Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

FENERBAHÇE'NİN TARİHİ DİK DURUŞU...

28.01.2014

3 Temmuz 2011'den beri Fenerbahçe'ye reva görülen ağır saldırı, aynı zamanda Türk spor tarihine ismini altın harflerle yazdıran bu dev kulübün camiasıyla beraber gösterdiği inanılmaz direnç ile de hatırlanacak. Aradan geçen 2,5 yıllık süreçte, başta Aziz Yıldırım ve tüm yöneticilerin, teknik adamdan masöre, futbolcudan voleybolcuya yaşadığı işkence maalesef esef verici boyutlara ulaştı. Bir yıl tutuklu kalan Başkan Yıldırım ve arkadaşlarının yanı sıra belki neredeyse tüm sarı lacivertli taraftarlar bu acıyı yüreklerinde hissettiler. Sanki 25 milyon tutukluydu!
            Başbakan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın aranırken günlerce kaybolup (!) ancak soruşturmayı yürüten savcı ve polisler toptan değiştikten sonra ortalığa çıkabildiği bir Türkiye'de, Yıldırım, kumpaslara ve kutuculara "hadi ordan"ı çekip Yargıtay'ın alelacele mahkumiyet kararını onaylamasından sonra derhal yurda dönmüştür. Bu her şeyden önce bir mertlik dersidir! Yıldırım, sözünün eri olduğunu göstermenin ötesinde, her açıdan meşruiyetini kaybetmiş bir hukuk düzenine dönüş yaparak camianın bu yoz ortamda tüm kartları açık oynayacağını dosta düşmana ilan etmiştir.
               Bugün artık Türkiye'de yargı bağımsızlığının tamamen yok olduğunu 17 Aralık’tan önce tüm demokrat çevreler dile getirirken, o tarihten itibaren bu tepkilerin katlanmışını bu sefer kendi canları yanan iktidar çevreleri haykırmaya başladı. "Paralel yapı" dramını o gün keşfedip (!) dehşete düşen değerli siyasilerimiz arasında Başbakan ve Meclis Başkanı bile bulunduğuna göre, şu günlerde yargının tüm çivilerinin çıkık olduğunu artık ülkenin dörtte üçü kabul etmiş durumda! İşte Yargıtay'dan gelen ve Yıldırım'ı tekrar cezaevine yollayan nihai karar, böyle bir kaynayan kendini dağıtmış kazanın orta yerine düşüverdi. Ne ÖYM’in ortadan yok olma sürecini yaşıyor olmamız, ne mahkumiyet kararını veren mahkemenin kumpasçılığının tescili, ne can havliyle gerçekleri topluma anlatmak için dili çözülen iktidar, ne de ikna edicilikten uzak deliller bu kararı durdurabildi! Hatırlarsanız uydurma çıkan "Emenike'nin para sayma görüntüleri"nden, içinde sözde para olduğu iddia edilen ama "suç üstü" yapılmayan çantaya kadar, onca iddia havada kaldı!
                Fenerbahçe'ye yönelik saldırının başlangıcından 24 saat sonra, kullanılan dilin, olayın çıkış noktasının ve ana tablonun  Ergenekon ve Balyoz koktuğunu görmek zor değildi. Ayrıca kullanılan medya organları, yürütülen psikolojik harp ve saldırı odakları fazlasıyla bu durumu teyid ediyordu. O andan itibaren kamuoyunda yavaş yavaş Fenerbahçe'nin fahri avukatlarından biri de ben oldum.
              Maalesef özellikle iki spor kulübü yönetim düzeyinde bu süreçte kötü imtihan geçirdiler: Biri konudan direkt çıkar beklediğinden, diğeri ezeli rekabeti yanlış anladığından... UEFA müfettişi, merkeze yüzbinlerce "ihbar" maili geldikten sonra İstanbul'a teşrif etti ve Federasyon’da görev yapan iki rakip takım görevlisi gereken beyin yıkamayı yaptılar. Sonuç malum: Avrupa'da önce bir yıl, ardından verilen sözde 2 yıllık ceza ile toplam fiili olarak 3 yıl engellenen Fenerbahçe! İşin traji-komik yanı ise şu noktada düğümleniyor: Türkiye'de, Avrupa'da CAS ve UEFA'nın aldığı kararlar, malum Trabzon ve Galatasaray çevrelerinde Fenerbahçe'nin suçluluğunun kanıtı olarak gösterilirken, ne hikmettir ki UEFA için de tam tersine Türk yargısının aldığı kararlar kendi cezalarının kaynağı oluverdi. Şimdi her noktasıyla kumpasçılığı oportünist resmi ağızlardan itiraf edilen "paralel yapı"nın kararları! Yani “Bozacının şahidi şıracı!”
             Fenerbahçe’nin dik duruşu, Türkiye'nin umududur. Yıldırım geçen hafta sonu "Tek suçumuz Atatürkçü olmaktır" diyerek tespiti netleştirmiştir. "Yeni Türkiye" dizayn edilirken, Siyaset-ordu-basın-yargı derken sıra spora gelmiş, ama tüm entrikalara rağmen "Son Kale" teslim alınamamıştır! İşte zaten bu nedenle başta Doğu Perinçek veya yazar Mehmet Kunt gibi Galatasaraylılar bile, bu süreçte koyu Fenerbahçeli gibi hissedebilmiştir kendilerini. Bu nedenle yurdun dört bir yanında başka taraftarlar arasında olan biteni nesnel olarak değerlendirenler, sarı-lacivertin bu tarihi direncine şapka çıkarmışlardır. İstanbul'un işgal yıllarından başlayarak Kurtuluş Savaşı’mızın şanlı destanına damgasını vuran kilit kurumlardan biri olan Fenerbahçe'ye yakışan da zaten budur. Yakın bir gelecekte, Fenerbahçe konusunda ciddi hatalara düşmüş olan bazı yöneticiler daha da mahcup olacaklardır. Yıldırım, şayet yeniden yargılanma talebi konusundaki yüzde yüz haklı itirazı  reddedilse de, sıfatı çalınsa da, artık bu tarihin içinde Fenerbahçe'nin ebedi Onursal Başkanı’dır.