Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

YOKSA AKŞENER, ERDOĞAN’IN YANIBAŞINDAKİ BAHÇELİ’NİN YERİNİ Mİ ALMAYA ÇALIŞIYOR?

22.11.2017

Bu yazı, İyi Parti hakkında uzun bir araştırma ya da bir analiz yazısı değil. Bu yazı, son derece basit ve gerçekçi bir şekilde, dolambaçlı bir yol kullanmadan İyi Parti’yi kendisiyle, toplumla ve ezcümle siyaset arenası ile yüzleşmeye davet ediyor. Ele alacağımız çıkış noktası, Meral Akşener’in geçen Cuma günü verdiği “CHP ile ittifak yapmayız!” demeci... Akşener’in burada “ittifak” konusunu tam olarak ne anlamda kullandığını anlamak mümkün değil. Değişecek bir seçim kanunu çerçevesinde partiler arası yapılabilecek ve ne anlama geleceğini kimsenin şu anda tahmin edemeyeceği  ittifaklardan mı bahsediyor? “CHP ile Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ittifak yolu arar mısınız derseniz, açık bir şekilde hayır derim” diyen Akşener, herhalde CHP ile ilk turda ortak aday çıkarma konusundan söz ediyor olamaz! O zaman Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. turunda “CHP ile ittifak yapmam” diyorsa, Parlamento’dan da ayrı bir hükümet ve başbakan çıkmayacağına göre, Akşener’in nereye doğru yöneldiği konusu, büyük sürprizlere gebe.

GEÇMİŞTE MHP ÜZERİNDEN YAPILAN ÖLÜMCÜL HATALAR
Şu anda insanlar İyi Parti’nin AKP karşısında muhalefet yapmak amacıyla kurulan, MHP’de süren antidemokratiklik ve saraya hizmet meraklılarına karşı, MHP tabanı üzerinden bu eğilimlere karşı çıkan sağlam bir merkez sağ parti olduğu havası ile yaşıyorlar. Aynen daha önce rahmetli İlhan Selçuk’un “Soldaysanız CHP’ye oy verin, sahada iseniz MHP’ye ve bu şekilde AKP’ye muhalif olun” dediği günler yaşanıyor sanki.
O günlerde rahmetli Selçuk’a karşı çıkmıştım ve MHP’nin güvenilmez bir parti olduğunu, hiçbir şekilde AKP’ye karşı bir muhalefet yapmayacağını, ilk fırsatta en kritik noktalarda AKP ile beraber hareket edeceğine inananlardan olduğumu söylemiştim. Zaman ne yazık ki beni haklı çıkardı. O günlerde de, daha sonra da...
Türkiye’nin bugün yaşadığı acı dolu, akıl almaz demokrasi iflasının kökeninde en önemli olgulardan biri, MHP’nin seçmenlerinin en az yarısına ihanet edişi ve en olmadık anlarda artık toplumda yerleşmiş tanımıyla AKP’ye stepnelik görevi yapması. Bunu da zaten bilmeyen kalmadı.

