Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

“ORTAK ADAY” ALKIŞININ GRİLERİ

17.06.2014

Bu sütunda 22 Nisan 2014 tarihinde CHP ve MHP’nin ortak bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarmaya mecbur olduklarını belirtmiştim. O tarihte henüz Bahçeli’nin “Çatı aday” önerisine de bir kaç hafta vardı. Dün nihayet bu aday ortak bir toplantıdan sonra açıklandı: Ekmelettin İhsanoğlu. Birden ortaya çıkan bu isim, Türk kamu oyunu birden heyecanlandıracak ve “ne kadar iyi yapmışlar” diyeceği bir aday değil. Sanki “aman hırslı bir politikacıya bu payeyi biz vermiş olmayalım, şöyle az bilinen bir isim olsun” şeklinde bir düşünce duruma hakim olmuş da ortaya bu sürpriz çıkıvermiş. CHP ve MHP seçmenleri kadar, bu çatı adayını hararetle bekleyen büyük muhalif kitleler şimdi kendilerini biraz “oldu bittiye getirilmiş” hissediyorlar. Açıklanabilecek bir çok sağ aday, hem kitleler tarafından tanınıyor olabilirdi, hem de ana konular hakkında CHP ve MHP seçmenlerinin hissiyatı daha rahat olabilirdi.
             Halbuki ülkemiz ve Orta-Doğu’da durum vahim. Din adına insan öldüren terör örgütü IŞİD'ın devletimizle alay eden hamleleri ard arda geliyor. Buna karşı aciz kalan bir Hükümet, suçu ve çözümü kendilerinden başka her yerde arıyor. Ve bu ortamda Türkiye başaşağı giden her ibresiyle RTE'nin rakipsiz “kişisel ev yapımı özel Başkanlık sistemine” sürüklenme korkusu yaşarken, şimdi birden bu beklenilmedik çatı adayla karşı karşıya. Öncelikle bu iki partimizi böylesine zor bir konuda kamuoyunun sesini dinleyip “ortak aday” çıkarabildikleri için tebrik etmemiz lazım. Bu bir demokratik atılım. Peki iyi de, İhsanoğlu aranan “ortak kan” konusunda beklentiyi olabilecek mi? Erdoğan’ın miting provokasyonlarıyla başedebilecek mi? Ya da şayet kazanırsa, kendi geçmişine bakınca AKP’nin anti-laik dayatmalarına Çankaya’da dur diyebilecek mi? Türkiye’nin gerilim hatları hakkında ne düşünüyor? Laiklik, ülke bütünlüğü, Atatürk devrimleri konusunda mahçup bir tavır mı sergileyecek? Bu konularda muğlak ifadeler kullanırsa, başta kendisine en büyük desteği vermesi gereken Partiler olmak üzere, muhalifler hayal kırıklığına uğrayıp bir kısmı desteğini geri çekecek mi? Bütün bu sorular ciddi olarak uçuşuyor. CHP ve MHP nihai ortak kararlarını kalıcı hale getirmeden önce, (sonunda İhsanoğlu isminde ısrar etseler bile) öncelikle kendi seçmenlerinin nabzını almaya mecburlar. Çünkü yanlış adıma yer yok.
          Orta-Doğu tam yangın yeri. Besle kargayı oysun gözünü: Bu hükümetin, özenle "terörist" tanımlamasını yapmaktan kaçındığı IŞİD terör örgütünü uzun zamandır desteklediğini biliyoruz. Bir de bu yüzden "IŞİD bize dokunamaz, konsolosluğumuz güvende, Irak'ta kaos olduğu görünümü verilmek isteniyor" şeklinde saçma sapan düşünceler birbirini takip etti. Konsolosluğumuzda bulunan vatandaşlarımız sükunetle oradan kurtarılabilecekken bu fırsat pas geçilerek krizin kalbine düştük. Bu satırları kaleme alırken de terör şebekesiyle haraç ve "MİT'ten maaş bağlanma pazarlıkları" gibi akıl almaz dedikodular ortada dolanıyor.
          Terörle pazarlık olmaz. Kendine güvenen hiçbir demokratik devlet de terör örgütleri üzerinden kendi dış politikalarını belirlemez. Bu konuda dünyanın "eksper suçlusu" ABD’dir. Sovyetleri kuşatabilmek için Sovyet-Afgan kapışmasında El Kaide'yi desteklemesi, hatta resmen "yaratması" bu suçların en bilineni. Zaten ABD'nin kendi kör-topal analizleri yüzünden terör gruplarından, terörist devlet başkanlarına kadar her türlü kirli ilişkiye girebildiğini biliyoruz. Terörle yatan, kalbinden bıçaklanarak uyanır. IŞİD, Türkiye'ye bu dersi yeniden ağır bir gerilim filmi eşliğinde sunmakla meşgul. Dua edelim ki bu fatura ağır insan kayıpları ile gelmesin!
            Peki ülkemizin Başbakan'ın ısrarla ifade ettiği gibi "unsurlarla" (!) ne kadar mücadele gücü var? Hükümette bu mücadeleyi bu illegal örgütlerle yapacak kararlılık yok. Hatta arkadan hançerlenmelerine rağmen, bir araya gelseler,  ortak noktalarının fazlalığıyla gurur duyarlar! Geriye teorik olarak, "askeri güç" kalıyor. Zaten bu aşamada elinde onca rehin tutan bir katil sürüsü karşısında bu seçenek yok. Bir de Türkiye artık 8 yıl önceki dünyada dillere destan olan o muhteşem Ordu'ya sahip değil. Türk Ordusu şu anda en iyi ihtimalle eski gücünün maddi olarak yüzde ellisinde, manevi olarak yirmi beşinde!  Elimiz güçlü olmaktan çok uzak. Askerimizin hem morali yerlerde, hem de komutanları zindanda! Yani Türkiye bu gerçeğin farkında olarak kendisiyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan ırkçı grupların eline rehin düşmüş durumda. Cumhurbaşkanı, böylesine kritik bir zamanlamada görev alacakken, “ben siyaset sevmem, öyle bir arzum da yok” mantığından gelen biri ne kadar uygun olabilir? Kritik soru!