Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

2016’DA TÜRKİYE’DE YAŞAMAK... YÜREK VE SABIR İSTER!

25.08.2016

DÜNYADA EMPERYALİZMİN 21. YÜZYIL AJANDASI

Yıl 2016... Uzay çağı olarak öngörülen dönemin ilk yüzyılının KDV’sine ulaştık! Fakat görebildiğimiz tek şey Ortaçağ ateşleri... İnsan kasaplarının bıçakları, ırkçılarının sapık fetvaları, beyni çürüklerin aydınlanma düşmanlıkları ile ortaya saçtıkları çamur deryası...

Bu ortam yalnız yurdumuzu veya yakın jeopolitik eksenimizi değil, neredeyse tüm dünyayı etkiliyor. Yani 2016’da Fransız, Amerikalı, Belçikalı, Iraklı, Suriyeli veya Nijeryalı, Kamerunlu olmak da zor meslek! Ama tabii farklı dozlarda ve şekillerde... Türkiye de, dünya da, Ortadoğu da ektiğini biçmekle meşgul. Batı emperyalizmi yıllarca dünyanın geri kalanını sömüreceği ve çıkar ilişkilerine gireceği kum torbası olarak görmenin bedelini, Ortadoğu ve Afrika ise batının desteğinden (!) bir şekilde medet ummaya devam ederek kendi insanlarını bilgi çağına ve yeterli eğitime taşıyamamanın bedelini farklı boyutlarda ödemeye devam ediyorlar. Ortadoğu, demokrasiyi hiçbir zaman içine sindirememiş insanların petrol gibi hazır imkanlarına yaslanarak özel çıkarları için siyaseti kullandıkları bir coğrafya olarak kalmıştır. Afrika ise zaten sözün bittiği yerdir. Batının sahte uygarlığı ile sahte yardım vaatleri arasında her yıl yüz binlerce çocuk insanların gözü önünde ölmektedir. Kıtanın tüm sorunları, emperyalizmin sağa sola yağdırdığı çelişkili bombaların bütçesiyle en fazla bir yılda toptan çözülebilir, insanlık kendi günahlarından ve utançlarından kurtulabilir. Ama ne gezer?

TÜRKİYE’NİN İÇİNE KİLİTLENDİĞİ FASİT DAİRE

Kendi ülkemize dönelim... Nasıl bir rutine bağlandığımızın farkında mısınız? Bir “deja vu”ya yani yaşanmışın (hatta kabusun) tekrarına kilitlendik. Evinizde birikmiş gazetelere veya kese kağıdı yapılmış bir gazeteye bakarken hep aynı şeyleri görüyoruz: patlayan bombalar, şehit düşen askerler, bu saldırıları “şiddetle kınıyorum” diyen siyasiler, dağları bombalayan TSK uçakları... ve tüm bunların sonuçları: ağlayan analar, acıklı sahneler, görüşüp fotoğraf çektiren politikacılar, belirli frekanslarda gerçekleşen büyük katliamlar, yürek yakan dehşet fotoğrafları, PKK ile ilgili her görüşü muallakta bırakan boş HDP demeçleri, “kanları yerde kalmayacak” şeklinde gelişen iddialı demeçler ve her gün kandırılmaya devam eden gençler...  Sürekli olarak hortlayan aydın, sanatçı, yazar ve basın düşmanlığı... Hiç kimseyi ikna etmeden büyük tepki çekerek tutuklanan kimi gün Hilmi Yavuz, kimi gün Aslı Erdoğan gibi edebiyat dünyamızın en bilindik isimleri... Sonra  arada bir TSK’nın “sınır dışı operasyonları”... Bugün yaşadığımız  senaryoyu PKK kovalamacalarında Irak’ta da gördük... Aynı film, farklı sinemalarda, yağmurlu veya güneşli havada durmadan makinistin elinde dönüp duruyor; bizler de aynı duygularla benzer algı sendromlarını sürekli yaşıyoruz, yaşatılıyoruz.

