Ergenlik yıllarımla beraber, ben de “aşkı” ve “aşk acısını”, doğal olarak tatmaya alışan gençlerden biriydim. Türkiye’de romantizmin sesleri arasında başı çeken isimler vardı; Timur Selçuk, Fikret Kızılok ve İlhan İrem... Artık hiçbiri aramızda değil… Ama şarkıları sonsuza dek yaşayacağı gibi, onları da yaşatacak! Bunlar sırf öylesine söylenmiş cümleler değil. En ölümsüz sanatların başında müzik geliyor. Keza Barış Manço, Cem Karaca ya da onların atalarından büyük halk ozanı Aşık Veysel, nasıl ölebilirler ki? Ya da Edip Akbayram, Zülfü Livaneli, Nejat Yavaşoğulları… Tanrı herbirine uzun ömür versin. İnanın ben onlar yaşarken de değerlerini biliyorum… Aynen Ataol Behramoğlu, Genco Erkal veya Orhan Aydın gibi…  Sizlere de aynı farkındalığı öneririm.

Geçtiğimiz Cumartesi sevgili İlhan İrem’i tüm sevenleri ve ailesi ile beraber Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verdik. Artık Abidin Dino’ya, Attila İlhan’a, Onat Kutlar’a, Edip Cansever’e, Yıldız Kenter’e, Demirtaş Ceyhun’a, Bedia Muvahhit’e ve daha nice ebedi dostumuz olan sanatçı ve yazara komşu oldu.

İlhan'ı, yaz ortası itibariyle İstanbul’un daha boş olduğu şu zamanlarda, nispeten mütevazı bir kalabalıkla uğurladık. Yoksa zaten İlhan İrem 7’den 70’e herkesin büyük saygı duyduğu, son derece yaratıcı ve önemli bir insandı. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki törende naaşı platformdaki yerini alınca adeta hiçbir zaman dinmeyecek alkışlarla sonsuzluğa uğurlandı, o çok sevdiği sahnesinden. Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra, Ali Kocatepe başta olmak üzere yakın müzisyen dostları güzel konuşmalar yaptılar. Saat zorunluluklarına girmeden varılan Bebek Camii’nde imam insanları rahatlatıcı sözler sarf etti. Aynen ardından Aşiyan Mezarlığı’nda sevgili dostumuzu toprağa vermeden önce olduğu gibi…

Pek çoğumuzun yaşadığı asrın sorunu, İlhan ve benim aramda da vardı. Birbirimizi çok sever ama istediğimiz kadar sık görüşemezdik. Sanatçılar Girişimi imzaları için yapılan görüşmeler, toplantılar, bazen sergiler ve konserler bir araya geldiğimiz fırsatlardı. Bunun dışında telefon sohbetlerimizle bu açıkları kapatmaya çalışırdık.

1970’lerin ortalarına gelirken, aşk veya acısının popüler müziğimizdeki temsilcisi İlhan İrem’di. O yıllardaki en yakın tenisçi arkadaşlarım arasındaki genç çiftler onun şarkılarıyla âşık olur, onun şarkılarıyla ayrılık yaşar, ardından yine onun şarkılarıyla yaşamda teselli ararlardı. İşte böylesine bir kuşatmaydı İlhan’ın uyguladığı… Güler misin ağlar mısın? Seçmene gerek yoktu, çünkü güldüren de ağlatan da gözyaşını silen de nasıl olsa aynı genç arkadaşımızdı. Geçen hafta onlardan ikisine, Yasemin ve Sedat’a şöyle dedim: “Bence İlhan o şarkıyı o günlerde ikiniz için yazmıştı”. Hangi şarkıyı diyeceksiniz… Emin olun fark etmez... İster “Yazık Oldu Yarınlara” ister “Haydi Sil Gözlerini” ister “Olanlar Olmuş” ister “Anlasana”, ne fark eder ki? Yüzbinlerce genç o şarkılarda kendini buldu veya o çarpıcı söz selinin ortasında kaybolmayı tercih etti…

İnanın, yeni kuşak İlhan İrem’i belki henüz yeni keşfetti. Kimse alınmasın ama 60’lar, 70’ler, 80’ler ve hatta 90’lar başlarında yapılan müzik, son çeyrek asırda üretilenlerin yanında bana çok daha kalıcı geliyor.                                  