LAİK SAĞ PARTİ GÖRMEYEN TÜRKİYE
Tabii bu arada daha geniş anlamda bir hatırlatma da yapabiliriz, hatta yapmamız şart: Türkiye 70 yıla yaklaşan çokpartili demokratik hayatında bir adet “laik ve demokrat” merkez sağ parti görmedi. Ne Adalet Partisi, ne ANAP, ne Doğru Yol bu konuda sınavı geçtiler. Her biri tam tersine özetle, “Biz de biraz dincilik-dindarlık hattında oynarsak yobaz partilere giden oyları durdurabiliriz” zannettiler. Tabii ki sonuç koca bir hüsran oldu. Bu konuda, bu partilere doğrudan muhalif olmama rağmen her birini özenle ikaz ettim. Turgut Özal’ı da, rahmetli İsmet Sezgin’i de (DYP), Gökberk Ergenekon’u da (DYP) rahmetli Adnan Kahveci’yi de (ANAP) ikaz ederek saatlerce konuştum. Uğraş tabii ki beyhudeydi, kendilerini çok uyanık partiler olduklarına inandırmışlardı. Bu tavırları sayesinde oy kaybı yaşamayacaklarına inanıyorlardı. Çok saf ve ne yazık ki tarihi perspektiften yoksunlardı. Bunun tartışılacak bir yönü yok, sonuçlar ortada: Merkez sağa ait %50 oy, son dönemlerde masal oldu.
Son zamanlarda çoğu insan ülkede son yıllarda yaşanan onca ağır dram senaryolarından ve demokrasi açısından felaket sonuçlar doğuran iki referandumdan ve ordunun başına gelen affedilmez müsebbibi malum kumpaslardan sonra, artık bazı şeylerin değişeceğini, Türkiye’de tek adam ve tek parti hükümranlığı isteyen malum güç odaklarının nihayet 2019’da yalnız bırakılacağına inandı. Bunun da Türkiye sevgisiyle yaşayan bazı kitleler için anlamı, MHP’den Akşener’le beraber kopan ve yeter diyerek Erdoğan’a karşı bayrak açan insanların, nihayet artık laik-sağ parti olarak görebileceği bir oluşuma imza atıldığı inancıydı. Bu nedenle de herkeste bir umut belirdi. Türk siyasetini tıkayan, 2015 seçimlerinin güzel sonuçlarını iptal eden, kendisini ardından başkanlık sistemi reklamcılığına atayan Devlet Bahçeli ve onun MHP’sinin yerine, o oyların çoğunu bünyesinde toplayacak bir yeni muhalif parti, olsa olsa hayırlara vesile olabilirdi! Bu arada Akşener’in imajını ve hitabet kabiliyetini gözle görülür şekilde arttırması, özellikle bir kadın siyasetçi olarak çok değişik halk katmanlarında güven oyu alması ve sonunda da partileşmesini tamamlaması birçok umuda ışık yaktı. Halk kafasında ülke siyasetini tıkayanBahçeli’nin yerine Akşener’i yerleştirip, bir umudun kapısını ittiğine inanmak istedi. Doğruyu söylemek gerekirse de, Akşener verdiği demeçlerle bu umudu sıcak tutmayı başardı. Daha şurada bir hafta kadar önce AKP iktidarını eleştirirken söylediği lafları hatırlayalım:2010’da FETÖcü oldular, 2011’de bebek katili PKK’nın başına eş oldular, ‘ne büyük bilge’ dediler, 2017 referandumunda milliyetçi oldular, şimdi de Atatürkçü oldular. Ama yersen!”.         

SİYASET’TE MATEMATİĞİN EZİCİ GÜCÜ
Bakın, siyaset zeka ve tecrübe gerektirdiği kadar, ilkokul düzeyinde başarılı bir matematik öğrencisi olmayı gerektirir. Sakın şaka yaptığımı sanmayın! Rakamların, toplama-çıkartmaların acıması yoktur. Hesabınızı doğru yapmazsanız, matematik sizi ezer geçer. Ülkeleri yok eder, demokrasileri tarihe gömer, siyasi kariyerleri bitirir. Ne kadar ilginçtir ki, çoğu zaman siyasi hırslar, insanları en basit ilkokul matematiğini yapamayacak hale düşürdüğü için ülkeler kaoslara teslim olur. Sonra ilerde, burada sık sık hatırlattığım gibi, örneğin hem sol partilerin hem de merkez sağ partilerin Türkiye’de toplama ve çıkarma yapmayı bilmemesinin sonucunda 1994 yerel seçimlerinden itibaren Tayyip Erdoğan efsanesi başlar! Bütün ikazların, fazlasıyla sözde liderlerin gözüne soka soka yapıldığı o acı dönemin sonucunda, ne yazık ki Türkiye’de demokrasi, hırsı ve koltuk sevdası vatan-millet-devlet bilincinin önünde giden siyasiler yüzünden uçurumdan aşağı yuvarlanmıştır.

Şimdi bunları neden hatırlattığıma gelince...

MERAL AKŞENER’DEN, ATAOL BEHRAMOĞLU GİBİ MUHALİFLER
SİYASİ MATEMATİKTE NE BEKLİYORDU?
Tabii ki Akşener’in parti kurmuş olmasını ve bazı geniş kitlelere umut vermesini, CHP’liler sevinç gösterileriyle karşılamayacaktı; “ana muhalefet partisi” olarak... Ama aslında işin matematiğini biraz düşününce, CHP’nin de tabii ki normalde muhalefete güç taşıyacak bu gelişmeden mutlu olması lazımdı, çünkü ancak böyle bir perspektifte AKP’nin iktidarı terk etmesi veya muhalefetin Haziran 2015’te olduğu gibi, mutlu sona matematiksel ve fiili olarak en azından yaklaşması gündeme gelebilirdi.
Yakın dostlarımdan ve Sanatçılar Girişimi sözcülüğünü eşzamanlı olarak kendisi ve Orhan Aydın’la beraber yürüttüğümüz sevgili Ataol Behramoğlu’nun 45 gün kadar önce çıkan iki yazısında “Meral Akşener gerçeği” öne sürülmüş ve Meral Akşener’i desteklemenin, Türkiye’de siyasetin normalleşmesi açısından ne kadar önemli olduğu vurgulanmıştı. Şimdi Behramoğlu’nun yazısından bazı bölümler okuyalım:

