Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

BİYONİK ADAM ADALET PEŞİNDE!

30.06.2017

Ben sporcu geçinirim. Yarı-profesyonel tenis oynadım ve bunun dışında 50 yıldır amatör futbol oynuyorum. Her iki sporu yapmaya devam ettiğim için nefes kotamı yüksek bulurum. Dün Kılıçdaroğlu'nun Adalet Yürüyüşü’ne sabahtan itibaren katılırken, bu maraton yürüme günlerinin inanılmaz yüksek hızlı, disiplinli ve ciddi ritmini kafamda canlandıramamıştım. Ben hayatı boyunca spor yapmış, 60 yaşında bir insanım. Kılıçdaroğlu 69 yaşında. Ama öyle bir yürüyor ki, onu ancak “biyonik adam” olarak algılayabiliyorsunuz! Lafı kıvırmadan hemen baklayı çıkartmak istiyorum: Kılıçdaroğlu’nun bu yürüyüşteki performansı, emin olun Türkiye değil, dünya çapında bir sporculuk başarısı, her şeyden önce... Buyurun gidin bunu profesyonel koşuculara, yürüyüşçülere sorun! İnanın bana onların da küçük dillerini yuttuklarını göreceksiniz! Normal yapıda ve o yaşta bir “insan”ın, hele hele profesyonel veya amatör bir sporcu kimliği sürdürmemişse, o performansı göstermesi emin olun mümkün değil! Kimse buna alışmasın, “Yürüyüş 15. Gününde” filan diye okuduğunuz haberleri öylesine okuyup geçmeyin! Alışmayın!
Yürüyüşe beraber katıldığım Orhan Alkaya’nın zaten ayağındaki rahatsızlık önceden vardı ama buna rağmen ciddi bir fedakarlıkla benimle İstanbul’dan geldi. Onun da öğleden sonra dönüş mecburiyeti ile 3. etabı bitiremeden döndük İstanbul’a. Yürüyüşe gün boyu girenler, çıkanlar hep var! Ama bir tek Kılıçdaroğlu, bana dün tekrarladığı kendi sözleriyle “her santimetrekaresini” yürüyor bu 430 kilometrenin! Ne arada 3 kilometre bir otobüse biniyor, ne de kimseler onu Saray meraklılarında olduğu gibi altın tahtta taşıyor! O, bu maratonun tek toptan atleti...

PARTİ %49’A RÜŞTÜNÜ İSPAT EDİYOR...
Böyle bir düşünceyi ortaya atmak ve fikri takibini getirmek, uygulamak -özür dilerim ama- her babayiğidin harcı değildir. Bu bir meydan okumadır. Hem topluma, hem rakiplerine, hem de insanın kendi kendisine yönelttiği bir meydan okuma... Bu toplum Kılıçdaroğlu’na bir teşekkür borçlu! Moral bozukluğunun referandum sonrası tavan yaptığı bu günlerde, yeniden inançla yollara düşen ve kendine güvenen ve çevresinde sinerji ve dayanışma duygusunu bizzat yaratan bir lider olarak, bir yıldız gibi parladı. Kemal Bey, öğle saatinde bir kaç saatlik istirahat hariç, beyne kanama geçirtebilecek bir havada dur durak tanımadan bu yürüyüşü sürdürüyor.  Emin olun ki açıkça ölüme de meydan okumaktır bu ve “köle gibi yaşamaktansa öleceksek ölelim” diyebilmiştir. İnsanların canlarından başka kaybedecek bir şeyleri kalmadığı zaman işte ortaya böyle süper fikirler çıkar. Ona bu olağanüstü gücü veren inançla birlikte gelen kararlılık. Halkın candan desteği ve oluşan dayanışma ruhu tabii ki bu büyük girişimi başlatan liderin samimiyetini kanıtlamasıyla ortaya çıkıyor. İnsanlar artık daha güler yüzlü ve umut dolu gözlerle bakıyorlar sürdürdükleri büyük mücadeleye... Parti ise çok daha dinamik ve önüne bir hedef koymuş olmanın farkını yaşıyor. Örgüt şu anda birliğini sağlamış ve kollarını-parmaklarını çok daha iyi hareket ettirebiliyor. Sanki bebeğin yürümeyi öğrenmesinin ardından, tam süratle koşacak bir genç geleceğinin habercisi bu maraton!