15 TEMMUZ’UN GETİRDİĞİ “EK” AĞIR DURUMLAR!

Bu rutini kıran büyük “değişim” 15 Temmuz tarihli ve “Bir FETÖ Fiyasko Yapımı” damgalı darbe ıskasıydı. Türkiye o gün büyük bir şans, demokrasiye canı pahasına sahip çıkan vatandaşların çabası ve canı pahasına bu FETÖ’cü kalkışmaya karşı pes etmeden, her riski alarak saldırılara karşı koyan Atatürkçü komutan ve subaylar sayesinde bu tuzaktan kurtuldu. Şimdi de bunun artçı şoklarını yaşıyoruz. Her gün yakalanan dünün büyük iktidar ve güç sembolü işadamları, kilit bürokratlar, polisler, valiler... Aranan ünlü-ünsüz kilit isimler, zirveden sıfıra yapışan ve hayatları kararan on binlerce insan... Çevrelerini, ailelerini, işçilerini işe kattığınızda etkilenen belki de milyonlarca... Ters yüz edilen FETÖ transatlantiği!

Harika demeçler birbirini kovalıyor! Diyanet İşleri Bakanlığı’nın hurafeleri kınayan basın toplantıları düzenlemesi için 15 Temmuz’un yaşanması ve Cumhurbaşkanı’nın talimat vermesi gerekti!

Her saçma konuda zırt pırt fetvalar vererek defalarca ülkenin huzurunu kaçıran, halkı neredeyse galeyana getiren ve arkasından “biz onu demek istememiştik” şeklinde geri adam atan Diyanet’in, 1960’ların ortalarından itibaren süren Feto hareketinin “sahte bir mehdi hareketi” olduğunu anlaması, ancak yarım asır sonunda mümkün olmuş! Hem de açık açık bu “hizmet” şebekesinin gerçekte hangi zihniyetlere “hizmet” ettiği, Atatürkçü ve sol basında her gün çıkarken! Helal olsun!

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR!

AKP ve Erdoğan’ın ciddi sorunları artık kamuoyu ve sosyal medyayı fazlasıyla meşgul ediyor ve mızrak çuvala sığmaz oldu...Şurada 2-3 yıl öncesine kadar, Bülent Arınç’tan Bekir Bozdağ’a, Hüseyin Çelik’ten Melih Gökçek’e ve tabii Cumhurbaşkanı’na kadar AKP’nin en üst kademe kadroları sabahtan akşama Gülen’i övmekle kalmadılar, ayrıca onu tüm karşı saldırılara karşı cansiperane bir şekilde korudular. Bunların hepsini her gün Twitter ve Facebook’ta izlediğimiz videolarda tekrar tekrar görüyoruz.

Kısa süre önce kamuoyunda büyük tepki alan eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e karşı da Erdoğan ve ekibi sessizliğini koruyor. Ne ilginçtir ki, Hakan Şükür gibi birçok ikinci-üçüncü plandaki AKP siyasetçilerine veya ünlü bürokratlara reva görülen muamele, iş o bakanların veya Genelkurmay başkanlarının seviyesine çıktığı andan itibaren duvara tosluyor. FETÖ üyesi diye tutuklanan, gözaltına alınan binlerce kişi arasında, devlet büyüklerine yıllardır kanarak “Cemaat” ile en yakın ilişkileri kuranlar da tabii ki var! Efendim “hain arama” kriteri, 17-25 Aralık tarihinden öncesi ve sonrası diye ayrılan hattan geçiyormuş! Halbuki mesela Teğmen Mehmet Ali Çelebi “peki bizim yaşadığımız kumpaslar, yaşamımızdan çalınanlar ne olacak?” diye sorduğu zaman buna kim yanıt verecek? Muharrem İnce, olayın esas “milat” olacak tarihinin 2005’te CHP Milletvekili Mustafa Gazalcı’nın verdiği Fethullah Gülen önergesi olması gerektiğini hatırlatıyor. Kimler o önergeyi reddederek gencecik beyinlerin yıkanmasının, daha doğrusu kirletilmesinin önünü açtı? Bu soru havada mı kalacak?

Bu konuştuklarımız “geçmiş” ile ilgili büyük sorunlar... İşin bir de “bugün ve yarın” ile ilgili daha da ciddi bir durumu var: İyi, artık AKP ve Diyanet bile Feto’nun, aslında “Fethullah Gülen Hoca Efendi hazretleri” olmadığını, FETÖ’nün lideri olduğunu anladılar. Bizim 40 yıl anlatamadığımız laikliğin önemini, bir Temmuz gecesinde bizden daha iyi (!) öğrendiler! Hurafeye dur dediler! Birkaç gün önce de televizyonda bir hükümet yetkilisi toplumu "din bezirganları" hakkında uyarıyordu! İşte uyanma diye ben buna derim, Maşallah!

