Trump çok bozulmuş, “Nasıl olur da Nobel Barış Ödülü bana verilmez?!” 

Ben yedi savaşı durdurdum, gidip hiçbir şeyi yapamamış birine verecekler o ödülü” deyip duruyordu. Sonunda ödülü Venezuelalı siyasetçi María Corina Machado aldı! Bu da tabii Beyaz Ev’in çıldırmasına yetti. Beyaz Ev’in sözcüsü Steven Cheung, “Nobel Komitesi barıştan çok siyaseti ön planda tuttuklarını kanıtlamıştır” dedi ve “O (Trump) insancıl bir yüreğe sahip ve bir daha asla onun gibi iradesiyle dağları yerinden oynatabilecek birisi gelmeyecek” cümlesiyle Trump’ın barış anlaşmaları yapmaya, savaşları sona erdirmeye ve hayatları kurtarmaya devam edeceğini belirtti. Halbuki pek de üzülmemeleri lazım. Çünkü Machado, Amerikan destekçisi ve Netanyahu’ya övgüler düzen bir “Nobelli” artık! Bu da Nobel’in kendi ayaklarına sıktığı kurşun oldu. Artık o barış ödülünün ya da Nobel Ödüllerinin, kaç kuruşluk değeri kaldığına siz karar verin! Ben kararımı verdim: Sıfır kuruş.  

 

Acaba liderlerin demeçlerini kontrol eden gerçek danışmanlar var mı… Aynı Trump iki gün sonra “İsrail’e silah verdik, onlar da çok iyi kullandılar” cümlesiyle tarihe geçti. Katliam yapan bir ülkeye desteğini bu kadar açıkça ilan edip 68.000 civarı cinayetin sorumluluğunu paylaştıktan sonra bir de üstüne Nobel Barış Ödülü isteyen başka bir insan dünya tarihinde olacak mı, çok merak ediyorum. Ama komedi bitmedi, 68.000 Filistinlinin katili, o mükemmel silahları kendisine vermekle övünen ülkeye, “Altın Güvercin” hediye etti! “Nobel’i alamadın ama üzülme, biz sana som altından güvercin veriyoruz!” Acaba Hitler’in vereceği mesela bir som “Altın Kartal” mı daha değerli olurdu? Bu dev milyarlarca dolarlık çıkar ağlarının pimini çeken insanın, bari bir nebzecik mütevazı kalması lazımdı.  

 

Dünyamız bu spekülasyonları yaparken, iki gün önce kulağımız yine şu haberle çınladı: “İsrail Ordusu ateşkesi ihlal etti, yine saldırdı ve altı Gazzeli öldü”. Aynı İsrail ordusu ateşkes imzalandıktan 24 saat sonra yürürlüğe girmesini istemiş ve arada yine bombaları, kurşunları etrafa saçıp ölüm dağıtmıştı. Ayrıca dün her gün Gazze’ye girmesi gereken 600 kamyon yardım ve yiyecek sayısını birden 300’e düşürüverdiler! Şaşırdık mı? 

Bombaların şimdilik durmuş olması, gerçekten Filistin halkı nezdinde çok büyük bir kazanım, ama acaba bu satırları okuyan kaç kişi, İsrail’in bu barış anlaşmasına uyacağına ve bunun “kalıcı” bir adım olduğuna inanıyor? Oslo’da 90’ların ilk yarısındaki anlaşma çabaları, 2000’de Camp David’de Clinton ve İsrail Başbakanı Barak ve Filistin lideri Arafat arasında bir türlü bağlanamayan anlaşmalar, 2001’de Mısır’ın Tabak kentinde bütün çabalara rağmen yine ulaşılamayan o kesin barış, 2007’de Maryland Annapolis’te, George Bush döneminde Mahmud Abbas ve İsrailli Olmert ile süren buluşmalarda çaresizce tekrarlanan aynı sıkıntılı sonuçlar, her biri sanki ortada lanetli bir şekilde birbirine ulaşamayan gerçek el sıkışmalarını hatırlattı…  

 

Şimdilik ortada gezen barış anlaşması havasına kapitalist savaş mekanizmaları nasıl bir hayal kırıklığıyla lanet okuyarak bakıyorlardır, kim bilir. Daha düne kadar Gazze sahil şeridinden bir Miami üretmeyi kafasına koymuş Amerika-İsrail konsorsiyumunun içinde kimilerinin, ateşkesten vazgeçilmesi için neler yapılabileceklerini varın siz düşünün! Aslında Trump’ın Gazze’de dev projeleri aynen sürüyor: Riviera ve suni adalar, liman, havaalanı, sıkı durun “Jeff Bezos veri merkezleri”, “Elon Musk Sanayi Sitesi”, akıllı şehirler… Eğer hala hayattaysa, çocuğuna süt bulamayan Filistinli ailelerin bu ortamın ekonomik koşullarına dayanamayacakları ve doğal bir şekilde farklı sosyo-ekonomik dokulara, bölgelere hatta ülkelere göç edeceklerini düşünmek gerçeklere çok uzak düşmez! Yani bölgenin Filistinlerden arınmasını belki de bu şekilde yapısal ve ekonomik zorlamayla daha yavaş da olsa gerçekleşecek bir senaryoya dönüştürmek istiyorlar. Kimisi gönüllü göçmen olacak kimisi ucuz işçiliğe zorlanacak. ABD, bu yeni yapılanma içinde her savaş bittiğinde şelale gibi gözyaşları döken silah tüccarlarını da tatmin edecek bir uzantı düşündü mü, onu da yaşayarak görürüz artık!  

