Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

AKP’YI BİLİYORUZ: PEKİ YA MUHALİFLERİN DURUMU?

16.05.2017

AKP ve Erdoğan, KHK’larla, kendi atamalarının keyfi baskı ve yasaklarıyla Türkiye’yi kafasına göre yönetmeye devam ediyor. Artık her sabah “bakalım bugün neler yasaklandı” diye televizyon veya gazeteleri açar hale geldik! Yok Antalya’da alkol yasağı (yoksa ayrı bir eyalet mi sandı Vali Bey?), yok evlilik-arkadaşlık programı yasağı, yok hakları ellerinden alınan akademisyenler... bir sele kapıldık gidiyoruz. Mühürsüz seçimi de biliyoruz, atanan AKP’li hakimleri de, seçimlerde sonuna kadar kullanılan devlet imkanları ve polis şiddetini de, yıllardır adım adım yok edilen güçler ayrılığını da, geçmiş skandalları da biliyoruz, keyfi olarak kapatılan Twitter ve Wikipedia’yı da biliyoruz, her şeyi biliyoruz ve şikayet ediyoruz! İyi de, bizim kesimin biriken büyük hataları neler? 30 yıldır biz hangi hataları yaptık da bu utanılası günlere kadar geriledik? İster kabul edin ister etmeyin, bugün sizi bu dökümlerle yüzleştireceğim... Lütfen dinlemeye hazır ve açık olun. Elimden geldiği kadar da 1980 sonrasını esas alarak kronolojik ilerleyeceğim. Sözüm meclisten içeri mi dışarı mı, seslendiğim “siz” kim, siz onları iyi bilirsiniz...
--Önce 1980’lere dönelim: Darbeden sonra siyasetten korktunuz. Çocuklarınıza “aman siyasetten uzak dur” diye fetva verdiniz, kendiniz de çoğunlukla siyasete girmek istemediniz. Apolitik tavrınız yetmiyormuş gibi ülkenin nereye sürüklenmek istediğini gören Atatürkçü gençlere ve gençlik dergilerine maddi-manevi yardım etmediniz, destek olmadınız. Böylece meydanın en istenmeyen unsurlarla dolup taşmasına seyirci kaldınız.
--Aynı dönemde Özalizm’in siyasal ve sosyal altyapıya yaptığı çağdışı dolguları, islami finans veya her telden alakasız yeni kurum ve kavramların sistemimize sokuşturulmasını tepkisizce izlediniz. Hiçbir şeye itiraz etmediniz ve bozuk düzenden nasibinizi almakla yetindiniz.
--Evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. 1987 referandumunda %50,16 ile yasaklar kalktı. Evet oyu verirken “Demokrasiye hizmet ediyorum” sandınız, halbuki Ecevit’in solun iki yakasını bir araya getirmemeye kararlı olduğu gün gibi ortadaydı. O referandumdan sonra tekrar resmi olarak siyasete dönen Ecevit, Türkiye’de solun merkezden buharlaşıp dağılmasına neden oldu. Cumhuriyet’in ipinin çekilmesi o referandum sonucu ile başladı.
--90’ların başından itibaren içimizdeki sözde aydınlar, merkez medyada türban demagojisine en başından kolayca kandılar ve sizler de onlardan etkilendiniz. “Bırakın herkes istediği gibi giyinsin” diyenlere kandınız ama birçok resmi ortamdan, mini etek-dekolte, gösteri sanatlarından ve sokaktan -örneğin- alkol ve erotizmin yok edilmesine seyirci kaldınız. Demokrasi=Türban söylemine dönüştü.
--Tüm o süreçte Ecevit’i hala mavi gömlekli halk lideri sandınız. Tarikatlarla ilişkileri, solu bölmesi ve en ağır suçu olan, sayesinde milletvekili ve kurucu meclis üyesi olduğu 27 Mayıs devrimini aşağılaması ve tüm kredilerinin yok edilmesini hiç sorgulamadan onayladınız. Sözde aydınlarınızın da düşüncesiz katkılarıyla, 27 Mayıs ve 12 Eylül’ü aynı sepete attınız. Bu tarihsel yorum gafının size nelere mal olduğunu hala çözemediniz!
