Cumhurbaşkanı’nın 2. Yeditepe Bienali’nin açılışında yaptığı konuşma, sanat çevrelerinde ağır bir şaşkınlık yarattı: “Özellikle medya mecraları üzerinden tüm dünyaya adeta boca edilen batı menşeli kültür sanat eserlerinin içine özenle yerleştirilen ve insanın esfeli safilin tarafını öne çıkaran mesajların elbette bir amacı var. Bu amacın masum ve hayırlı olmadığı da açıktır. Her türlü sapkınlığı, ahlaksızlığı, marjinalliği sanat adı altında normalleştirme, hayatımızın tabi bir parçası haline getirme gayesi taşıyan bu sinsi saldırıya karşı kendi imkanlarımızı daha güçlü şekilde devreye almamız şarttır.”

Lütfen konuşma metninin tamamını okuyun. Devletin neredeyse 70 yıldır hiçbir katkı vermediği modern ve çağdaş sanat alanı hakkında, Cumhurbaşkanı’nın önyargılı ve suçlayıcı bir üslupla konuşması bu ülkede sanatla uğraşan herkes adına bir ciddi hayal kırıklığı. AKP, sanata katkı yapmadığı gibi, tersine hep negatif enerji yaydı. 40 yıldır var olan AKM’yi önce yıktılar, 13 yıl sonra da bunu görkemli bir “sanat katkısı” gibi sunarak tekrar açtılar!

Sanatı, sadece kendi coğrafyanızda ve geçmiş kültürel birikiminizde arayamazsınız. Çağımızda sanat, yerleşik kalıpların dışına çıkarak, sınırlar ötesi düşünme özgürlüğü ve çeşitliliğiyle beslenir. Erdoğan, “‘Sanat, Allah’ı aramakmış meğer’ der üstat” cümlesi dışında, birçok dini referans vermeye devam ederek “Allah güzeldir, güzel olanı sever” dedi. Ardından da Süleymaniye veya Sultanahmet Camii’yi örnek olarak gösterebiliyor; “estetiğin ahlakla bütünleştirilmiş biçimleri ile ortaya konan” eserlerden söz ediyor… Bu arada Erdoğan diğer medeniyetlerin sanat birikimlerine de sanki ancak “hoşgörü ile tahammül eder” bir üslupta değinmeyi tercih ediyor.

Sanat tarihine veya özellikle son 200 yıla baktığımızda, sürekli olarak diğer kültürlerden esinlenen, etkilenen ve evrensel yenilikçi çıkışları yeryüzü kültürünün tamamının harmanlanmasından ortaya çıkarmaktan çekinmeyen yaratıcı bir tavrın dünya egemenliğini görüyoruz.

Sanatçılar özgür beyinlerdir. Zincirleri, kalıpları kırarak yeni görme ve algılama biçimlerini, yerleşik düzenle göğüs göğüse mücadele ederek sürekli devrim ile yürüme peşindedirler. Picasso, Batı, Afrika ve Mısır sanatı ve çok daha farklı kültürlerin bileşkesinden Kübizm’i (Braque ile beraber) ortaya çıkarmıştır. Hatta Kübizm, yapılan yıkımların bir toplamı olarak da tanımlanır. Halbuki dini değerler ve duygular yıkılmak üzere kurulmamıştır. Din bir inançtır, kimse dine şüphe ile yaklaşarak dindar olamaz veya dini dogmaları yıkmaya çalışarak din alanında çalışamaz. Sanat ortamı ile din bu açıdan tamamen farklı ve çelişkili zeminler üzerine otururlar.

Japon sanatçı Hokusai, 18. yüzyılda ürettiği işlerle İzlenimcilik’ten Pop sanata kadar birçok batılı akım ve sanatçıyı etkilemiştir. Amerikalı sanatçı Jackson Pollock, 70 yıl önce, Amerika kıtasının bütün sanatsal normlarını altüst ederek Uzakdoğu sanatından da esinlenerek daha sonra yeni Amerikan sanatı olarak dünyayı etkisi altına alan Soyut Dışavurumculuk’un en özgün işlerini üretmiştir. Devrimci sanatçı, bir bilim insanı kadar şüpheci, sorgulayıcı ve disiplinli çalışmasının yanı sıra iflah olmaz bir yaramazdır. Hiçbir yerleşik sanat normunu tanımadığı gibi adeta kendi anayasasını oluşturur.