AKP HURAFELERLE GERÇEKTEN MÜCADELE EDEBİLİR Mİ?

Peki bunu gerçekten anladılarsa, ne beklememiz lazım? Bu “temizliği” bu kadar yoğun olarak yaparken aynı tuzaklara bir daha düşmemek için gereken önlemleri almaları gerek değil mi? Peki Türkiye’de neler yaşanıyor? Bir yandan makale sütunlarında ve web sitelerinde “F tipi” yerine Menzil veya Nakşi tarikatlarının öne çıkarıldığı, boşlukların onlarla doldurulacağı söyleniyor. Televizyon programlarında ise “dikkat edilmezse, bu durum yüzünden Erdoğan’ın altının oyulacağı ve çevresinin boşaltılacağı” dile getiriliyor. Tercümesi şu: tüm tarikatları uzaklaştırıp Erdoğan ve bürokrasisinin içine misyon dışı “laik-çağdaş-Kemalist” kişilerin doldurulması tehlikesi -adı tam konulmasa da- gündeme getiriliyor! Tabii o zaman da şu gerçekler su yüzeyine çıkıyor: AKP veya Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ni tarikatlardan ve onların taşıdığı çarpık çıkar ilişkilerinden temizlemeye kesin niyetli olduklarına kimse yemin edemez. Çünkü “bundan böyle hiçbir tarikat bağlantılı unsuru devlet kademelerinin hiçbir noktasında görmek istemiyorum” diye gürleyen bir ses hala duyamadık. Tam tersine arada sağdan soldan “diğer tarikatların rahatsızlık hissetmelerine gerek yok” gibi teskin edici (!) cümleler kuruluyor. Doğrudan söyleyelim: Sizler istediğiniz kadar FETÖ ile mücadele ettiğinizi iddia edin... Zirvelerinizi korumaya devam ederseniz ve daha da önemlisi 3-4 yaşında çocukların tarikatların kucağına atılıp beyinlerinin en ölümcül şekilde yıkanmasına seyirci kalmaya devam ederseniz, boş yere durumu suni teneffüsle yaşatmaya çalışmış olursunuz. “Benim teröristim iyidir” diye ortaya çıkan siyasiler gibi, “benim tarikatım iyidir” diyen başkaları da aynı gaflete düşüyorlar. Çünkü o yaşta o yeminleri ederek yobazlara yem edilen bebecikler, maalesef aradan on yıl veya çeyrek asır geçtiğinde ya intihar bombacısı oluyorlar ya da başka bir tip  FETÖ militanı!

GAZİANTEP’TEN BOKO HARAM’A AYNI VAHİM ÇOCUK SENARYOLARI

Bunun bedelini Türkiye yine son günlerde Gaziantep’teki düğün katliamında çok ağır ödedi. İntihar bombacısı ister 12 yaşında, ister 22 yaşında olsun, beyninin ömrünün ilk yıllarında “ele geçirildiği” ortada! Peki dünyada durum farklı mı? “Halife’nin Yavru Aslanları” başlığıyla en alçak şekilde teşvik edilen küçücük çocuklar, insan öldürme konusunda teorik eğitimlerini bebek yaşta, pratik olarak da ergenliğe geçer geçmez alıyorlar!

Afrika’nın cellat branşı Boko Haram, fanatik militanlarını bu yavrular arasından seçiyor. Daha da beteri var? Mesela bu kanlı örgüt, bir ergeni bünyesine kalıcı olarak ve “profesyonel” olarak almak için, anne ve babalarını boğazlarını keserek öldürmelerini şart koşuyor! Türkiye’de yaşananlara ve yaşanabileceklere baktığımızda, AKP’nin hala konuyu anlamak istemediğini ve kendi aidiyet kökenlerini düşünerek bu gerçeklerle yüzleşmeye hazır olmadığını görüyoruz. Yani teorik olarak “devleti paralelcilerden temizlemek” iddiasıyla yola çıkanlar bu hatalara düşerlerse, gerek kendilerinin, gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu olabilecek en tehlikeli tuzaklara çanak tutmuş olacaklardır. Umarım iş işten geçmeden fark ederler.