--Kürt sorunu kavramını, sorgulamadan demokrasinin temel verisi olarak kabul ettiniz. Olayın felsefi ve siyasal temel içeriğinin çelişkilerini ve mantıksızlığını gündeme getirmediniz, Cumhuriyet’e olan güvenin her noktada aşınmasına neden oldunuz.
--Başta SHP olmak üzere, sol partiler 1989-1990 süreci içinde Özal’ın tuzağına düşerek artık hiçbir teorik tehlike bile teşkil etmeyen komünizm propagandasını engelleyen 141 ve 142. maddelerle beraber Türk Ceza Kanunu’ndan şeriatçılık propagandasını yasaklayan 163. maddenin kaldırılmasını kabul ederken onları alkışladınız. Böylece bugünkü teröristlerin neredeyse tamamını yetiştiren dinci oluşumların yıkıcı yuvaları korumaya alınmış oldu. Yani onların hiçbirinin bir daha IŞİD saldırısı nedeniyle yas tutma hakları pek yok. Olsa olsa gidip günah çıkartabilirler.
--1994 belediye seçimlerinde Taban Operasyonu olarak yaptığımız tüm ısrarlı ikazlar ve basın toplantılarına rağmen CHP, SHP ve DSP liderleri ne birleştiler ne ortak aday çıkardılar ne de alan paylaşımı yaptılar. Onların bu akıl almaz katkısıyla Recep Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek efsaneleri başlamış oldu. Hem de yüzde yarım gibi oy farklarıyla! Bu intiharın liderleri hiçbir şey olmamış gibi partilerinin başında kaldılar!
--1997 yılında 28 Şubat kararları Erbakan ve takım arkadaşlarının Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı sürdürdükleri açık saldırıyı durdurduktan sonra yine mağduriyet senaryolarına kandınız ve 28 Şubat’ın neden yaşandığının dökümünü hafızanızda yok ettiniz. Demokrasinin açık düşmanlarını savunmayı demokrasi olarak gördünüz. Sonuç: Düşünsel olarak Siyasal İslam’ı güçlendirdiniz, Milli Güvenlik Kurulu ve orduyu haksız yere yıprattınız.
--Demokratik kitle örgütleri olarak, yaşananlar en ağır gerçekleriyle ortada olmasına rağmen durmadan “biz her partiye eşit mesafedeyiz” söyleminde ısrar ettiniz, karşı taraf kendi partisini güçlendirirken ve ayakta tutarken siz tam tersine durmadan CHP’yi eleştirdiniz. Hem de bunlar çoğunlukla yapıcı değil, dışlayıcı eleştirilerdi. Yani doğal eleştiri hakkınızı kullanmanın çok ötesinde, neredeyse CHP’ye karşı kampanya yürüttünüz. Böylece siyasal matematikte durmadan kendi sepetinizi zayıflattınız.
--Medya patronlarının büyük gazeteleri, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü değerlere sahip çıkacaklarına eksantrik dinci, Kürtçü, anti-Kemalist fikirlere kaydılar ve bu patronlar hoşgörü ötesinde bu marjinal fikirleri sahiplenip onları merkeze çektiler, gerçek merkez boşaldı.
--Bu süreçte yeni kuşak, sürekli olarak resmi ideoloji diye aşağılanan, Kemalizm ve Cumhuriyet değerleri ile alay edilen, “cumhuriyetçi teyzelerle” dalga geçilen sahte bir entel kalemşörler dizisiyle tanıştı.
-- İster eski ister genç kuşak olsun, sosyalistler binde üç oy alan marjinal partilerde ısrar ettiler ve Beyoğlu’nda, Beşiktaş’ta fotokopiler dağıtarak zaman öldürdüler. Sosyalizm anlamsız bir zaman kaybına dönüşüp reel politikada hiçbir şekilde yerini alamadı; tam tersine Atatürkçü değerlerin yıpratılmasında ciddi bir rol oynadı. Onlar da farkında olmadan Cumhuriyet düşmanlarının ekmeğine yağ sürdüler.