“Asıl önemli olan bütün kanatlarıyla ‘sol’un bu hareketi nasıl görüp değerlendirdiği.
Hiç kimse bu soldan kendi hedeflerinden vazgeçerek Akşener hareketinin kuyruğuna takılmasını istemiyor ve beklemiyor.
Bunu Akşener’in kendisi de istemez ve beklemez.
Fakat iktidarı gasp etmiş olan despotik gücü, en zayıf yanından vurarak alt etmek için bu hareketi desteklemek, yanında yer almak gerektiğini görmemek için de siyaseten kör olmak gerekiyor.” Ardından da kendisine yönelen oklara karşı yine olgun ve sakin bir yanıt daha yayınladı, “Meral Akşener’i desteklemek” yazısında. Özetle malum “Eli kanlı faşistlerden medet mi umuyorsun?” saldırılarına karşı, Ataol verdiği yanıtta kendisine yönelen hakaretlerin düzeysizliğine işaret ettikten sonra şunları vurgulamıştı:

(...) Olumlu tepkiler ise genellikle, yazımın amacının bir insanı ve bir hareketi övmek değil, demokrasiyi savunmak, despotik yönetime karşı muhalif güçleri birlikteliğe çağırmak olduğu noktasında birleşiyor. 
Doğrusu da budur. 
Beni bu gün ilgilendiren, kaygılandıran, ne geçmiş, ne uzak ve belirsiz bir gelecek, fakat ülkemizin bu günü, şu anda yaşanmakta olanlar ve doğuracağı sonuçlardır.
***
Despotik yönetimin “ABD karşıtı”, “antiemperyalist” bir “vatan savaşıvermekte olduğunu düşünenlere göre, Akşener’i desteklerken aslında ABD’yi savunuyormuşum. 
Ben herhangi bir ülkeyi, devleti değil, bütünüyle Batı’yı, aydınlanma düşüncesini savunuyorum. 
Ülkemizin Batı blokundan koparılarak belirsiz bir Avrasya’ya sürüklenmesini, dağılıp yok olmasına gidecek yolun başlangıcı olarak görüyorum. 
Cumhuriyet devrimlerinin temelini Batıcı, aydınlanmacı değerler oluşturur. Bu günkü despotik yönetim içinse bu değerler hiçbir önem taşımıyor. Avrasyacılık da onlar için, hedeflerindeki (bu yönde de çok adım attıkları ve atmakta oldukları) karanlıkçı yönetim için bir araç, amaçlarına ulaştıklarında kaldırıp atacakları bir koltuk değneğidir.

***
Meral Akşener hareketinin bir ABD projesi olduğunu düşünmüyorum. 
Bu hareket, Türkiye’nin normalleşme gereksiniminin sonuçlarından biri olarak doğdu ve bu nedenle de güçlenmektedir. 
Ve yine bu nedenle despotik yönetimin sayısız engeliyle karşılaşmaktadır. 
Bunları görmemek, anlamamak, “reelpolitika”dan hiçbir şey anlamamak demektir. 
ABD projesi ise şu anda iktidardadır. 
Bu iktidar, yaklaşan yerel seçimleri ve sonrasındaki kader seçimlerini kaybetmemek için şimdiden hamle üstüne hamle yaparken; muhalefet güçlerinin birlikteliğini sağlamak ve “hayır” cephesini koruyup güçlendirmek için düşünce üretip çaba harcamak yerine geçmişe takılıp kalındığını; ağız dalaşıyla, hakaretleşmeyle vakit geçirilip tatmin olunduğunu görmek, ülkenin geleceği adına insanı ister istemez bir an için de olsa karamsarlaştırıyor…
***
Sayın Akşener’in geçmişi beni bu gün ilgilendirmiyor. 
Yerinin ve zamanının geldiğini düşündüğünde bu konuda savunmasını ve gerekiyorsa özeleştirisini yapabilecek birikimde ve açıklıkta bir kişiliğe sahip olduğunu düşünüyorum. 
Ve ısrarla, önemle tekrar ediyorum: 
Despotik yönetimden kurtuluş ancak güçlü, kararlı bir muhalefet cephesiyle gerçekleşebilir. 
Akşener hareketi, referandum oylamasında da görüldüğü gibi, bu cephenin önemli bir unsuru olmaya adaydır. 
Bu nedenle de despotik yönetime karşı olan herkesçe desteklenmesi gerekir.”

