokağa, Gezicilere, medyaya, protest eylemlere filan bel bağlamayın! Sonuç belli: Dayak-gaz-cop-kurşun veya kötek! Hem zaten sevgili Türk halkı 49 parçaya bölünmüş olduğundan, genellikle hangi grup iktidarın hışmına uğrarsa, nasıl olsa diğerleri “oh olsun” naraları atacağından, orta yerde ciddi bir itiraz sesi bile yükselemeyecek..

MÜSAMERE KONGREMİZ BAŞLIYOR!
Şimdi yaşadığımız olağandışı dönemde, içinde yer aldığımız rejim çatırdarken, her zerresi devletin zirvesinden gelen salvolarla tehdit ve saldırı altındayken, Davutoğlu siyasi tarihimizin en illegal, en geçersiz kırmızı kartıyla başbakanlığı kaybetmişken, Cumhuriyet tarihimizin en müsamere tadındaki kongresi haftaya sahnelenecek... Sonuçta bu müsamere rejimi, onu bugünkü haline getiren ana kaynağın bir diğer müsameresine sahne olacak. Sabık başbakanın sözleri herkesin kulağında yankılanıyor: Görevi bırakması meğer bir “zaruret”miş! Kimsenin anlamadığı gizli, özel bir zaruret!
Ülkemizde yeminlerin, hatta “şeref” üzerine edilen yeminlerin hiçbir geçerliliği olmadığı, artık bildiğiniz gibi fazlasıyla kanıtlandı. AKP kadroları nezdinde artık ne milletvekili laiklik ve Atatürkçülük yeminlerinin, ne de Cumhurbaşkanlığı tarafsızlık ve laiklik yeminlerinin bir önemi ve ağırlığı yok. AKP’nin başbakan ve yeni bakanlar kurulu listelerini titreyerek bekleyen rehin alınmış kadroları, Dünya tarihine geçecek bir komedya sonucu, “tarafsız Cumhurbaşkan”nın aralarından seçeceği “en düşük profilli” başkanın kim olacağını tahmin etmeye çalışıyorlar. Burada ana hedef, kimliği, bağımsız bir karakteri ve yönetim stili olmayan birini tespit edebilmek. Yani aranan aslında  bir “Başbakan” değil, söylenilenleri harfiyen uygulayacak bir “idari sekreter”! Seçimi çöpe atan, demokrasi kültürü yerine, atama ve biat kültürü yerleştiren, “Reis’e karşı “boynum kıldan ince”den başka bir tavrı olamayacak ve kendi varlığını yaşarken feshetmiş bir partiye başkan aranıyor. Aralarında sessiz ve gizlice “karar nasıl çıkar?” diye başkan-toto oynayan, ama nefes alamaya cüreti kalmamış bir yitik parti taslağı var ortada...
Halka en küçük bir saygıları kalmışsa, yeni başbakanı Beştepe’sinden canlı yayında Erdoğan açıklasın. Madem rejim darbeyi yedi, artık daha fazla “bir şeyler” yerine konmazsak sevinirim. Sizin de farklı bir noktada durduğunuzu sanmıyorum.