Değerli okurlarım, lütfen Silivri’de süregelen Ekrem İmamoğlu davasını yalnızca gazete sütunlarından okumayın! Tabii ki Cumhuriyet veya Sözcü gibi muhalif gazetelerimiz bu davayı sayfalara sığacak kadar sürekli gündeme getirdiler. Aynen aylardır İBB davalarını verdikleri gibi! Ama ben başka bir derinlikten bahsediyorum. İBB savunmalarında da İmamoğlu’nu bizzat izlemiştim. Ama kendisine yönelik binlerce sayfalık iddianameye yanıt verdiği, 4 günlük savunmasının bir kısmını da yerinde canlı izlemek ve ardından tamamını ekremimamoglu.com sitesinden okumak benim için büyük bir entelektüel beyin ziyafetiydi. Yüzlerce sayfayı notlar alarak inceledim. Hepsinin ana fikirlerini ve ruhunu size tabii ki bir veya iki makalede yansıtamam. Ama size bir garanti veriyorum. Yerinde dinleyemediğiniz o savunmayı, lütfen baştan aşağı okuyun. Pişman olmayacağınız gibi, şayet bu düşünceyi aklınıza yerleştiren ben olduysam, bana teşekkür edeceksiniz. 

 

19 Mart 2025’te İmamoğlu, sahur vaktinin hemen ardından evinden götürüldükten sonra, size neler anlatıldığını hatırlıyorsunuz, değil mi? “Kimse onu savunamayacak. Bunu yapanlar sokağa çıkamayacak. Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar” gibisinden, en iddialı ve en ağır cümleler üzerimize aktı.

 

Daha önce FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz davalarında gördüğümüz sıkıştırma ve aşağılama çabaları katlanarak troller aracılığıyla ortaya saçıldı ve adeta hesaplanmış suç unsurları gibi etrafta uçuşmaya başladı. İmamoğlu ve o günlerin CHP’sinin siyasi zaafa uğramasından çıkarı olacak herkes bu ağır cümlelere inandılar ya da inanmış gibi göründüler. Hatta o günlerde naklen yayın konusu gündeme geldiğinde, bu tipolojiler İmamoğlu’nun buna hiçbir zaman cesaret edemeyeceğini vurgulayarak, yandaş kanalların bunu afiyetle yayınlayacağına kendilerini inandırdılar! O günlerde o “açık” oturumlarda konuşulanları hatırladığımda, şimdi onlar adına benim yüzüm kızaracak gibi oluyor! Neler dediler, neler!

 

Sonra ne oldu? İmamoğlu ve Özgür Özel naklen yayını ısrarla isteyen taraf olduktan sonra, önce bunu blöf sandılar; çünkü savunmanın güdük ve anlamsız kalacağına çok inanıyorlardı! Ardından ısrarlı restlerin hem İmamoğlu hem de Özel’den geldiğini görünce afalladılar, yavaş yavaş sessizleştiler. Hatta bir ara Devlet Bahçeli önce “yayınlansın” deyiverdi ve hemen ardından Erdoğan da bu düşünceyi destekler gibi göründü… Ama sonra tabii günler, haftalar ilerleyip İmamoğlu’nun halka yansıyan kritik cümleleri ortaya çıktıkça, “yayınlayalımcılar”ın sesi hızla kısıldı ve söndü gitti. 

 

Silivri’de İmamoğlu’nu her izlediğimde, zaten konulara olan hakimiyetine, nüktedanlığına ve ekibine bir bütün olarak sahip çıkışına hayran kalmıştım. Ancak savunması bizlere tarihteki diğer evrensel unutulmaz savunmaları hatırlatan derin izler bıraktı. Eski duruşma salonunda, uzaktan da olsa İmamoğlu bizleri, sevenlerini görebiliyor ve onlarla selamlaşıp adeta kucaklaşabiliyordu. Yeni salonda ise maalesef yakınlarını, sevenlerini uzaktan, herhalde bir sevgi bulutu olarak hissetmeye çalışıyor; ancak avukatlarından salonda kimlerin olduğunu öğrenip mutlu oluyor…

19 Mart 2025’ten beri İmamoğlu’nun gösterdiği mert, korkusuz, dik duruş giderek insanları doğrudan etkileyen büyük bir güce dönüştü. O özgüvenli tarihi sunumu onun ağzından dinlerken ya da okurken objektif bir beynin etkilenmemesi mümkün değil! Kim bilir kaç yalnız ve uykusuz gecede, kafasında bu sunumu kendi sesini dinleyerek yaptı; belki 12 metrekarede yürüyerek, kimi zaman notlarına bakarak, kimi zaman spontane fikirler ve tümceler geliştirerek bu provalara imza attı. Siyasetin içinden gelen ve tarihe hâkim insanların bu dediklerimden gün kadar emin olduklarını bilin!