YOĞURDU ÜFLEYEREK YEME ALIŞKANLIĞI
Belki biraz uzun bir alıntı oldu, ama ifade etmek istediklerim açısından gerekliydi. Sevgili Behramoğlu, matematiksel olarak muhalefet kanadının Akşener’e ihtiyacı olduğunu ve bu güçlerin birleştirilmesi gerektiğini vurgularken, akıl ve mantık yolundan ilerliyordu haklı olarak. Kendisine saldıranları da geçmiş tıkanmışlıklardan iyi tanıdığım için önem vermedim. Örneğin bu mantığa göre, 2015 Haziran seçimleri sonucunda, CHP, MHP, HDP ortak hükümet kurmaya kalksalardı, bu zatlar “vay sen şimdi bölücülerle ortak mısın?”, “vay sen şimdi faşistlerle ortak mısın?” şeklinde bunu engelleyerek AKP iktidarının sürmesini mi savunacaklardı? Ancak siyasette yoğurdu üfleyerek yemeyi öğrendiğim için topa girmeden evvel, Akşener hareketini biraz daha izlemek istedim. Çünkü ulaşmaya çalıştığımız nokta, hiç de küçümsenecek bir çıkış değildi: Laik, demokrat ve Erdoğan’ı karşısına alan, almayı göze alan bir sağ hareket söz konusuydu. Hele Akşener’in müftülerin nikah kıyma yetkisi ile donatılmasına verdiği şu tepki, son derece umut vericiydi: "Müftülere nikah yetkisi; laik ve tek hukuktan vazgeçmektir". Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet dönemi Türk kadınlarının katıldığı resepsiyondan fotoğraf paylaşan Akşener, "Cumhuriyet'in kurucu değerleri ile hesaplaşmaya çalışanlara öncelikle asil Türk kadınları izin vermeyecektir" dedi. İşte bu sözler, gerçekten bir kırılma noktası teşkil edebilir, sağ siyaset belki ilk defa laik bir lider adayına sahip olabilirdi.

AKŞENER’İN TEHLİKELİ RAYDAN ÇIKMA İŞARETİ: “CHP İLE İTTİFAK YAPMAYIZ”
İşte her şey bu size anlattığım eksen ve rayında giderken, Erdoğan’ın baş destekçisi Bahçeli, panik içinde son sondajların ardından resmi ittifak arayışlarına girmişken, ilk defa somut olarak %10 barajının nihayet aşağı çekilmesi tartışılmaya başlamışken, ibreler yavaş yavaş Haziran 2015 ortamında AKP’nin işinin zorlaşacağı bir hatta yaklaşırken, Akşener herhalde yaşlı kurtlardan birinden ani bir brifing aldı, veya birileri grup halinde gelerek kendisinden bazı ricalarda bulundular! O kadarını ben bilemem artık. Bildiğim tek şey varsa Meral Akşener’in beş gün önce verdiği demeçle en azından şimdilik bir çuval inciri berbat ettiği! Bunu Akşener’in tecrübesizliğine vereceğiz desem doğru olmayabilir; tecrübeli bir siyasetçi ama belki tecrübesiz bir lider... Aklıma gelen diğer şey Milliyetçi Cephe ve “kutsal ittifak” damarlarının o siyasi bölgede kabardığı ve 1970’lerin mantığıyla “şimdi sen kalkıp komünistlerle işbirliği mi yapacaksın?” (!) diyen bazı aklı evvellerin Akşener’in yörüngesini yerle bir ettiği...

