Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

CHP, 3 AYLIK DEVRİMİ 15 YILA YAYARKEN...

31.03.2015

Pazar günü, tüm CHP’liler açısından, yapılanın adı “tüm üyelerle ön seçim”, yaşanan ise tam bir demokrasi şöleniydi. Beşiktaş İlkokulu’nda oy vermeye gittiğimde ancak kurultaylardan bildiğimiz o demokratik aday bolluğu ve elime tutuşturulan broşürler eşliğinde güzel bir açık demokratik yarış merkezine giriş yaptık. Ortaya çıkan sonuçlar iki gündür çokça konuşuluyor.. Ama daha önemlisi, tabii ki uygulanan yöntem!

Şimdi herkes CHP’de yaşanan bu büyük devrimden söz ediyor, methede ede bitiremiyor, demokrasinin örnek partisi diyor! Bunlar kesinlikle mutluluk verici. 7 Haziran seçimlerine de bu ön seçim yarışı kesinlikle itici bir güç olarak yansıyacaktır. Bir kere “benim hakkım yendi” diye küsen, istifa eden olmayacak. Kaybeden de özeleştiri yapıp çalışacak. Ama bir de işin iç yüzüne bakarsak, CHP, kendi büyük devrimini, 3 aya sığdırabilecekken, 15 yıla yayarak yapıyor! Hem de ülkenin kendisine en çok ihtiyacı olduğu şu karanlık tünelde! Neden mi? Herşey ortada:

2003’te 30. Olağan Kurultayı’nda Genel Başkanlığa aday olduğumda, Parti’nin nasıl büyük bir kabuk değişikliğine gitmesi gerektiğini her somut örneğiyle vurgulamıştım. Bunlar arasında başı çeken fikirler, tüm üyelerle ön seçim, gençlere ve kadınlara kontenjan, her üyeye online oy vermesini sağlayan ve tüm güncel bilgileri içeren akıllı kart, lafta kalmayan, işleyen bir gölge kabine, eski siyasilerden her il ve noktada danışma kurulları ve onca başka proje... O Kurultay’da bu “Demokratik Devrim” hareketimizi tam başarmak üzereyken “tehlike”nin (!) farkına varan statükocular, son dakika golü ile hukuksuz bir şekilde tüzüğün Genel Başkan seçimi ile ilgili bölümünü seçime bir kaç saat kala zorla değiştirip çöküşlerini engellemişlerdi.

Ardından 2010 yılında o mantık ve demokrasi vicdanı darbeyle kesintiye uğrayan projeyi bir “CHP DEMOKRATİK TÜZÜK” çalışmasına dönüştürdük. Temelini Yekta Güngör Özden’le beraber attığımız projeden o günlerde ilk Grup Başkan Vekili olan Kılıçdaroğlu’nu haberdar etmiştim. Yukarıda saydıklarım ve onlara eklenen nice parti içi demokrasiyi koruyan madde yer alıyordu o tüzükte. Sonra Kılıçdaroğlu Genel Başkan olunca, bari en azından o andan itibaren artık CHP’nin tam demokrasiye geçeceğini umduk. Ama o da maalesef sancılı ve beklenilenin aksine ağır bir süreç oldu. Tüm Kurultaylarda kürsüden anlattım: “Bırakın Beşiktaş’ı, Beşiktaşlılar seçsin, Kars’ı, Karslılar seçsin, Genel Merkez torpilleriyle bu iş yürümez”.

Şimdi aradan 12 yıl geçtikten sonra, CHP nihayet bu devrim projelerini kısmi de olsa uygulamaya koymaya başladı. Önce gençlere ve kadınlara  kontenjan ayırdı, şimdi de nihayet en azından kısmi olarak tüm adaylarla önseçim bu seçimlerden önce devreye sokuldu. Bunlar büyük adımlar. Uygulamayı çok beğenen sayın Deniz Baykal’dan “Umarım Türk siyasetine örnek olur” sözlerini duyunca çok sevindim. Eski Genel Başkan da yıllaaar sonra parti içi demokrasinin korkulacak değil, övünülecek bir faktör olduğunu açıklıyorsa, taşlar yerine oturuyor demektir!

Tabii daha atılacak adımlar var. Örneğin parti gençler ve kadınlar kotalarında samimiyse formül kesinlikle başka olmalı: En az 12 aday mı işaretlenecek? 4’ü kadın, 4’ü genç, 4’ü serbest isim olacak. Böylece dev pahalı kampanyalar yürütme şansı olmayan gençlerin önü biraz daha açılacak ve kotalar gerçekle örtüşebilecek, lafta kalmayacak. Bu şimdiden yeni dönemde gençlik ve kadın kollarının ev ödevi olsun!

Şimdi tabii gözler, bu açık yarışa katılmayarak, kendi kendilerini yeniden milletvekili “atayan” MYK üyelerine çevrildi. Umarız onlar da artık bu anlamsız ısrarı terkederler ve kontenjan sandalyelerine yapışıp kalmazlar. Bu ön seçimlerde yaşanan cenk alanından sonra çok rahatsız edici olarak göze batmıyor, göz çıkarıyor bu tavır!

Sonuçta CHP 2003’te 3 aya sığdırıp en seri şekilde yapabileceği içsel devrimini, sanki taksitlerle yıllara yayıyor... Hiç yoktan iyidir. Ama insan hayıflanmaktan alıkoyamıyor kendini... Bu satırları okuyan yüzlerce yönetici ve yüzbinlerce partili, neden bahsettiğimi çok iyi biliyorlar. Ve hep bir ağızdan, aynı şarkıyı söylüyoruz: “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler...