Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Bedri Baykam

YAZAR-SANATÇINIZIN NOT DEFTERİ

07.10.2014

Sizin için bayramın son günü. Yaşadığımız iğrenç gündemin dışında, yazarınızın gözüyle biraz dünyayı paylaşmak istedim. Benim için günlerden Pazar şu anda. Sizin salı günleri okuduğunuz yazıları ben genellikle pazar gündüz veya gece yazıp pazartesi sabah rötuşları yapıp, öğleden sonra gazeteye yolluyorum. Benim daha iki buçuk günlük bayram zamanım var şu anda. Siz ise bir yerlere gittiyseniz belki dönüş yolundasınız. Bu yazı öncelikle o işe yarasın: Lütfen arabayla dönüyorsanız dikkatli kullanın! Hiç kimsenin provokasyonuna gelmeyin!

İki gün Yalılavak'ta kaldık. La Maison'da. Keyifliydi. Dün gece 2 saat Atilla Demircioğlu ile beraber şarkı söyledik, arkadaş grubu arasında. Size bu yazıyı Gümüşlük sahilindeki Arriba restoranından yazıyorum. Yazın son günleri, hatta biten tatili de düşünürsek son saatleri, dev bir ziyafetten kedilere arta kalan kırıntılar gibi tatilcilerin önüne atılmış. Yalıkavak'ta değerli ressam arkadaşım Yusuf Taktak'la sergi açtık Mine Galeri'de, 16 Ekim'e kadar. Yusuf, resim dünyamızda 30 yıldır en yakın arkadaşlarımdan biri. Mine Galeri, günümüzün hızla mantar gibi batıp çıkan galerilerinden farklı olarak 30 yıldır dürüstçe sürdürür işini, meslek onurunu koruyarak...

Rüzgar ve havanın rengi, yazın artık gemisine binip bir dahaki yıla kadar basıp gittiğini net olarak haber veriyor.

Yusuf'la beraber, Gümüşlük'te Suat Akdemir'i ziyarete geldik. Bu çağda hala Van Gogh hayatı yaşayan bir sanatçı varsa, o Suat'tır. Bir tarlanın ortasındaki kulübesinin içinde yıllardır resimlerini yapıyor. Kimi zaman resimlerini doğaya bırakıp, çimen, kuş pislikleri, rüzgar, yağmur, herbirinin izlerini de kullanarak soyut resimlerini "doğuruyor". Televizyon izlemez, piyasa oyunlarına girmez, işini yapar, edebiyat veya tarih-felsefe okur, parası varsa Arjantin, Küba veya New York'a gider. Yoksa atölyesinde işine devam eder. Küba ve Türkiye'yi baştan aşağı sahillerinden bisikletle gezip, binlerce fotoğraf çekip, onlardan da soyut resimler üretmiştir. "Facebook event page" açmaya benzemez bu. Hadi buyrun bir deneyin bakalım. Beat kuşağına yakın bir dille kaleme aldığı yol anılarıyla beraber o fotoğraflar da yaptığı resimler de kitaplaştı bu yıl. Yolu açık olsun. Türk çağdaş soyut resminin en dikkat çeken isimlerinden biri.

Bu yazıyı 2 güne yayarak yazdığımı söylemiştim değil mi? Bazen tabii Pazartesi aniden bir olay olur. 1 saatte onu yazıp yetiştiririz. Siz ne diyorsunuz kardeşim? Bir de meşhur futbol yazıları durumum var. Spor servisi sorumlumuz sevgili Arif Kızılyalın, Fenerbahçe maçları bittikten 120 saniye sonra yazıyı iletmiş olmamı ister! Bazen bir dakika için üç dakika didişiriz telefonda. O nedenle 1 saat, oohooo, müthiş bir zaman!

Bu gece, -hani benim için hala pazar ya- eşim Sibel'le Ankara'ya uçuyorum. Şimdi sizin için salı ya, işte size göre şu anda Ankara'da John F. Kennedy cinayetinin 50. yılı hakkındaki sergimi asıyorum. Bu "zor" ve kapsamlı sergi İstanbul'dan sonra, yarından itibaren, 8 Ekim-1 Kasım arası Çankaya Belediyesi'nin Çağdaş Sanatlar Galerisi'nde görülebilecek. Şu anda (pazar), İstanbul’dan gelen ekibim Öykü, Erdal, Nuran ve Umut Kenedy Caddesi’nde işleri indiriyorlardır. 20 yıldır süren bir araştırmanın sonucu bu sergi. Ankara ve civar illerdeki sanatseverlerin ve tarih meraklılarının kesinlikle kaçırmamasını öneriyorum. Sergide ayrıca cinayetin tüm şifrelerini ve detaylarını çok uzuuunn videolarda anlatıyorum. 9 saat 45 dakika! Sıkılmayacağınızın da garantisini veririm! Bir de iki buçuk saatlik bir "gezdirme" videom var.

Hani benim için hala pazar ya? İşte sizin şu anda, salı günü okuduğunuz bu köşe yazısını yazdıktan sonra çook yavaş ilerleyen yeni kitaplarımdan birinin başına döneceğim. Atatürk'ün doğumu ve 20. yüzyıl başından bugüne kadar Türkiye'nin siyasi tarihini yazıyorum. Yakın tarihimizin kimi malum sahte profesörler tarafından dünyaya yalan dolanla, uydurma kısayollardan anlatılmasından bıktım. Ne zaman mı biter bu çalışma? Vallahi orasını Allah bilir. Yayınlanmış 24 kitabım olsa da, şu anda 4-5 kitap üstünde aynı anda çalışıyor olmam, işi ciddi olarak yokuşa sürüyor. Bir gün de belki sırf bu konuya parmak basarak sizinle dertleşirim. Uykuyu ortalama günde 4 saate indirmeme rağmen, o kadar farklı çalışmayı paralel yürütüyor olmam, işleri zorlaştırıyor. Çünkü zaman azaldıkça tünel daralıyor, işler birbiriyle rekabet içinde yarışıyor, bazen de cidden içim sıkışıyor.

Yazarlarınızı her gün, ya da her hafta, kimisini her ay izliyorsunuz da, onlar neler yaşıyorlar? Bence bazen diyaloglarla bunları da paylaşabilmeliyiz...