 

MİSTİSİZMİ, ÖDÜNSÜZ ATATÜRKÇÜ VE CUMHURİYETÇI KİMLİĞİ

İlhan İrem, Mevlana ve tasavvuf felsefesindeki hümanizmle beslenmiş; Tanrı’yı içimizde aramanın evrenle bütünleşebilmenin esas yolu olduğuna ve tüm dinlerin özünün, böyle bir anlayış ile ele alınması gerektiğine inanan, barışçıl bir yaklaşımın savunucusuydu. Örneğin “Pencere-Köprü ve Ötesi” ile somutlaşan saykodelik (psychedelic) rock türünün de bu düşüncelerle nasıl bir ruh ve gönül birliği kurabildiği ortada. “Işık ve Sevgiyle” sloganı ile aslında yaşam felsefesini özetleyen sanatçı, pratikte de yaşamına yansıttığı mistik yönüyle, aşk ve daha güzel bir evren için attığı barışçı adımları içinde eritti, pekiştirdi. Manevi yönden beslendiği dini, hiçbir zaman gösteriş aracı olarak kullanmaya tenezzül etmediği gibi, bağnazlığın uzağından bile geçmeyen bir arınmışlıkla yaşadığı bu inancı, içsel bir gelişim ve insanlarla bütünleşme yöntemi olarak gördü.

İşte burada, İlhan İrem’in en önemli farkına geliyoruz. Bu bölümde size hatırlattığım onun evrensel sevgi ve kardeşlik üzerine olan düşüncelerine bakıp sakın sanmayın ki “hepimiz eşitiz, herkes iyi, herkes güzel” şeklinde saf bir bakış açısı taşıdı… Tersine, en önemli aydın çıkışlarına sürekli en cesur şekilde kıvırmadan imza atan, daima yanı başımızda, aramızda, kalbimizde, beynimizde dayanışma hatlarımızı sağlamlaştıran bir gerçek aydın olarak durdu yanımızda… Maalesef merkez solun bir kısmı dahil, herkes FETÖ çetesinin elebaşı karşısında el pençe divan dururken, “Sevgili Fetuş, seni çok özledik, neredesin? (…) Ele geçen talihsiz video kaset dışında, ne hinoğluhin sindir sen! Devlete çöreklediğin bunca kadrolarla, bütün suçlamalardan tereyağından kıl çeker gibi sıyrılırsın!..  Alt tarafı DGM’de vereceğin bir ifade, niye korkuyorsun? (…) Sen ne yüce insansın Fetuş!..” şeklinde bazı cümlelerini size hatırlatacağım bu mektup, tarihe damga vurmuş bir aydının onur belgesidir.

Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2018 yılında Rize’de söylediği “Biz hepimiz aynı gemideyiz” cümlesine karşı sosyal medyadan “Biz ışıl ışıl Cumhuriyet Gemisindeyiz. Kaptanımız bütün insanları kamplaştırmadan, ötekileştirmeden aynı sıcaklıkla kucaklayan ve halkına asla yalan söylemeyen Mustafa Kemal Atatürk'tür. Sizinle #AynıGemideDeğiliz” dediği gibi…

 

Tabi bir de sosyal medyadan paylaştığı şöyle bir yazısı var İlhan İrem’in, Erdoğan’a yönelik, hatırlayacaksınız:

Ne bağırıyorsun? Ne bağırıyorsun? N’oluyor?

Sabah akşam evimizin içinde senin bağırtılarını duymak zorunda mıyız?

Ne istiyorsun?

Derdin ne?

Atatürk’ü aldın, ışığı aldın, sevgiyi aldın, vicdanı aldın…

Duyarlılığı, estetiği, bilimi, sanatı, gülüşleri…

En başta özgürlüğü aldın.

Yetmedi…

Dağları, denizleri, ormanları, madenleri…

Kuzeyi, güneyi, doğuyu…

Her yeri…

Her şeyi aldın.

Hayatlarımızı, mutluluğumuzu, geleceğe dair umutlarımızı…

Adaleti, haklarımızı, parklarımızı, meydanları, sokakları, şehirleri, gençleri, kadınları, çocuklarımızı…

Öğrencileri, öğretmenleri, emekçileri…”

 

Bunun gibi daha nice önemli tepkilerini arşive dönüp yeniden okuyabilirsiniz. İnandıklarından taviz vermeyen, kimseden lafını esirgemeyen, vicdanı, siyasi düşünceleri ve mantığı doğrultusunda beynini toplum adına korkmadan konuşturan bir düşüncenin insanı o!

İlhan İrem’i, sevgi ve ışığıyla anlamaya çalıştı bu ülke… Sonra sevgi ve ışıkla uğurladı… Artık zaman ileriye doğru aktıkça bu büyük müzisyen ve ozanın yol gösterici, bütünleştirici, aydınlanmacı felsefesiyle giderek daha çok tanışacak, daha derin bir düşünce ve sevgi ile gelecek kuşaklar ona bağlanacak.   

Yazı Tarihi: 04.08.2022
Paylaş
Benzer Yazılar
Videolar
Alt
Bedri Baykam | Bir Haremim Olsun İsterdim / I Wish I had a Harem @Berlin