ENES KARA DRAMI VE GENCECİK BEYİNLER

Dinin, siyaset dahil tüm alanlarda egemen olmasını isteyenler gençlerin beyinlerini ve yaşamlarını en başından kontrol altında tutmaya çalışır. Tarihte örneği görüldüğü gibi baskıcı politika izleyen rejimler, özgür sanattan ve yaratıcı beyinlerinden hep nefret etmişlerdir. FETÖ’nün okullarında da, gencecik beyinler dar kalıplara sokulup şekillenir ve bunun dışındaki dünyanın yanlışlar, günahlar ve felaketler getireceği kendilerine aşılanır. Gerek dini kullanan terör örgütleri gerek kimi tarikatlar, beynini yıkadıkları gençleri din adına ölür ve öldürür kıvama taşırlar. İki gündür Enes Kara için kan ağlıyoruz. Onun dramı daha bile iç acıtıcı. Çünkü nereye sürüklendiğini görüyor ve durduramıyor. Ne yazık ki bu şekilde gençliği ve adeta beyni elinden alınarak bir dini tarikata ipotek edilen tıp öğrencisi Kara, ölümünden önce çektiği 10 dakikalık videoda yaşama sevincinin nasıl kaybettirildiğini, tarikat yurdunda baskılar, zoraki namazlar ve din okumalarıyla nasıl ders bile çalışamayacak noktaya itildiğini, dine olan inancını kaybettiğini, motivasyonunun yok olduğunu anlattıktan sonra kendini yedinci kattan atarak intihar ediyor. Henüz 19 yaşında, yakışıklı, genç ve cıvıl cıvıl olması gereken, özgürce yaşaması gereken bir can böyle korkunç şekilde yok oluyor. Belki bıraksalar mühendis olacak; doktorluğu da sevmiyor ama yaşamı elinden emirlerle alınmış bir kere…

Bu sene Bodrum’da Diyanet’in 4-6 yaş arası çocuklara Kuran kursu açtığını gösteren bir tabela görmüştüm, inanamamıştım. Siz daha oyuncak tutmayı bile bilmeyen bir beyni ağır dini yükümlülükler, yasaklar, günahlar, cehennemler, melekler dünyasına çektiğinizde o çocuğun kafasına artık özgür bir şekilde bilim veya sanatın, sorgulamanın girmesi mümkün olmaz. Yanlış anlamayın, isteyen gençliğinde kendi seçimi ile Kuran kursuna, İmam Hatip Lisesi’ne gider veya İlahiyat fakültesi bitirir veya din alimi olur. Kimsenin buna itirazı olamaz. Ama çocukları en küçük yaşlarından itibaren tarikatlara ve dini baskılara terk edersiniz, maalesef yaratıcılıktan, sanattan, bilimden korkan ve kendi içindeki çelişkilerle uçurumun kenarında gezinen gençlere ulaşırsınız. Kılıçdaroğlu, dindar seçmeni korkutmamak için Özgür Özel’e sözlerini daha dikkatli seçmesi için hatırlatmalar yapabilir. Ama bu konunun içeriği çok ağır bedeller taşıyan acı gerçeklerle doludur. Türkiye acilen çocuklarını, gençlerini tarikatların oyuncağı olmaktan kurtarmalıdır. Yeni Enes Kara vakalarını önceden engellememiz şart…

Yazı Tarihi: 13.01.2022
Paylaş
Seriler
Benzer Yazılar
19 Mayıs 2022
Görüntülenme:

12 Mayıs 2022
Görüntülenme:

05 Mayıs 2022
Görüntülenme:

Videolar
Alt
Aslı Öymen ile Afiş, Türkiye'de güncel sanat dendiğinde akla gelen ilk isimlerden Bedri Baykam'ı ağırladı. Aslı Öymen, Bedri Bay