MAÇKA DEMOKRASİ PARKI’NDAKİ DİRENİŞ NİYE KALDIRILDI?
Parti’nin yaptığı tek bir önemli hata var gözümde: Maçka Demokrasi Parkı’nda süren direnç noktası yürüyüşe ve Maltepe’ye ağırlık verilsin, güçler bölünmesin gibi gerekçelerle geçen Pazar kaldırıldı. Bunu mantıksız buldum. Çünkü İstanbul, Kemal Bey’in yürüyüşüne günde 20 otobüs yollasa, 800 kişi eder. Halbuki İstanbul’da 20 milyon insan var! Keza Maçka’ya gelen Beyoğlu, Beşiktaş, Sarıyer, Şişli, Kağıthane’ye bağlı insanlar, hiçbir şekilde Kılıçdaroğlu’nun geleceği son gün, yani 9 Temmuz dışında, kalkıp her gün Maltepe’ye gidemezler. CHP, anlamsız şekilde o direnç noktasını kimseyi ikna edemeyen gerekçelerle durdurdu. Bunu İstanbul niye yaptı, ben çözemedim. Büyük Adalet Yürüyüşü’nün en önemli tamamlayıcı hareketi, AKM’nin kapatılmasına benzer bir boş kararla kaldırıldı. Bu kararı durdurmak için de, elimden geleni yaptım ama başaramadım. Bu hatayı da -bizi ikna edecek bir mantıklı iç bilgi vermezlerse- bu direnç döneminin nazar boncuğu olarak belleğimize yerleştirelim! İşin tuhaf tarafı, Parti’nin en önemli insanlarıyla beraber üzüldük!

PARTİ İÇİ MUHALEFET, HEDEF VE GÜNDEMİNİ DEĞİŞTİRMEYE MECBUR!
Kılıçdaroğlu öyle bir hamle yaptı ki parti içi muhalefetin bütün ezberleri bozuldu. Bunu ben söylüyorsam varın artık siz düşünün! Ben ki geçmişte ve daha yakın geçmişlerde Kılıçdaroğlu’na karşı o kadar ciddi eleştiriler getirip muhalefet etmiş bir üyeyim. Kılıçdaroğlu bu büyük yürüyüşü, Parti içi muhalefeti susturmak için yapmadı tabii ki ama onun adalet arayışıyla görülmemiş boyutlarda yola düşmesi, kendisine karşı odaklanan muhalefeti mecburen sınırlarına çekti, ve haklı da olsa birçok eleştirinin ve CHP gündeminin yapısını bozdu! Mesela hep Kemal Bey’e karşı adı geçen Muharrem İnce veya iki ay önce o meşhur çıkışını yapan Baykal, bu gün Genel Başkan’a karşı o adımları atamazlar, atmamalılar... Bu arada her ikisi doğal hakları ve talepleri olacak şekilde, CHP Genel Başkanı olmak isteyen Metin Feyzioğlu ve Ümit Kocasakal’ın farklı nedenlerle Adalet Yürüyüşü’ne mesafeli tavırları, çeşitli yorum ve spekülasyonlara neden oldu! Feyzioğlu’nun her partiye eşit mesafede olma tezi, herkesi ikna etmese de, bir anlam taşıyor. Kocasakal’ın ise, tam ne dediği de anlaşılamadı bu konuda... Bu konularda söyleyeceğim çok net: Bugüne kadar kendisini Parti’de muhalif olarak tanımlanmış olanlar dahil, aklı olan herkes -yalnız her CHP’li değil her demokrat insan- Kılıçdaroğlu’nun tarihi çıkışını elinden geldiği kadar desteklemelidir.         
Sonuçta şu anda Kılıçdaroğlu, Parti’nin nabzında rüştünü her zamankinden daha çok ispat etmiş bir lider konumuna geldi. Parti her zamankinden daha güçlü bir birlik yaşıyor. Ayrıca bu yoğun beraberlik ve dev yürüyüş korteji, kesinlikle tüm HAYIRcı kitlenin hem dikkatini, hem de samimi ilgisini çekiyor.