--Ne Baykal ne de Kılıçdaroğlu döneminde halkın yakından tanıdığı yargı insanlarını, gazetecileri, demokratik kitle örgütü temsilcilerini, sanatçı ve yazarları parlamentoya kazandırmadınız. İlginç bir ısrarla onları dışladınız. Halk katmanlarının güvenini kazanacak sivil önderleri yok saydınız.
--2002 seçimlerinden önce utanç verici %10 barajını düşürmediniz, kendi kazdığınız kuyuya düştünüz. AKP’nin oyların üçte birini alarak parlamentonun üçte ikisini ele geçirmesine sebep oldunuz.
--CHP olarak RTE’yi 2003’te zorla parlamentoya sokarak milletvekili olması yolunu açtınız, “İki-üç ay bile başbakan kalamaz” teziniz çürüdü gitti, hem de ne geri dönülmez maliyetlerle!
--2003’te CHP Kurultayı’nda, Baykal ekibinin seçime iki saat kala tüzüğü değiştirip onaylatmadan yürürlüğe koymasını muhalefet milletvekilleri olarak onayladınız ve seyrettiniz. Diğer Genel Başkan adaylarının bu şekilde safdışı bırakılmasını olağan karşıladınız (!). Bunun nasıl ağır bir utanç verici fatura olduğunu görmezden geldiniz. Bugün yıllar sonra “maç sürerken kaide değişir mi?” dediğinizde, partinin hiçbir inandırıcılığı olmadığını fark edemiyorsunuz. Bu ülkenin televizyon ve gazetecileri olarak, bu çelişki ve tutarsızlığı Baykal’la yapılan onca televizyon programı ve röportajda sormaya bile cesaret edemediniz! Muhalif halk kesimleri olarak da bu hukuksuzluğu tepkisizce seyrettiniz, hiçbir empati kurmadınız.
--Türk medyası olarak, AKP iktidara geçtikten sonra sustunuz, korktunuz ve yaptığınız diğer iş alanlarına zarar gelmesin diye yapılan demokrasi, laiklik ve hukuk ihlallerini çoğunlukla görmezden geldiniz, alttan aldınız.
--Cem Uzan’ın medya organlarına iktidarın saldırısı olduğunda, birçok muhalif “oh oldu” dedi ve bunun nasıl bir tehlikeli gidişatın habercisi olduğunu algılayamadı.
--Siyasal dinciliği, laik demokratik sistemin gerektirdiği noktaya geriletmek yerine, muhalif kanattan birçok yazar ve parti -başta CHP- dincilerden de oy alabilecekleri inancıyla tamamen farklı siyasetler izleyerek -aynen Erbakan’ı takip ederek- yok olan %50’lik merkez sağın hatalı yolundan gittiler. Kendi yaşam tarzlarını savunmaktan, propagandasını yapmaktan, kendi yaşam alanlarını korumaktan korktular. Kendi çağdaş yaşam tarzlarını, sanatı, edebiyatı, özgürlüğü savunmak yerine “biz de aslında dine yakınız” taktiğini gütmeye çalıştılar.
--CHP, 2010’da büyük bir sorumlulukla hazırlayıp sunduğumuz “Demokratik Tüzük Devrimi”ni uygulamadı, peyder pey beş-altı yıla yayarak bütün ilerici ve tetikleyici ruhunu yok ederek bu fırsatı harcadı.
--TSK, 2007 yılındaki Cumhuriyet mitinglerinin tüm getirilerini sıfırlamak istercesine, arkasında bile duramadığı 27 Nisan e-muhtırası saçmalığını devreye soktu. Bu saatli bomba elinde patladı, fatura sonunda neredeyse genelkurmayın telefonlarına bakan ere kaldı.
--TSK, Balyoz ve Ergenekon’a giden yolda adım adım kendi apoletlerini ve forsunu geri çekerek, neredeyse Nazlı Ilıcak ve Mehmet Barlas aleyhlerine yazı yazmasın, AB kendilerini eleştirmesin diye FETO ve AKP’ye toptan teslim oldu.
--Tüm bu süreçte medya ve patronları -yalnız yandaş kanallar da değil-, ciğeri beş para etmez insanlar bu ülkenin ordusunu darmadağın etmeye çalışırken bu linçi seyretti. Bu ülkenin kurucu kurumu olan ordu, zirveden yerin dibine doğru çekildi, yok edildi.