AKŞENER NE DEDİĞİNİN FARKINDA MI?
İşte bu soruya tam cevap veremiyorum. Çünkü sözde yeni bir muhalefet partisi kuran ve halkın nabzını tuttuğunu iddia eden, sağda solda aylardır koca koca laflar eden bir insan bu kadar anlamsız ve dengesiz bir laf söyleyemez.
 “CHP ile ittifak yapmayız!” demecinden sonra, Akşener ve partisinin nasıl siyaset yapacağı konusunda bazı soruları kendimize sormamız lazım. Çünkü bence Akşener bu demeciyle, kendisini muhalefet hattından kopardı!
Siyaset iktidar olmak ve ülkeyi yönetmek için yapılır. Meral Akşener tek başına kendisinin ve/veya partisinin %50 + 1 oy alacağına inanmakta mıdır? Böyle bir masal anlatılamayacağına göre bu alternatifin üstünü çizip B şıkkını düşünmemiz lazım. Akşener kendini merkez sağ olarak tanımlasa bile, sonuçta MHP’nin bir kanadından yola çıkmış bir siyasetçi olduğu düşünülürse, esas Cumhurbaşkanlığı 2. turunda ittifak yapmak isteyeceği kardeş partisi HDP olmayacak. Demek ki bu şıkkın da üzerini çizeceğiz. O zaman C şıkkını düşünelim: Bahçeli ve MHP’nin %10 barajını aşmaları şu anda gayet imkansız göründüğüne göre Akşener’in, eski partisi ile bir mucize sonucu arası düzelse ve barışsa bile 2. turda liderliğe ulaşacak bir ittifak yapmaları mümkün değil. O zaman kalıyor bize D şıkkını düşünmek. Yani küçük partileri... Akşener’in, zaten kendisini Amerikancılıkla suçlayan Vatan Partisi ile bir güçbirliği yapması da bir seçenek değil. Zaten Vatan Partisi’nin oy durumu da buna müsait değil. Peki o zaman Saadet Partisi veya Türkiye Komünist Partisi gibi ama yüzde 0.1, ama yüzde 1, ama yüzde 3 oy olacak küçük partiler dışında herhangi bir seçenek de zaten kalmıyor!

AKŞENER’İN EN GERÇEKÇİ İTTİFAK KAPISI: ERDOĞAN’IN AKP’Sİ
Kalmıyor mu? Yok dostum, yanılıyorsunuz bir alternatif kalıyor, hem de ne alternatif! Akşener’e koskoca Tayyip Erdoğan alternatifi kalıyor! Aksini söyleyebilen var mı? Akşener talihsiz demecinde satır aralarında “Ben Sayın Erdoğan’ın düşmanı değilim, Cumhurbaşkanı’nın başkaları tarafından dayak yemesini istemem ama Cumhurbaşkanı’nın da Türkiye’nin tüm fertlerinin Cumhurbaşkanı olmasını istemek de hakkımdır” cümlesini de kullandığına göre, demek ki içinde cumhurbaşkanına karşı birden ilginç bir koruma içgüdüsü uyandı! Şimdi mantık ve matematiğimizi son defa çalıştıralım. Akşener iktidar olmak ve ülkeyi yönetmek için siyaset yaptığına ve saydığımız hiçbir parti ile bunu başaramayacağına, geriye tek parti kaldığına göre demek ki sayın Akşener’in gönlünde yatan aslan, AKP ve Erdoğan. Bu da belki kendisi açısından Devlet Bahçeli’den hıncını almak için en sağlam yöntem. Yani sen misin bana MHP’de siyaset yaptırmayan? Sen misin beni ihraç eden? O zaman ben de seni AKP ile sürdürdüğün üstü kapalı ortaklıktan ihraç ederek senin yerine geçerim! Anlaşılan, İYİ Parti’nin liderinin “Erdoğan’ı iktidardan indirmek” gibi bir önceliği yok! Bunu öğrenmiş oluyoruz bu demeçten...
Şimdi bana diyebilirsiniz ki, “Amma da  uçmuşsun, coşmuşsun! Amma da spekülasyon yapıyorsun”. Ben de size diyorum ki, o zaman geriye başka unuttuğumuz hangi alternatif kalıyor?
Kimbilir, kullandığı bu sözler, şaka amaçlı değilse, sağ partilerden kayacak yeni isimleri çekerken verilen bir geçici ödün, veya blöf mü? Başka tek alternatif var, o da Akşener’in yaptığı kaba hatanın farkına varıp, lafından dönmesi  ve CHP’yi de kendisinin en çok ittifak görüşmesi yapma olasılığı olan partilerden biri olarak tekrar kabul etmesi... Aksi takdirde kendisine saygı ve demokratik açıklıkla ve tüm yapıcı iyi niyetiyle yaklaşan ister Behramoğlu olsun, ister demokrasi arayan sade saygıdeğer vatandaşlarımız, her biri çok büyük bir hayal kırıklığı yaşar. O bedeli de herkes öder. Akşener, bu kavgalardan “Başkan’ın yardımcısı” olarak çıksa bile, o da imajıyla ve güven kaybıyla bu bedeli öder.  
Siyaset bu kadar acımasız ve rakamlara bağlı bir dikenli yoldur.