YOLDAN NOTLAR
Yazının başında anlattım, yürümeye başlar başlamaz önce Kılıçdaroğlu’nun emin adımları ve yüksek ritmi insanı şaşırtıyor. Sonra birden dudaklarımın kuruduğunu ve kelimeleri telaffuz edemediğimi görüyorum. Allah’tan yanımda bir şişe su var! Onu öyle büyük bir ekonomi ile içiyorum ki sormayın gitsin! Biraz Volkan Demirel’in penaltılar öncesi, her defasında gidip küçük şişeden bir yudum almasına benziyor! Organizasyon Komitesi ve milletvekillerinin yürüyüş kollarına sürekli bir düzen getirme çabası var. Halbuki öte yandan sanki yürüyüşü ciddi bir kaosa doğru çekmek isteyen başka odaklar da gördüm. Sonuç mu? Mesela yola beraber çıktığınız arkadaşlarınızı, o koşuşturmada hızla kaybediyorsunuz.
Sanki ortada hep gizli bir yarış var: Herkes Genel Başkan’a en yakın bölümde olmak için bir yarış halinde! Hem o gün gelip bu yolu beraber paylaşma onurunu yaşayan halktan insanlar hem de partinin kendi örgüt üyeleri! Bir yandan Parti’nin kendi görevlendirdiği üye korumalar ve aynı görevi yapan çevik kuvvet birliği dışında en belirgin kesim kırmızı tişörtlü milletvekilleri! Onları tanımayan biri, örgüte dün katılmış en mütevazi üye zanneder o kıyafetle! O kadar özverili bir çalışma yapıyorlar ki kadın erkek hep beraber sahada! Yani anlayacağınız, on binler için Genel Başkan’ın önde yürüdüğü konvoyun başında bir an olabilmek en önemli nokta: altılıyı bulmak gibi bir şey! Kemal Bey’de genellikle bir an katılıp yanında resim çektirip güzel bir çift söz söyleme merakı taşıyan bu insanlara karşı çok sempatik ve açık, her zamanki mütevaziliğinde...
Genel Başkan’ı önce ilk molada karavanında ziyaret ettim. Bu işin emeğini ortaya koyan ve esas yükünü çeken, bedelini fiilen ödeyen ayaklarını dinlendiriyordu. Her zamanki nezaketi ve mütevaziliğindeydi... Orhan Alkaya’nın yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen, gelebilmiş olduğunu duyunca hemen kendisini görmek istedi ve bu buluşmayı da sağladık. Küçük bir karavan arabasının içinde Kemal Bey, Genel Merkez’de gösterdiği yakınlığı ve dostluğu, o küçücük oturma koltukları üstünde de en zarif şekilde sürdürüyordu. Parti’nin genel protokol karavanları köşesinde, CHP örgütünün en değerli emekçileriyle su ve çay içtik, sohbet ettik, milletvekilleriyle fotoğraf çektirdik. Yürüyen on binlerce örgüt üyesi veya bağımsız yurttaş için ise, CHP’li belediyeler çok güzel hazırlıklar yapmışlardı: sular, sandviçler, meyve suları, çaylar... Onları da tebrik ettim.
4 Temmuz Salı günü, Kılıçdaroğlu’na bu sefer 40 kadar değişik dallardan sanatçı ve yazar götüreceğiz. Ama bu muhteşem yürüyüş girişimine kendi katkısını vermek isteyen her insanımızı izninizle uyarıyorum: Tabii rahat ayakkabılar giyin, yanınıza bol su, şapka ve bir de o enerjili çikolatalardan alın.
Bir de tabi sakın sloganımızı unutmayın, ana konu: ADALET! Hani Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın derhal ihtiyaçları olan adalet! Onların şu anda yaşadıkları korkunç günleri durdurmak, demokrasimizin namusu, yaşam suyu! Kılıçdaroğlu, başta olmak olmak üzere, tüm haksız yere tutuklu gazeteciler, arafta bekleyen akademisyenler, haksızlığa uğrayan sahiller, araba arkasında sürüklenen köpekler, ormanlar, zeytinlikler için yürüyor...
Kendi FETÖCÜ geçmişlerini unutturmak için, sağda solda uydurma sürrealist hikayelerle FETÖCÜ arayan, Ergenekon davasının “kes-yapıştır-kopyala” taktiklerini uygulayanlara karşı yürüyor.

Keşke CHP’li dostlarım, bu yürüyüşün yüklü bölümünü daha serin bir havada, ya sabah erken, ya da akşam üstü akşam saat 15.30 veya 16.00 gibi bir saatten itibaren yürüseler de, yılın en sıcak günlerini yaşayan Türkiye’de kimsenin baygınlığına veya Allah göstermesin kaybına sebep olmadan yaşanabilse...