--CHP, toplumdan gelen tüm karizmatik genç lider tipolojisi taleplerine karşın, tam tersine koltuğa yapışan, halk ve seçmenleri ile ters düşen ve ancak örgütün biat etmesiyle ayakta kalabilen bir lider profiliyle hareket etmeyi tercih etti.
--Gençler ve halk kitleleri milyonlarla birlikte bir hareket başlatıp Gezi’yi dünyaya mal ettikten sonra, bunu siyasi bir güce çevirmek yerine “bizim liderimiz yok, lider istemiyoruz, siyasal parti de istemiyoruz, biz böyle duracağız işte” gibi demeçlerle nihilist-pasif bir yol seçtiklerini ısrarla bildirdiler ve sonuçta kendilerine tasfiye olmalarından başka hiçbir yol bırakmadılar! Erdoğan, onların bile pek farkında olmadığı sonuca ulaşması ulaşması imkansız “gücü” idrak ettiği an, Taksim’i basarak “hareketi” evine yolladı. Heyecanlı Türk gençliği Gezi’ye hiçbir güç kazandırmayan, adeta AKP’yi rahatlatan en mantıksız-hedefsiz şekilde hareket etti.
--Gezi Hareketi’ni, olay tüm sıcaklığı ile yaşanırken değerlendirmeyi aklına bile getiremeyen CHP için, diyelim ki o günlerde hafifletici nedenler vardı. Peki, ülke o büyük gençlik hareketi ve artçı şoklarının içinden geçtikten sonra, Türkiye’nin ana muhalefet partisi, Cumhurbaşkanı adayı olarak AKP mantığından gelen Ekmeleddin İhsanoğlu’nu seçtiği zaman, o toplumun, o halkın, o gençliğin artık somut bir umudu kalabilir miydi?
--Toplumda veya partide tek bir miting yapma arzusu oluşturamayan İhsanoğlu ortada dururken, halk ve kitle örgütlerinin öne sürdükleri aday olan Emine Ülker Tarhan için, başkanın bu abartılı hatasını izlemelerine rağmen, sözde en demokratik muhalefet partisi içinden imza verecek 20 yiğit milletvekili çıkamadı. Bu da CHP grubunun nasıl bir anti-demokratik baskı altında yaşadığının şaşırtıcı kanıtı oldu. Bu korkak-pasif tavır da RTE’nin önünü açtı!
--Aynen bundan önceki bütün diğer önemli seçimlerde olduğu gibi, bu hayati anayasa referandumunda bile milyonlarca oy kullanmayan vatandaş, ülkemizdeki bilinçsiz vatandaş tipolojisinin ne boyutlara varabildiğini bize göstermiş oldu. Bu sorumsuzluk, rejimin iflasını getirdi.
--Bu ülkenin Atatürkçü onca aydın ve genç isminin bu yolda şehit olduğu gerçeğine karşın, kimi tatlı su balıklarının hava kararıyor diye aynen 1980 öncesinde olduğu gibi, yurtdışına yerleşme çabaları da gözden kaçmıyor!

Burada saydığım gerekçeler, 30 yıl üstünden ancak bir makaleye sığabilecek kadarı seçilmiş bazı köşebaşı virajlar. Öyle yoğun bir siyasi ajandamız var ki, bunlar dışında siz veya diğer okurlar onlarca farklı ek yapabilirler! Ama yalnız bu maddelerden yola çıkarak da söylüyorum; sizin Tayyip Erdoğan veya AKP’ye kızma hakkınız var mı? Onlar görevlerini yapıyorlar! Demokrasiye inanmadıklarını zaten yola çıkarken söylediler. Şimdi sizler onların anti-demokratlığını büyük bir bulguymuş gibi afişe ettiğinizde belki kendinizi tatmin ediyorsunuz, ama siyasette bunun karşılığı yok. Sizlerin artık bu geçmiş ağır hatalardan yola çıkarak yenilerini yapmamak için, kendi kaderinizi değiştirmek için, geleceğinizi doğru çizmek için, bu duruma el koymanız gerekmektedir.

Bari bu saatten sonra tarihten ders almayı deneyin!