 

İmamoğlu’nun çocuklarla, gençlerle, teyzelerle, yaşlı dedelerle nasıl bir empati hattı kurabildiğini herhalde görmüşsünüzdür! Savunması boyunca, evine et götüremeyen memuru da, süt içemeyen bebeği de, gelecek kaygısıyla ruhu kararmış genci de bizlere yüreğimizde hissettirdi. Şahsen tanımaktan mutluluk duyduğum değerli ailesini, eşi Dilek Hanım’ı, oğlu Selim’i, çocuklarını, Silivri’de tanıştığım annesini ve babasını gerçekten çok seviyor ve gücünü onlardan alıyor. Ayrıca gerek kendisi gerek eşi, ADA’ya sonsuz bir önem verdiler; kendi aile içi dayanışmalarının bir parçası saydılar: “Tarihi bir mücadele hattı kurdular: Aile Dayanışma Ağı. ADA diye tariflediler. Orada o umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var… Gerçekten ADA’ya ve onlara özenli bir yoldaşlık yapan kıymetli eşime ve onun yol arkadaşlarına çok teşekkür ediyorum. Dilek’çiğim, seninle gurur duyuyorum. Bir tanesin sen. İyi ki varsın ve bu ailenin yanındasın.”  İmamoğlu ailesinin dayanışması ve bağlılığı gerçekten çok etkileyici ve örnek bir aile birliği…

 

Peki bu unutulmaz sayfalarda başka neler var? Her şeyden önce kendinden ve ağzından çıkan her sözden emin bir insanın gururu var. Tarihi analizlerini yaparken, bir yandan edebi bir dili ve hayata bakış felsefesini unutmayan, belagati son derece güçlü bir ruh var. Demokrasinin son derece içerikli ve en derin anlatımını yapan bir usta var. Hem de bu dediklerimi büyük bir irade ve limitsiz cesaret sergileyerek gerçekleştiren bir siyasi figür!

 

İmamoğlu’nu Silivri’de dinlerken kendime en çok tekrarladığım düşünceyi, yan yana oturduğum duayen gazeteci Uğur Dündar ve genç ancak tecrübeli gazeteci Burcu Uğur’a da tekrarladım: “İşte bu nedenlerle bu savunma naklen yayınlanamazdı! Çünkü İmamoğlu’nun da dediği gibi, 87 milyon insan canlı izleseydi bu dava ilk hafta biterdi”. Eminim Bahçeli de bu son dört savunma duruşmasından birini izleseydi, bu düşüncelere çok yaklaşırdı. Çünkü bu sesin etki alanına girmemek imkânsız.

 

Silivri’de öğle arasında, Yeni Parti’nin Genel Başkanı Özgür Özel ve İYİ Parti’nin Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu gibi değerli siyasetçiler, İmamoğlu’nun sevgili annesi Havva Hanım ve babası Hasan Bey, eşi Dilek Hanım, oğlu Selim ve kıymetli Uğur Dündar ile bir sohbet yapma imkânımız oldu. Herkesin ortak kanaati, İmamoğlu’nun savunma performansının beklenenin çok üstünde olmasıydı.  

 

Size bu metinde “İmamoğlu kürsüsünün” yalnızca ön sunumunu yapabildim. Ama ez cümle, lütfen şunu bilin ki ortada iktidar yanlılarını ve önyargılıları derinden üzecek bir durum var: İmamoğlu, bu Silivri duruşma seanslarından kimilerinin başta müstehzi tavırlarla umdukları sıkışmaları hiçbir şekilde yaşamadan; tersine, büyük ölçüde güçlenerek ve insanlarda dev bir hayranlık etkisi yaratarak çıktı! Seçtiğim onlarca söz, tümce ve alıntılar için, gündem elverirse, lütfen önümüzdeki haftayı bekleyin. 

 

İmamoğlu’ndan yalnızca iki alıntıyla sözlerimi kapatmak istiyorum:

“Ahlak adaletten söz etmek değildir, güç sahibiyken de adalete razı olmaktır. Ahlak rakibini susturmak değildir. Rakibinin de hukukunu koruyabilmektir. Aksi durumda olanlar, ahlaktan bahsedemez. (…)

Bunların her biri tarihe geçti. Her günü, her anı tarihe not düşüldü. Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, her muhatabını tarih yazdı ve günü geldiğinde elbette ki yüce Türk yargısı huzurunda ilgili olan herkesin hesap vereceğini adım kadar iyi biliyorum.”

Post Date: 22.10.2026
Share on