 

İMAMOĞLU, YAVAŞ VE SAHNELENEN YENİ ORTA OYUNU

Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nda kelimenin tüm iyi anlamlarıyla şeytan tüyü var! 209 gündür Silivri’de yeni arkadaşlıklar edindiğine ve gardiyanları da diğer tutukluları da çok özel kişiliğiyle etkilediğine eminim. Şu anda kendisi bir seçime girse, açık ara yeni Cumhurbaşkanı olur! 

 

Ama Erdoğan, 2028 seçimlerinde, kendisine karşı kazanma ihtimali olan hiç kimseyi karşısında görmek istemiyor, bunu anladık. Bugünlerde sanki Ankara’da Mansur Yavaş’ın başına çorap örmek isteyen açık bir hareketlenme var. Konu bütçeler veya yolsuzluk takipleri olsaydı, Melih Gökçek’in toplamda sekiz yüz milyon dolara mal olduğu söylenen “dinozor park” hakkında soruşturmalar açılır, Yavaş’ın kendisinden önceki dönem hakkında yaptığı suç duyurularını dinleyen, en azından bir “ilgilenirmiş gibi yapan” bir kişi olurdu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 4 gün önce “Mansur Yavaş hakkında soruşturma başlatılabilmesi için” İçişleri Bakanlığı’ndan izin talebinde bulunuyor! Aklımıza takılan soru şu: İstanbul’da tutuklanan belediye başkanları konusunda böyle bir İçişleri Bakanlığı’ndan izin prosedürü uygulandı mı? Uygulandıysa niye duymadık, uygulanmadıysa farkı ne? Acaba soruşturmanın kapsama alanı farkı var da o yüzden mi?  

 

CHP’nin 24 Ekim’deki dava için tetikte kalması lazım. Yargıda oluşan son olumlu havalara kanarak rehavete düşmemesi ve umutlarını kendisine bağlayan Türk halkının yaklaşmakta olan iktidarın heyecanının yüreğinde yükselişine saygı duyarak kendisine düşen her görevi en dikkatli ve zeki hamlelerle, Atatürk’ün partisine yaraşır şekilde yapması lazım. 

 

Gündemin diğer maddesi meşhur “bahtsız komisyon”. Düşünün ki, Pervin Buldan muhalif basını hedef gösterip “Yargı elinizde, bunları ortadan kaldırmak göreviniz” çağrısı yaparak, Apo’ya karşı pozisyon alabilen yayınları durdurmalarını talep edebiliyor! Yani anlayacağınız, “Pes” dedirtmeye devam ediyorlar! Hangi komisyondan söz ediyoruz? Türkiye’de demokrasinin neredeyse fiilen ortadan kalkmış olduğu bir ortamda, sözde demokrasi, barış ve kardeşliği getirmek üzere toplanan komisyondan! Demokrasinin oksijen vanalarının her gün daha da sıkıldığı bir ortamda, bu komisyon iktidar hakkında “iyi bir şey yapıyorlar” havası vermekten öteye geçemiyor, güneydoğu konusunda ülkedeki huzursuzluk azalacağına artıyor… Benden CHP’ye hatırlatması… 

Yazı Tarihi: 16.10.2025
Paylaş
Benzer Yazılar
16 Nisan 2026
Görüntülenme:

09 Nisan 2026
Görüntülenme:

02 Nisan 2026
Görüntülenme:

Videolar
Alt
Beltaş Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Beşiktaş Belediyesi ev sahipliğinde çocukların eğitimine destek olmak amacıyla Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde 'Anadolu'da Bir Kızım Var' adlı bağış sergisi düzenlendi. Sergide elde edilen gelir, depremzede çocukların eğitimine katkı sağlayacak. Beşiktaş'ta çocukların eğitim giderlerini karşılamak amacıyla bağış sergisi düzenleniyor. Beltaş Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından gerçekleştirilen bağış sergisinde birçok sanatçının eseri sergilenerek çocukların burs ve uzaktan eğitim ekipman ihtiyacı giderilecek. Beşiktaş Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen sergi 21 Mart - 15 Nisan'da Beltaş Vakfı, Devrim Erbil Vakfı, Upsd, IMOGA, (İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi) Piramid Sanat kurumları ve birçok sanatçı ile ortak yürütülüyor. Serginin gelirleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin 'Anadolu'da Bir Kızım Var' projesinin izinli hesabına aktarılacak. Sergideki eserlerin yer aldığı PDF dosyasına ulaşmak için bedri.baykam@gmail.com üzerinden iletişime geçebilirsiniz.